İBB'ye yönelik soruşturma kapsamında açılan ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu dahil 414 kişinin yargılandığı davada, ilk duruşmanın 55. günü Silivri'de görülmeye devam ediyor. Son tutukluluk incelemesinde 9 kişinin daha tahliye edilmesi ile tutuklu sayısı 59'a düştü.
Dün savunması hastalanması nedeniyle yarım kalan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer savunmasını yaptı. Doğruer'in savunmasının ardından avukatı hakim karşısında beyanlarını veriyor.
Avukat Bürgehan Emrağ, müvekkilinin 19 Mart'ta adli kontrolle serbest bırakıldığını, mahkemenin o aşamada "Tutuklama gerekli değil" dediğini ifade etti. Daha sonra müvekkilinin tutuklandığını hatırlatan Emrağ, Doğruer'in tutuklanmasını zorunlu kılan herhangi bir somut olgunun bulunmadığını belirtti ve "Tutuklama bir zorunluluk değil, bilinçli bir tercih haline gelmiştir" dedi.
Doğruer dünden bu yana devam eden savunmasını tamamladı. Savunmanın ardından İmamoğlu Doğruer'e sorular sordu. İmamoğlu Doğruer'in geçmişini, CV'sini ilk defa burada kendisinden dinlediğini söyledi.
İBB'deki işine nasıl girdiğini soran Ekrem İmamoğlu ile Doğruer arasındaki soru-cevap şu şekilde oldu:
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; Doğan Bey, sunumunuzu dünden bugüne dinliyorum. Öncelikle sizin gibi kıymetli bir yöneticiyle İstanbul halkına hizmet etmekten büyük onur duyduğumu belirtmek isterim. Çünkü gerçek anlamda geçmişinizi, CV’nizi ilk defa burada sizden dinlemiş oldum. İşe girişlerde yüzeysel bir bakışla ve sonra görev almanız süreçlerini yaşıyoruz ama siz ve sizin gibi bir kısım yönetici arkadaşlarımı da burada tanırken, aslında kurmuş olduğumuz sistem içerisinde, birilerinin "suç örgütü" yaftalamasının tam aksine, kamu hizmetinde insanlara imkan sağlarken, istihdam sağlarken milletin evlatlarıyla çalışmanın, liyakat esasına göre nasıl sağlıklı düzenlendiğini ve sizin gibi insanlarla beni buluşturmasının da memnuniyetini yaşıyorum. Emeği geçen herkese de bu kapsamda teşekkürü bir borç biliyorum açıkçası.
Ama yine de teyit edilmesi ve burada heyetin huzurunda bazı hususların da kamuoyu nezdinde kayda geçmesi açısından bir kısım soruları tekrar soruyorum ister istemez. Ama öncesinde, eşinizin… Sabah anlatmış olduğum, kaçırılan çalışma arkadaşımızın yaşadığı trajedi, işkence ve neredeyse cinayete varacak süreçte eşinizin endişeli olması üzerine konuşmanızda ifade ettiniz; çok üzgün olduğumu ifade edeyim. Gerçekten tekrar ifade etmek isterim ki, Sayın Başkan ve Sayın Heyet'in huzurunda, bu yaşanan olaydan sonra birçok insanın ailesi aynı tedirginliği yaşamaktadır. Burada ve burada olmayan bir tehditle karşı karşıyadır. Bahsettiğim tedbirlerin alınmasını da tekrar hatırlatmak isterim. Tekrar üzüntülerimi belirtmek… Elbette İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurumumuzun da ilgilileri, yakın ilgiyi her arkadaşımıza göstereceğinden de şüphem yok.
Doğan Bey, öncelikle şunu sormak istiyorum tekrar: Sizin işe girişinizde, bizimle buluşmanızda, kısmen anlattınız ama yine sormak istiyorum. Yani herhangi bir kişi, sen, ben veya az önce bahsedilen örgüt diye tarif edilen ve yönetici diye suç isnadında bulunulan insanların yönlendirmesiyle mi yoksa siz geçmişte hem müfettişlik hem çok önemli finans kuruluşlarında hizmet etmiş bir insansınız, insan kaynakları prensibine ve objektifliğine uyan yöntemlerle mi İstanbul Büyükşehir Belediyesi çatısı altında bizimle buluştunuz ve işe başladınız?
Doğan Hamit Doğruer: Öncelikle iyi dilekleriniz için teşekkür ederim Sayın Başkanım. Özetlemek gerekirse, ben mahkeme heyetine de anlattım. Ben, 2019 yılında işe girene kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beylikdüzü ya da herhangi bir iştirak şirketinde çalışan hiçbir kimseyi tanımıyordum. İlk yaptığım mülakatlarda, insan kaynaklarının yaptığı mülakatta da hatta mülakat yapan kişiye, ben o zamana kadar yaklaşık işte 20 yıllık bir iş hayatından gelmiş birisi olarak da kendim böyle bir mülakattan geçtiğimi de hatırlamıyordum. "Çok yordunuz, çok zorladınız beni" diye gerek mülakat aşamasına gerekse, mülakattan sonra karşılaştığımda kendisine ifade ettiğimi de söylemek isterim. Hiç kimsenin bir yönlendirmesi olmadı. Tamamen ben tesadüfen gördüm bir ilan üzerine başvurdum, CV gönderdim ve mülakata çağrılarak işe alındım.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, burada şunu hatırlatmak istiyorum Sayın Heyet; yani hem işe giren arkadaşlarımızın geçmiş olduğu süreçlere baktığınızda da göreceksiniz hem de az önce sunumlarında izlediğimiz… Doğan Bey, ihale süreçlerinde de ne kadar çapraz bir denetimin, sıralı bir akışta birçok insanın birbirini onaylayarak süreçlerin yönetildiğini de göreceksiniz. Ve ne acıdır ki, bir dedikodu mekanizmasının ve iftiracıların oluşturmuş olduğu bir iddianamenin, iftiranamenin önümüzde, sizi de bizi de yoran bir sürece dönüştüğünü yaşıyoruz. Gerçekten çok can yakıcı bir şey. Yani burada yöneticileri izledikten sonra bu duyguyla soru sormanın da üzüntüsünü yaşıyorum.
Bu minvalde özellikle ki, çok detaylı bir şekilde sundunuz. Yani işte ihale komisyonu nasıl oluşuyor, kimin onayından geçiyor, genel müdür onaylıyor, ihale süreçleri başlıyor, o kadar kişi denetliyor, imza atıyor, sonra tekrar onaylıyor, ilgili kişi tekrar genel müdürün onayına yolluyor, o onaylıyor ondan sonra işlem gerçekleşiyor... Bu kadar süreci anlattınız ama yine soracağım: Size suça yönelten veya hukuksuz bir işleme yönelten bir baskıyı, bir talimatı, ben veya benimle ilişkili, dolaylı olarak birisinden duydunuz mu, yaşadınız mı? Böyle bir deneyim geçirdiniz mi Doğan Bey?
Doğan Hamit Doğruer: Hayır başkanım, hiçbir şekilde bana bir baskı ya da dolaylı bir şekilde olsa öyle bir baskı gelmedi.
Ekrem İmamoğlu: Valla açıkçası bir örnek vereceğim de yine çok güncel Sayın Başkan, sayın heyet. Yani sözümü bitireceğim bu aldığımız cevaptan sonra. Açıkçası ben bu soruları soruyorum çünkü kendisi örgüt üyesi. Ben de söz konusu iddia edilen suç örgütünün lideriyim. Yani böyle örgüt suç örgütü var mıdır dünyada? Bu kadar detaylı eleklerden geçirilerek insan kaynağıyla oluşan bir suç örgütü dünya tarihinde oluşmuş mudur? Açıkçası bunu ilginize ve dikkatine sunmak istiyorum. Ve burada bu soruları sorup bu cevapları alıyorum, üzülerek ifade edeceğim Sayın Başkan, sayın heyet, işe yarıyor mu ondan da emin değilim. Yani çünkü biz artık 4 aya yaklaşan bir zaman dilimine vardık. Ve artık neredeyse 60'a yakın duruşmayı tamamlamak üzereyiz Sayın Başkan. Ve 59 kişi tutuklu. Yani 59 kişi hakkında yani sizi ikna edemeyen hangi delile rastladınız veya hangi zorlayıcı delille karşı karşıyayız? Bakınız sürelerle ilgili arkadaşlarımızın talepleri var size, belki zorlayan ve tekrar kendini ifade etme talebini ortaya koyan dün Ceyhun Bey gibi arkadaşımız var.
Ya bir örnek vereceğim, yine dün bir IŞİD'li teröristin benim şahsıma yönelik bir suikast girişimi hazırladıklarını ama sonra vazgeçtiklerini ifade eden bir beyanı var. Bu beyanı bulunan insan ve o şey terörist ve o terör örgütünün sürecini burada benim koruma sorumlum anlattı. Ve bunun için de tedbir amaçlı jammer kullandığını da detaylıca anlattı. Ama dikkate alınmamış gibi iddia makamı bunun üstüne detaylıca sorular sordu sizin şahitliğinizde. Sanki jammer çok ciddi bir suistimalmiş gibi veya yapılmaması gerekirmiş gibi. Allah korusun, sizlerin başına böyle gelse bir şey, nelere tedbir alırsınız, almak zorundasınız ben biliyorum. O bakımdan, bu ve buna benzer yaşadığımız olaylar, süreçler neye yarıyor? Bir 10-15 gün sonra bir değerlendirme daha yapılacak. Bu insanlar kaç ay daha tutuklu yargılanacak? Dünya tarihinin en uzun tutuklu yargılanan insanları olarak mı geçeceğiz? Bu çok çarpıcı bir yere gidiyor, bunu da dikkatinize sunmak isterim Sayın Başkan.
İmamoğlu'nun ardından dün savunması yarım kalan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer kürsüye çıktı. Savunmasına başlayan Doğruer, kaçırılıp işkence edilen Erhan Karaal'ı çok yakından tanıdığını, yaşadıklarına çok üzüldüğünü ifade etti. Doğruer, Kültür A.Ş.'de 2019 yılından bu yana her sene Sayıştay denetimi yapıldığını, düzenledikleri istisna ihaleleri için herhangi bir eleştiri dahi almadıklarını belirtti.
GÖREV TANIMINI ANLATTI
İtirafçı olan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas'ın iftiracı olduğunu belirten Doğruer, "Kültür A.Ş.’yi ihalelere sokan bizzat kendisidir. Buna rağmen ihaleleri 'Doğan düzenlerdi' demektedir. İhale komisyonunda yer aldığım için en avantajlı teklif veren firmayı belirledikten sonra komisyon olarak onay veririz ve dosyayı Abbas'ın onayına sunarız." dedi. Doğruer, "Benim görevim şirketleri belirlemek değil, süreçlerin şirket yönergelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmektir" ifadelerini kullandı.
Bugünkü oturumda Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu söz aldı ve Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal'ın kaçırılmasına dair iktidar medyasını işaret edip tepkisini dile getirdi.
Savunmalar başlamadan önce söz alan Ekrem İmamoğlu'nun ifadeleri şu şekilde oldu:
Gerçekten bu savunma sürecindeki insicamı bozma konusunda da bizim de sizler kadar hassas olduğumuzu bilmenizi isterim ama bu çok önemli bir olay. Dolayısıyla Hamit Bey'in savunmasının öncesinde bunu sizinle paylaşmam gerekiyordu. Belki bilgi sahibisiniz, belki değilsiniz ama bildiğiniz tarafı şu olabilir: Malumunuz Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı kaçırıldı ve açıkçası bazı detaylarına da ben sabah erken dinlediğim ve okuduğum haberlerden, bir de burada da dinlediğim detaylardan haberdar oldum. Ne yazık ki ağır işkenceye maruz kalmış. Yoğun bakımda ve maruz kaldığı işkence biçiminde neredeyse 36 saat susuz bırakılması, tırnaklarının çekilmesi ve büyük bir işkenceye tabi tutulması söz konusu. Dün burada Barış Bey özellikle yandaş medyadaki kışkırtıcı ve hedef gösterilen bir biçimde beyanlarla ailelerinin tehdit altında olduğunu ve öyle hissettiğini ifade etmişti. Esasen ben de kendimi ayıpladım biraz, meseleyi hafiften aldığımı düşündüm bunları öğrenince. Ki dün yine Ali Rıza Dizdar Bey, Serdal Taşkın ile ilgili de benzer bir uyarıyı yaptığında ben yine meseleyi biraz rutinde karşıladım, tahmin diye karşıladım ama mevzunun ciddiyeti oldukça yüksek.
İKTİDAR MEDYASINA SERT TEPKİ: AİLELER HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR
Bu sabah bu elde ettiğim bilgiler doğrultusunda ifadelerde, işte
"200 kilo altın nerede, 500 kilo altın nerede, para nerede?" diye
işkencelere maruz tutulan insanlar, daha doğrusu bu işi yapan insanların
bu şekilde soruları sorduğu ve ben de simaen tanıdığım ama kendisini
kişisel olarak tanımadığım Genel Müdür Yardımcısı'nın ifadelerinde
bunları duyduk. Açıkçası buna sebep olan koşullar söz konusu Sayın
Başkan, Sayın Heyet. Bu da süreç devam eden iddianame ya da benim
ifademle iftiranameden kaynaklı ve bunu kendine her gün saçma sapan bir
haber kaynağı olarak gören, medyada yazan, çizen ve konuşan insanlar, bu
rakamları manşetten duyuruyorlar. İşte Akit, Sabah gibi birtakım
mecralarda, rakam vererek yani milyarlar yazarak, "Şu kadar altın"
diyerek bunu duyurmaları ve sanki böyle bir hesap varmışçasına yapılan
anlatı, gerçekten artık çok büyük bir suç olmaktan çıkmış, artık
azmettirici kaynağa dönüşmüştür. Bu azmettirici kaynağın sebebi de az
önce ifade ettiğim kurumlardır. Buradaki bulunan insanların ve
ailelerinin hedef haline geldiğinin altını çizmek isterim.
"İddia makamı dahil, herkes, artık çok büyük bir zan altındadır"
İddia makamı dahil, herkes, artık çok büyük bir zan altındadır.
Burada kazılan tarlaları, içi aranan kuyuları biz tutuklu kaldığımız
yaklaşık 17 aylık süreçte yaşadık. Bunu yapan, televizyonlarda bunu
konuşan meczupların hakkında bulunduğumuz hiçbir suç duyurusu, hiçbir
dava karşılık bulmamıştır. Altını daha önce bir ifademde çizmiştim Sayın
Başkan, yüzlerce başvurumuzdan bir tanesi dahi en ağır hakaret, en ağır
küfür, en ağır iftiranın dahi karşılık bulmadığını, tek bir tanesinin
hatta son dönemde 50-100 tanesinin nasıl bir sistem ki aynı savcıya
düşürülüp, aynı şekilde "Kovuşturmaya gerek yoktur" diye karşılık
bulduğunu söylemiştim.
"TEPEDEN TIRNAĞA HERKESİ UYARIYORUM"
Bu noktada Türkiye'nin bütün, tepeden tırnağa herkesi uyarıyorum.
Sizin de bu konuda bilgi sahibi olmanızı istiyorum. Yetkiniz nedir
bilmiyorum, ben hukukçu değilim. Sizin yapabileceğiniz bir şey varsa da
yapmanızı öneriyorum, çünkü bu davanın bir parçası bu mesele. İddia
makamını uyarıyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nı uyarıyorum.
Burada bulunan ve bulunmayan herkesin, aşağıda etrafımı sarıp 15-20
kişinin ailesinden şüphelerini, endişelerini dinledim.
"Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır"
Bu mesele çok mühimdir. Harekete, gerekli kurumların geçmeye
mecburiyeti olduğunu düşünüyorum, davet ediyorum. Hızlıca insanların can
tehdidini ve oluşan bu gerçekten dehşet verici, işkenceden cinayete
varacak kadar ileriye götürecek zihniyete sahip insanları harekete
geçiren iftiracıların, dünkü arkadaşımızın ifadesiyle “pişmancıkların”
veya bunların aparatları ile ilgili gerekli işlemlerin yapılmasını
önemsiyorum. Zira mesele ağırdır. Buradan da ilan ediyorum: Bir şey,
ortada bir şey yoktur. Bizim ne ayakkabı kutularımız vardır ne gizli
kasalarımız vardır ne de açıklanmayan tapularımız vardır. Lütfen bütün
kurumlar insanların annesi, babası, ama Erzincan'da ama İstanbul'da ama
başka bir yerde, korku ve tehdit altında olduğu bu iklime son verici
tedbirler alsınlar.
İran duyurdu: "Bölgedeki ABD şirketlerini vuracağız"5 izlenme
Barolar Birliği de doğruladı: "Sahte avukatların ne kaydı var ne de stajı"3 izlenme
Şehit annesinden 'Öcalan'a ziyaret' tepkisi: Niye benim kapımı çalmıyorsun?7 izlenme
ZEHİRLİ ISPANAK ALARMI11 izlenme
Avrupa'da yaşayan Türkler tahliye ediliyor! İstanbul Havalimanı'na ilk uçak indi.18 izlenme
Ünlü Usta Sanatçının Vefatı Sanat Dünyasını Yasa Boğdu17 izlenme
ABD'liler iyice saçmaladı! Trump'a Halkbank soruşturması.9 izlenme
Sanat camiasını yasa boğan ölüm12 izlenme