İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesi, bugün 11. gününde Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısında bulunan yeni duruşma salonunda devam ediyor.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yürüttüğü davada, tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin dinlenmesine devam ediliyor. İkinci celsenin 11'inci gününün en önemli gündemi ise Ekrem İmamoğlu'nun tahliye talebi oluyor.
Mahkeme heyeti, tahliye taleplerinin ilk duruşmadaki sanık sıralamasına göre alınacağını ve her sanık ya da avukatı için yarım saat süre tanınacağını açıklamıştı. Bu sıralamaya göre İmamoğlu'nun tahliye talebinde bulunacağı tarih 3 Eylül olarak belirlenmişti.
İBB davasında toplam 414 sanık yargılanıyor. Sanıklardan 53'ü tutuklu bulunuyor.
Tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin alınmasıyla birlikte gözler mahkeme heyetinin vereceği kararlara çevrilmiş durumda.
Bugünkü duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun tahliye talebi, avukatlarının savunmaları ve mahkeme heyetinin değerlendirmeleri takip ediliyor.
6 dakika önce
Mahkeme heyeti Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ve iş insanı Serkan Öztürk'ün tahliyelerine karar verdi.
Karar arasının sona ermesinin ardından mahkeme heyeti kararı açıklamak için salona geldi.
İmamoğlu salona "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganlarıyla giriş yaptı.
Savcının mütalaasını açıklamasın ardından duruşmaya karar arası verildi. O esnada salonda "Cumhurbaşkanı İmamoğlu" sloganları yankılandı.
İmamoğlu'nun sözlerini tamamlamasının ardından savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, tutukluların tutukluluk hâlinin devamı talep edildi.
İmamoğlu'nun kürsüde kadın tutukluların yaşadıklarından bahsettiği anlarda, salon bulunan kadın tutukluların gözyaşlarına hâkim olamadığı görüldü.
Son olarak İmamoğlu "Bu davanın millet şahididir. Bu hukuksuzluk... hukuksuzlukların şahidi millettir. Bize yapılanların şahidi milletimdir. Millet şahidimdir! Buradan ilan ediyorum: Cumhuriyet, demokrasi, adalet için bedeli hayatım da olsa sonuna kadar mücadele edecek bir Ekrem İmamoğlu buradadır. Ben bu iddianameyi yazanları yargılamaya burada devam edeceğim." diye konuştu.
Tutuksuz tanıklardan Muzaffer Beyaz hakkında istenen ancak kabul edilemeyen tutukluluk talebine de değinen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Tutsaklıkla tehdit edilince bir insanın nasıl yığıldığını gördüm. Bir gün sonra nihai durumunu, ek ifade olarak eline tutuşturulan metni nasıl okuduğunu da gördüm. Yazık değil mi? 'Bu salonda gerçekleri söylersen başına gelecekleri görürsün' uyarısı mıdır bu? Biz savcılık tarafından insanların aileleriyle nasıl tehdit edildiğini gördük. Hakkını helal eden adama nasıl tutuklama istendiğini hep birlikte gördük. Bu, henüz kürsüye gelmeyenlere 'Tekrar özgürlüğünüz dâhil her şeyle sınanacaksınız' demektir."
"Ertan Yıldız’ın duruşmada söyledikleriyle daha önce söylediklerinin nasıl uyuşmadığını da gördük. Savcının dosyanın belkemiği ilan ettiği itirafçı dinleniyor; sorular bitmeden mikrofonlar kapatılıyor ve soru sorulmayacağına karar veriliyor. Sözde örgüt liderinin avukatları soru sormadan buradan uğurlanıyor."
"Naim Erol Özgüner adlı itirafçı dinlendi. Telefondan insanlar yattı; ama telefonla ilgili bir şey olmadığını avukatları itiraf etti. Bu sır telefonla ilgili yetkililere ihbar yapılmış. Sizce böyle bir ihbar geldiğinde telefonla aranamayacak kişi kim olur? Özgüner olur. Ama nasıl oluyorsa savcılık avukatı arıyor. Normalde ne yapılır? Evi basılır, normalde yapıyorsunuz ya; evinde arama yapılır. Nasıl oluyorsa o avukat telefonla aranıyor. Ayıptır, yazıktır."
"Şunun altını çizeyim: Burada gencecik çocuklar geldi, sanık diye ifade verdi. Yazıktır. Trol kültürünü bu ülkenin topraklarına taşıyanların kim olduğunu biz biliyoruz. Kendi gözlerimle gördüm iş insanlarının cep telefonunda; o insanların nasıl bakan olduğunu da gördüm. Ama bu çocuklar masum çocuklar ve burada yargılandılar. Ben bunları yapanları kınıyorum."
"Acele etmemiz gereken bir şeyi hatırlatayım mahkeme heyetine: Bu insanların tahliye olması, tutuksuz yargılanması... Ama bütün bunlar yaşanırken aklıma şu geliyor; acaba kim acele ediyor? Bu salonda yaşananlar gerçekten zorluk, bizim adımıza büyük bir zorluktur; adil bir mahkemede olmak istememizin feryadıdır bu. Bu sözleri 87 milyon yurttaşıma iletilmesi için anlatıyorum. Milletimizin şahit olması için anlatıyorum." diyen İmamoğlu konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:
"Hiçbir gerekçe gösterilmeden iki kere duruşmadan çıkarıldım. Yine bu duruşmalarda vahim olaylar yaşadık; iddia makamının 'Haddini bil, yoksa bildiririz!' dediğini duyduk. Ben hâlâ o çoğul cümlede kimden bahsediyor bilmiyorum. Bana kimler haddimi bildirecek?"
İBB davasında ikinci celsenin geç saatlere kadar sürmesine de değinen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İlginç bir celse yaşıyoruz, gece yarılarına kadar sürüyor. 15 saati aşan duruşmalar yapıldı. İnsanı fiziksel ve zihinsel olarak tüketen duruşmalar yaşatıldı. Bunun anlamı şu, tutsak arkadaşlarım için konuşuyorum: Günlük 4-5 saatlik uykuyla, yani yaklaşık 100 saatte 1 gram temiz hava almadan bu duruşmalarla karşı karşıya kaldık. Bunun hukuki değerlendirmesi elbette yapılacaktır. Böyle acele olmaz; böylesi acele işe şeytan karışır."
"Siyasi şov aslında bu iddianamede yazan şeydir. Sonra savunmamıza 'siyasi şov' deniliyor. Bu iftiranamedir, terfinamedir; bütün iddialar çöptür. Ben bir tek delil görmedim, gören varsa yansıtsınlar ben özür dileyeceğim." diyen İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
"CHP’yi ele geçirme işlemi ne yazık ki bu ucube rejim tarafından butlan kararıyla devam ettiriliyor, bizimle ne alakası var? Bütün bunlar yaşanırken bizden hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor. Millet şahidimdir. Anlatmamızdan, milletin gerçekleri duymasından rahatsızlar. Öyle ki bu salonda değil, dışında bile duyulmasından rahatsız oluyorlar.
Bu süreç avukatım Mehmet Pehlivan'ın gözaltına alınmasıyla başlamış, savunmam engellenerek devam etmiştir. 'Süre sınırı getirilmesin' dememe rağmen savunmama engel olunmuştur. Gerçeğe aykırı bir şekilde savunma yapmamakla suçlandım; bu durum belgelerde de mevcuttur. Ben hak yemem, hakkımı da yedirmem. Mahkeme salonundan çıkarıldım, 'Susma hakkını kullanıyor' denildi. Ardından bir kitap yazdım, halkımızın bilmesini istedim. Ama milletime ulaşması engellenmek istendi. Yazdığım şeyden bile çekinen bir düzen olabilir mi?"
"Sanığın savunması siyasi şov olarak nitelendirilemez. Biz burada gerçekten Türkiye'yi çok ağır bir sürece doğru iten bir avuç muhterisle karşı karşıyayız; anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz, devam edeceğiz." vurgusu yapan İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Savunduğumuz özgürlüğümüz, itibarımız ve geleceğimizdir. Siyasi şova ihtiyaç duyanlar halkın ekmeğine göz koyanlardır. Hakları için direnen madenciler, doğası için direnen köylüler, eğitim için direnen öğrenciler bunlara göre şov yapmaktadır. Esas güçlü olan millettir, bu kavram değişmeyecektir. Millet güçlüdür."
"Bütün bunlar yaşanırken Adalet Bakanı çıkmış, 'Ekrem İmamoğlu hakkında davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu hâlâ?' diye soruyor. 'Bana göre asrın yolsuzluğu' diyerek cezayı önden kestirmeye çalışan şahıs yetmemiş, bu ucube sistemde bir de HSK Başkanı olmuş. Derdi Ekrem İmamoğlu." diyen İmamoğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ben cevap vereyim: Evet, canlı yayını istiyorum hem de misliyle istiyorum. Hatta ileri gidiyorum; baştan sona geçmiş duruşmalar da yayınlansın, SEGBİS kaydı var. Benim milletimden saklayacağım bir şey yoktur. Millet görsün, kendi karar versin. Çünkü millet şahidimdir."
"Başsavcı olduğu dönemde kanuna aykırı basın açıklaması yapıyor, o dönemde iftiraları kamuoyu önünde anlatıyordu. Hatta gizlilik kararı olan dosya içinde yalan, dolan, iftira ne varsa; avukatların katına dahi çıkamadığı adliyede bütün bunlar yandaş basına sızıyor, masumiyet karinesi hiçe sayılıyordu. Tarihte görülmemiş, hiç kimsenin başına gelmesin. Alçakça tasarlanmış bu dönemde ailelerimiz saldırılara maruz kaldı. Makamı gereği siyasetçi oldu, yine yargı sürecini etkilemeye yönelik konuşmalarına devam ediyor. Kimse emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hatırlayın; ilk celsenin ardından çıkıp bana nasıl savunma yapmam gerektiğini anlatıyordu. 'Aynı anda bakan, başsavcı, hâkim, savcı ve avukat mı olmak istiyor?' diye düşünmeden edemiyorum. Ancak bilinsin ki bu siyasi kişi, yani Adalet Bakanı, AK Parti'nin 31 Mart yenilgisinin hemen ardından bu soruşturmayı başlatmak için başsavcı olarak atanmıştır. Bu soruşturmanın karar vericisinin tensipleriyle göreve gelmiştir.
"Yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak Adalet Bakanı olmuştur. Türkiye'deki ucube sistemin gereği de bütün hâkimlerin başına HSK Başkanı oldu. Avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Bu cendereyi yaratanlar, buradan adalet çıkacak diye yüce Türk milletini bu işlemeyen sistemde ikna edemezler. Biz bir maça çıkmışız; iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak ama bir de ne görelim? İddia makamı karar merciinin tepesine oturtulmuş, Adalet Bakanı HSK Başkanı olmuş. Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, geleceği adına bu kötü düzen en büyük tehdittir. 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş kişiyim; 23 hâkim değiştirildi benim duruşmalarımda."
İmamoğlu tahliye talebinde bulunmak üzere kürsüye geldi.
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı'nın ilk ifadeleri şöyle:
"Silivri'deyiz. Silivri'de mahkeme başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın olduğu bu haftada; Cumhuriyetin, demokrasinin ve adaletin kolonlarının sarsıldığı bir dönemde mücadele veriyoruz. Barışın konuşulduğu, otoriter rejimin ise savaş narları attığı bu süreçte Atatürk’ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözlerine sahip çıkıyoruz.
Hukukçularımızın da aynı şekilde hayırlara vesile olmasını dileyeceğim bu başlangıçta; ne yazık ki yargıya inanılmadığı ve güvenilmediği bir ortamda, hasarların acilen giderildiği, yere düşen adaleti tekmelemenin değil onu ayağa kaldırmanın amaçlandığı bir süreç olmasını önemsiyorum. Çok önemli bir dönemde çok büyük sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu biliyorum.
Böylesine büyük bir salon acaba ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor ya da yapabilecek? Yanıtını elbette milletimiz verir. Bu salona baktığımızda, örgüt kavramının konuşulduğu bir ortamda başta kadın arkadaşlarımız olmak üzere kıymetli kader arkadaşlarıma baktığımda buradan bir örgüt çıkmayacağını herkes görüyor. Kim bakarsa görebilir; ama bakmazsa, görmek istemezse... Buradan bir örgüt çıkmaz ancak büyük zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var."
Kaynak: Halk TV
MSB'den Bitlis'teki helikopter kazasına ilişkin flaş açıklama: Herhangi bir patlama ve yanma emaresine rastlanmadı13 izlenme
AKP’li belediyenin kıyağı! Mecliste ormanlık alan metrekaresi 1 TL’den ihale edilmiş!10 izlenme
CIA gazetecileri9 izlenme
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tabloyu açıkladı: Can kaybı 5.065'e, vaka sayısı da 194.511'e yükseldi!6 izlenme
Asmalı Konak'a İlham Olmuş Hayat Hikayesi ve Zamansız Ölümüyle İz Bırakan Oyuncu Derya Arbaş13 izlenme
Ekonomik kriz arşa çıktı, memur zammı tepki çekti!19 izlenme
Kanada'da yatılı kilise okulu skandalı mahkemeye taşındı11 izlenme
AKP’li başkan ‘resmen’ dayak timi kurmuş: 7 yıl ara ile gerçekleşen saldırıda aynı isimler çıktı!5 izlenme
Canan Karatay açıkladı! Metabolizmayı yüzde 30 hızlandırıyor
Biden'dan ilginç itiraf: ''Çin'i durdurmazsak bizi geçecekler, pek çok alanda büyük projeler yürütüyorlar''
Yemen'den İsrail'e saldırı düzenlendiği açıklandı: "Saldırılar devam edecek"
Kılıçdaroğlu Herkes Duyacak Diyerek Tarih Verdi