Home
30 Mart 2026 ( 0 izlenme )
Reklamlar

İBB davasında 12. celse: İmamoğlu 2 ayrı davadan hakim karşısında


İBB davasında 407 kişinin yargılandığı duruşma 12. gününe girerken, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün 2 farklı davada hakim karşısına çıktı. Bilirkişi davasında savunma yapan İmamoğlu dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Öte yandan İBB davasında ise Ceyhun Avşar savunma yaptı.


CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da yer aldığı İBB davasında, 107’si tutuklu ve 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 kişinin yargılandığı duruşma dördüncü haftaya girildi. Yargılama, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki 1 No’lu salonda görülüyor.

12.50 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Danıştay'ın da açılan davada ihalenin usule uygun bulduğunu belirten avukat Uzun, "Tam bu noktada cumhuriyet savcısı çıkıyor, usulsüzlük vardır diyor ve soruşturmaya dahil ediyor" ifadelerini kullandı. Uzun'un sözlerinin ardından mahkeme başkanı duruşmaya öğle arası verdi.

12.36 | BİLİRKİŞİ DAVASI ERTELENDİ

İmamoğlu'nun hakim karşısına çıktığı 'bilirkişi' davası 13 Temmuz'a ertelendi.

12.33 | İMAMOĞLU ERDOĞAN VE AKIN GÜRLEK'E SESLENDİ

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Akın Gürlek’e seslendi, “Çıkalım şehir şehir gezelim yağma talan rant deyince kim gelecek bu milletin aklına. Savcılar bile soru sorarken beyana göre diyor delile göre demiyor. Kimi malıyla kimi eşiyle tehdit edildi. Asrın hukuksuzluklarına imza atılıyor. Şimdi çıkmış CHP Genel Başkanını, Muhittin Böcek’i tehdit ediyor. Utanmadan mahkeme salonları siyaset sahnesi değildir diyorlar. Savcı cübbesiyle asrın yolsuzluğu deyip bakan koltuğunda da aynı sözü söyleyen kim?” dedi.

Gürlek hakkındaki tapu kayıtları iddialarına da değinen İmamoğlu, "İnsanları aileleri mağdur ediyorlar, haysiyet suikastlığı yapıyorlar. Sonra ‘babam üzülüyor.’ Bakan, tapu listesi çıkınca kime saldıracağını şaşırdı. Tek dertleri yaptığı rezillikler konuşulmasın. Babasına kimse bir şey demesin çok üzülüyormuş ama çocuklar anneler feryat feryat ağlasın öyle mi? Hak ettikleri muameleyi adil yargı geldiğinde görecek” diye konuştu.

"SİZ DE BİZİ YARGILARSINIZ"

İmamoğlu, "Sorgu sırasında bana ne söyledi biliyor musunuz? 'Ekrem başkan sorgun bitti, Ekrem başkan kusura bakmayın ayaktayız. Yarın siz cumhurbaşkanı olursunuz masanın bu tarafına geçersiniz biz de o tarafına geçeriz siz de bizi yargılarsınız' Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz suç mu işlediniz? Ben bunun için mi cumhurbaşkanı olmak istiyorum? Siz kim biz kim bu düşünce bile başlı başına bir sorun dedim ve öyle çıktım odadan" ifadelerini kullandı.

İMAMOĞLU’NDAN 'YARGILANACAKLAR' ÇIKIŞI

İmamoğlu, “Cesareti artırmanın gerektirdiği her şeyi yapacağım, asla vazgeçmeyeceğim. Bu kumpasların içinde olanlar ‘anayasal düzeni bozma’ suçundan hesap verecektir. Aziz milletimiz hesabı da sandıkta kesecektir" değerlendirmesinde bulundu.

TUTUKLU GAZETECİLERİN ADINI TEK TEK SIRALADI

İmamoğlu, tutuklu gazetecileri sıraladı. İmamoğlu, “Gazetecilik yaptığı için Alican Uludağ, İsmail Arı, Merdan Yanardağ neden hapiste? BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen neden hapiste?” şeklinde konuştu.

"İHALELERDE NEDEN CENGİZ, MAKYOL GİBİ ŞİRKETLERİ DEĞERLENDİRMEDİNİZ?"

Tutuklu sanıklar, avukatlar, gazeteciler ve mahkeme heyeti salondaki yerini aldı. İzleyiciler, tutuklu Fatih Keleş'in doğum gününü kutladı. Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin, turkuaz basın kartı olmayan gazetecilere yönelik uygulamanın sonlandırılmasını talep etti. Mahkeme başkanı bu talebe yanıt vermedi. Duruşma, Ceyhun Avşar'ın sorgusuyla başladı.

Mahkeme başkanı, İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar'a, "İhalelerde neden Cengiz, Makyol gibi şirketleri değerlendirmediniz?" diye sordu. Avşar, "Beklediğimiz teklif gelseydi ihaleyi iptal etmezdik. 641 milyon TL kamu faydası oluşturuldu" yanıtını verdi.

Duruşma savcısı, Adem Soytekin ve Ensar Yıldız'ın Kalyon İnşaat'ın yaptığı metroyla ilgili ifadesi olduğunu söyledi. Avşar, "Noterden evrak düzenlenmiş. Nerede peki, noter neredeymiş, kimmiş? İddia makamı bunu yazıyorsa evrakı da koyması lazım. Ama yok" dedi.

Duruşma savcısı, Fatih Keleş'i kastederek, "Fatih abi yüzde 5 al derse yeter mesajını açıklayın" ifadelerini kullandı. Avşar, "Fatih abi" sözüyle kastedilenin Fatih Keleş değil Fatih Gültekin olduğunu söyledi. Bu diyaloğun ardından Avşar'ın avukatı, "Fatih Keleş'i tanır mısınız? Abi diyecek samimiyetiniz var mı?" diye sordu. Avşar'ın yanıtı ise, "Hayır tanımıyorum" oldu.

Avşar'ın sorgusu bitti, avukatı Abuzer Uzun'un savunması başladı. Kamu zararı iddiasıyla şikayetçi olan AKP'li avukat Ogün Kuzu'nun dilekçelerinin sistemde gözükmediğini, savcılığın algılarıyla uğraştıklarını söyleyen Uzun, "Bizim örgütle ilgili suçlamamız yok ama bu yüzden tutukluyuz" dedi. Savcılığı iki ayrı işi aynı gibi gösterdiğini ancak Ulaştırma Bakanlığı'ndan gelen bilirkişinin de aynı olmadığını belirten avukat Uzun, savcılığın bu durumu iddianameye yansıtmadığını belirtti.

"Fesat karıştırılmış ihalelerde yaklaşık maliyette bir şişirme olur. Bilirkişi incelediği ihaleyi piyasa koşullarına uygun buluyor" diyen avukat Uzun, duruşma savcısının Ceyhun Avşar'a AK Partili avukat Ogün Kuzu'nun ihbarına ilişkin sorusuna atıf yaptı. Bu sırada duruşma savcısı araya girdi. Avukat Uzun, "Bana soru sormayın. Ben soru sorulacak makam değilim" dedi. Savcı, "Sormayacağım" yanıtını verdi. Avukat Uzun, "O zaman tartışma çıkartmak için konuşuyorsunuz" diye konuştu. AKP'li avukat Ogün Kuzu'nun ihbarının ardından ihale bilgilerinin sızdırıldığı iddiasının İstanbul Valiliği tarafından da yalanlandığına dikkati çeken avukat Uzun, "Valilik müvekkilim tutukluyken, hakkında soruşturma izni verilmemesine karar veriyor. İhbarcı istinafa gidiyor. İstinaf yeterli delil, belge yok diyor. Yani yargı da bir usulsüzlük görmüyor" ifadelerini kullandı.

10.57 "EKREM İMAMOĞLU MESAİSİ YAŞANIYOR"

İmamoğlu savunmasında şunları söyledi:

"Silivri'de şu an bu salonda duruşmam devam ederken, yine bu binada bir başka salonda da şahsıma ve yol arkadaşlarıma yönelik bir başka kumpasın, bir başka Ekrem İmamoğlu davasının yargılaması yapılıyor. Buradan o salonda haysiyet mücadelesi veren tüm arkadaşlarıma en içten selamlarımı gönderiyorum. Tabii onları yalnız bırakmayacağım; bu duruşma bitiminde o mahkeme salonuna, duruşma salonuna geçerek onlarla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Hukuksuz olduğu kadar yalanla, uydurma beyanlarla, sahte belgelerle, kes kopyala sayfalarla ve gizli tanıklarla kurgulanan bu kumpasın altına imza atan bir avuç muhteris, bu senaryoyu yazan herkesle birlikte kendi iftiralarında boğulacaklarına inancım tamdır. Bu konuda hiç şüphe duymuyorum ve her zaman inancım tamdır ki hak yerini bulacaktır.

Tabii 4.000 sayfalık bir 'iftiraname' var diğer salonda ve o iftiraname benim için bir çöptür, çöp olmaya da mahkumdur. Tabiri caizse burada bugün bir 'Ekrem İmamoğlu mesaisi' yaşanıyor. Her köşe başında bir kumpas, her salonda bir pusu kurulmuş durumda. Böyle bir gündemle karşı karşıyayım. Bu duygularla kıymetli milletimize haykırıyorum: Bu kumpaslara karşı verilen mücadele sadece bireysel bir hak ve özgürlük mücadelesi değildir; tarihimizin en büyük demokrasi ve adalet mücadelelerinden birisidir.

Sayın Yargıç, açıkçası sayısını bile artık kestiremediğim, hatırlayamadığım, her saydığımda birkaç tanesini ıskaladığım bir mahkeme fırtınasıyla karşı karşıyayım. Ve bu fırtına öyle enteresan ki artık istatistiklere sığmıyor; hesaplamalarla bile anlayamayacağınız bir durumla karşı karşıyayım. Bazen bazı mahkemeler niye açıldı diye düşünmeden edemiyorum. Tabii yeni devreye giren birtakım kanunlarla da açıldığı gibi kapananlar da oldu. 'Çirkin davası' vesaire gibi çok komik duruşmalar tezgahlanmaya çalışıldı.

Bu mahkeme de başladığından beri yaşanan yargıç değişim süreçlerinden birine siz de muhatap oldunuz. Dolayısıyla bir ara yargıçla karşı karşıya gelinmişti, siz aslında 3. hâkim olarak burada bulunuyorsunuz. Ben de sizin huzurunuzdayım. Bu davanın konusu da bilirkişiyi ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmişim ben. Bu suçlamalarla yargılanıyorum. Ancak ortada izaha gerek bırakmayacak kadar açık bir gerçek var: Biz bir bilirkişiyi etkilemedik. Çünkü ortada etkilenecek bir süreç yoktu. Karşımıza çok ilginç bir şahsiyet çıktı. Söz konusu bilirkişi raporlarını zaten tamamlayıp mahkemeye sunmuştu. Bizim yaptığımız, bu raporların içeriğini, sonuçlarını ve yarattığı etkileri kamuoyuna anlatmaktan ibarettir.

İsmi geçen bilirkişi S. Bey, benimle veya Cumhuriyet Halk Partili belediyelerle ilgili dava dosyalarındaki görüşünü zaten çoktan sunmuştu. Biz de açıkçası o davaları ve duruşmalardaki dosyaları inceleyince ve farklı farklı dosyalara hep aynı arkadaşların baktığını görünce böyle bir 'kişilikle' karşı karşıya geldik. Açıkçası 'kişilik' demek bile bana zül geliyor, o kadar ifade edeyim.

Suçlamaların temeli olan 27 Ocak 2025 tarihinde yaptığım konuşmada, bu şahsın şahsımla ilgili sunacağı yeni bir raporu yoktu; zaten bütün raporları aylar öncesinde sunmuştu. Tabii aynı kişi üzerinden yeni bir planlama var mıydı? Çünkü kişiye özel dosyaları birleştiren bir sistem vardı Cumhuriyet Savcılığı’nda. Bu çok net. Benim şahsıma dair yeni bir rapor planı var mıydı bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla yoktu. Konuşmamda onu etkilemeye yönelik tek bir kelimem var mı? O da yok. Talimatım var mı? Ki mümkün değil. O da yok. O günkü açıklamalarım, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında eleştiriden ibarettir.

Bu raporların sonuçları insanların hayatına mal olacak seviyededir ve ben de tam olarak bunları anlattım. Örneğin Beylikdüzü Yayla Davası'nda Danıştay, yani yüksek yargı; 'İç denetim yeterlidir, belediye başkanının sorumluluğu yoktur' diyor. Ancak bu bilirkişi, çıkıp bir rapor hazırlıyor ve ihale iptali olmadığı halde 'Ekrem İmamoğlu suçludur' diye yazıyor. Ortada böyle bir denetçi raporu var mı? Yok. Yani bilirkişi, o dosyada yalanla, iftirayla beni suçlama gayretinde. Bunu ben anlatmayacağım, dert yanmayacağım veya toplumu bu konuda bilgilendirmeyeceğim de ne yapacağım? Bu benim en doğal hakkım.

Hukuksuz yöntemlerle oluşturulmuş bu davaları tespit ettik. Özellikle beni ve Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri hedef alan bu raporları kim yazmış diye baktığımızda hep aynı isim çıktı karşımıza: S. Bey. Evet, S. Bey. Böyle bir durumu eleştirdiğim için yargılanıyorum, gerçekten bu absürt bir davada. Ne yazık ki sizin de ifade ettiğiniz gibi iş yükü çok yoğun ve sayenizde böyle absürt bir davaya mesai harcamak zorunda kalıyorsunuz. Ne yapmam gerekiyor? Milletin önünde bize kasıtlı iftiralar atılırken kendimizi savunmayıp 'Ya Rabbi şükür' diyecek halimiz yok yani.

Biz milletin iradesiyle, 16.000.000'luk dünyanın en güzel ve en büyük kentlerinden birinin belediye başkanıyız. Bu iftiralara karşı dik duruşumuz hem bu şehrin belediye başkanı olarak hem de 86.000.000 insanımızı yöneteceğine inanan bir aklı, mantığı ortaya koyarak, tarihte görülmemiş 15.500.000 insanın ön seçimde oy kullanarak yetki vermek istediği bir Cumhurbaşkanı adayı var karşınızda. Dolayısıyla ben burada sadece kendi hakkımı değil, yapılan hukuksuzluklara binaen aziz milletimin hak ve hukukunu savunmakla ilgili hamleler yapıyorum.

İstanbul'da 8.000'in üzerinde bilirkişi var. Çok enteresan; bu kadar kişi arasından 4 ayrı dosyada da aynı ismin atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor. Ben bir laf atayım ama aslında 100 katrilyonda 1!. Ekrem İmamoğlu ile ilgili 4 dosyaya bu insanın girmesi 100 katrilyonda 1 iken, diğer CHP'li belediyelere de aynı kişinin nokta atışı atandığını eklediğiniz zaman artık matematik buna yetmiyor. Ben bu imkansızlığı tespit etmişim, kamuoyuna duyurmuşum ve hakkında işlem yapılmasını istemişim. Ancak yargıya çöreklenmiş bir avuç kötü niyetli muhteris ne yapıyor? Dönüp bana dava açıyor. Ben ne derim onlara? 'Hadi oradan' derim, 'Hadi oradan!'

Ayrıca bu bilirkişi sadece rapor yazmıyor Sayın Hâkim. Onlarca siyasetçinin ve bürokratın hayatını altüst ediyor. Bu yalan ve iftira raporlar, kıymetli dostum, değerli hocam, Esenyurt Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Özer'in de hayatını etkiledi. Bilirkişi resmen üçkağıtçılık yaptı. O sistemin içinde onun yaptığı, 3 bilirkişiden 2'sinin ortak beyanına karşı, sadece bu S.Bey'in beyanının kabulüyle kendisi 1 yıl 10 gün tutuklu kaldı. 1 yıl 10 günün hesabı verilmez mi? Onunla birlikte masum ve gerçekten mağdur olan, içinde birebir tanıdığım hasta kardeşlerimin de olduğu bürokratlar burada, Silivri'de yattılar.

Bu haince raporlarla insanlar tutuklandı, itibarları zedelendi. Yargı, bilirkişi ve medya iş birliğiyle ailelere haysiyet cellatlığı, itibar suikastları yapıldı. Ne kadar basit değil mi? Meseleye sadece 'bilirkişi' diye bakmak ne kadar basit kalıyor. Bakın vardığı noktaya ve ona dayanarak verilen kararlara!

Bu ülkenin saygın bürokratları, siyasetçileri ve emekçileri kelepçelerle sıraya dizildi. Onlarcası. Dronlarla havadan çekildi, fotoğrafları ve videoları medyaya servis edildi. Eee biz de ne yapacağız? 'Ya Rabbi şükür' diyerek izleyeceğiz! Biz! Bu milletin karakteri bunu yapmaz. Ben öyle bir milletin evladı değilim. Bana bu milletin, bu toprakların verdiği karakter, haksızlığa karşı mücadele etmeyi öğretmiştir. Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytanın en öndeki neferidir. Öyle ifade edeyim."

"AKP'Lİ İSİMLER OLUNCA OLUMSUZ RAPORLARI OLUMLUYA DÖNÜYOR"

"Böylesi kötü ve çirkin zihniyet zincirinin halkalarından biridir o bilirkişi S. Bey. Durum ispatlıdır, nettir. İstanbul'daki bunca bilirkişi arasından bu olumsuz sürece imza atılması için özellikle tercih edilen kişidir. Aynı şahsın, 2019 öncesi teftiş kurulumuzun dahi ne belirlediği, hakkında suç duyurusunu ısrarla yaptığımız AK Partili isimler olunca, bir anda o olumsuz raporları olumluya dönüyor mesela. Bu da ispatlı. Yani oraya da adrese teslim yollanıyor ve suçunun ispatlı olduğu durumlarda, aklayıcı olarak bu sefer dosyaya imza attığını tespit ettik. Ne tesadüf! Bunları eklersek o '100 katrilyonda 1' dediğim rakamlara doğru gidiyor. Karşı karşıya olduğumuz pervasızlığın boyutu budur.

Burada sorulacak net bir soru vardır: İBB davasında belediye başkanları, yöneticiler ve 100.000 kişilik yönetim organizasyonuna ‘suç örgütü’ muamelesi yapılıyor. Yani bugün bu davanın, diğer salondaki davayla veya diğer saymakta zorlandığım 10’dan fazla davanın birbiriyle ilişkisi yok diye düşünmeyin. Birileri hukuksuzluk ve zalimlik konusunda, şeytanlığı da yanına ekleyerek, taşları dizerek yaptıkları işlerin hepsi birer parçasıdır. O manada tabii ki biz ve arkadaşlarımız, insanlarımıza hizmet etme gayretinde olan insanlar, böyle bir suçla itham ediliyor. Ben de her yerde soruyorum: 'Biz nasıl bir örgütüz yani? Yoksa biz mi örgütüz? Yoksa her davayı aynı bilirkişiyle, aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren bu sistem mi örgütlü bir suç işliyor?' Bu çok net.

Tekrar ifade ediyorum; 100.000 kişilik, milletin evlatlarıyla, kimin nereden geldiğine bakmaksızın, eş dost vesaire diye asla bakmadan, milletin evlatlarının hayat boyu biriktirdiği kariyerlerindeki, uzmanlık ve marifetlerine, performanslarına bakarak oluşturduğumuz; sadece üst yönetici sayısı 1.300 olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin nitelikli hizmet konusunda tarihi başarılara imza atan İBB mi suç örgütü, yoksa az önce söylediğim o kötülüklerin ve zalimliklerin taşlarını dizen, o işleri planlayan insanlar mı örgütlü suç işliyor? Benimce cevap çok net. Çok basit bir örnek daha vermek isterim: Bana, gazeteci Merdan Yanardağ’a, Harbiye mezunu hem silahlı kuvvetlere hizmet etmiş hem sonra iletişimci olarak dünya çapında ün kazanmış Necati Özkan'a 'casusluk' iftirası atarak, vatana bağlılığımızı sorgulayacak kadar gözü dönmüş olanlar mı bu ülkeye kötülük ediyor? Çok büyük kötülük ediyorlar.

Sayın Yargıç, size ve aziz milletimize adil yargılamaya müdahalenin, gerçekte nasıl yapıldığona dair somut örnekler vereceğim. Ancak bu şekilde bizim gördüğümüz durum veya bize yapılan o zalimliği, bu dava çerçevesinde çok net anlarsınız.

Ne yazık ki ülkemizde adil yargılamayı etkilemek; bir söz söylemekle değil, yargıyı dizayn etmekle, hâkimi yerinden etmekle, savcıyı sürgüne göndermekle, yani yargı eliyle yapılır. Çok değil birkaç ay önce yine bu kürsüden ifade etmiştim. Ben burada yalnız kendim için konuşmuyorum. Bu ülkenin vicdan sahibi, namuslu ve gerçekten hepimizin sırtını dayayacağı, geleceğimizi emanet edeceğimiz namuslu, vicdanlı hâkim ve savcıları için de konuşuyorum. Çünkü bu sistemde işleyen kural artık herkesçe bilinmektedir: Eğer sizden beklenen kararı vermezseniz, önünüze konulan sipariş iddianameyi hatırlamazsanız, bir gece ansızın yayınlanan bir kararnameyle kendinizi bambaşka bir şehirde, bir nevi sürgünde bulursunuz. Bunu sizin yüzünüze karşı söylüyorum. Çünkü namuslu, onurlu, haysiyetli olarak bildiğimiz ve her birinin de öyle olmasını arzu ettiğimiz hâkimler, yargıçlar; her şeye rağmen vicdanla, ahlakla ve adaletli kararlar vermek zorundadır. Sonucu ne olursa olsun. Bu kadar net.

Evet, bu ülke sırat köprüsündedir yani. Şu anda öyle bir köprüdedir. Bu süreçte en büyük sınavı veren, ülkenin yargıçlarıdır. Bunun altını çizmek istiyorum. Sayın Yargıç, bakın içinde birçok meslektaşınızın olduğu ve insanlara yapılan zalimlikleri hızlıca anlatacağım. Hiçbirini tanımam; hiçbirini böyle gelip sizin gibi karşımda gördüm, tanıdım, o kadar. Bir kısmını tanımadım bile. Helal diplomama karşı, Allah'ıma şükür yani… Benim gösteremeyecek bir tane üniversite arkadaşım yok vallahi; yüzlercesiyle stat doldururum hepsiyle. Ama bir başkası tavla bile oynayacak arkadaşını gösteremez ama benim var. Allah'ıma şükür sonuna kadar helaldir.

Helal diplomama karşı açılan ceza davasıyla başlayalım: İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Kahramanmaraş'a gönderildi. Belirtmek isterim ki aynı 59. Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin il binası davasına da bakıyor. 5. İdare Mahkemesinde görülen davada mahkeme başkanı ve üye hakim bir gecede HSK kararıyla görevlerinden alındı. Bir gecede. Bir hafta. Yani biz idari mahkemeye nasıl başvurduk, hemen günler içerisinde pat diye görevden alındılar. Tezgaha bakar mısınız? Buna ne ihtimal hesabı sığar ne istatistik hesabı sığar.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi, dönemin başsavcı görünümlü siyasetçisine yönelik sözleri nedeniyle yargılandığım davada, 'Ekrem İmamoğlu tüm suçlardan beraat etmeli' şerhini koydu. Hemen bu üye hakim İstanbul 45. İş Mahkemesine gönderildi. ‘Ahmak davasının’ görüldüğü İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi görevden alındı, Samsun'a gönderildi. Tayin kararının isteği dışında verildiğini savunan hakim, 2 yıldan fazla ceza vermesi için kendine baskı ve telkinde bulunulduğu gerekçesiyle HSK’ya şikayette bulundu. HSK, gündemine bile almadı. Yerine gelen hakim; 2 yıl 7 ay 15 gün hapisle, hakkında birçok şaibe tespit ettiğimiz bu kişi, cezalandırılmama ve siyasi yasaklı olmama hızlıca karar verdi. Ne kadar kısa!

HSK 1. Daire, Ahmak Davası'nın… İz sürmesine bakar mısınız? İstinaf aşamasına bakacak olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi başkanının yetkisini kaldırdı. Daire başkanını, 2. Ceza Dairesi Başkanlığı'na gönderen HSK, aynı dairenin üyesini de 1. Ceza Dairesi üyeliğine gönderdi. Sipariş usulü oluşturulan yeni mahkeme ise benimle ilgili ceza kararını onadı yeni atanan üyelerle! Hemen! Yani bu gizli saklı değil, göz göre göre. Hani 'kör göze parmak' yetmez, başka bir atasözü bulmak lazım!

Beylikdüzü Belediye Başkanlığım sırasındaki bir ihaleden dolayı Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan ceza davasında, 2 Ekim 2024’teki beşinci duruşmada bilirkişiler ihalenin hukuka uygun olduğunu bildirir bir rapor verdi. Bilirkişiler dediler ki: 'Bu ihale hukuka uygundur.' Bunun da başında o işte bu S. Bey var. O rapordan sonra 4 celsede, tam 4 celsede dosyaya bakan mahkemenin hakimi, ısrarla savcılıktan esas hakkında mütalaasını sunmasını istedi. Ancak savcı her celse mazeret sunarak mütalaa sunmayı reddetti. Ve nihayet 10. celseye, bakın 10. celseye geldiğinde dosyayı karara bağlamaya çalışan hakim, görevden alındı, Diyarbakır'a gönderildi.

Yaklaşık 4 yıl süren yargılamanın sonunda bir hakim atandı oraya. ‘Pat’ diye beraatına karar verecek. Hatta benim mahkemeye gitmek isteğimi bile reddeden bir hakimdi; SEGBİS talep etti. Ben de SEGBİS'e katılmayı reddettim ve benimle ilgili beraat kararı verdi. Kararı beğenmeyen HSK, 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nin hakimini, yani o beraat veren hakimi Kahramanmaraş'a gönderdi. Yani o diploma davama bakan hakimle orada buluşmuş oldular.

Partimizin 38. Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük yapıldı iddiasıyla ben de orada yargılanıyorum; Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada hakim görevden alındı. Ve son olarak Sayın Hakim, bu davaya bakan hakim de görevden alındı. Yani ben hakimlerin sayısını bilmiyorum, yetişemiyorum artık. Tabii tabii, 40. Ağır Ceza geliyor. İdari mahkemeden bahsettim. HSK'nın doğrudan müdahalesiyle benim hiçbir davamda davanın doğal yargıçları Bir türlü karar vermeyi başaramıyor Sayın Hakim!

İmamoğlu, soruşturmalarını yürüterek ihya olan savcılardan da çok kez bahsettik. Birazdan onlara da değineceğiz. Bu yargı tehdidi, sadece benim davalarımla sınırlı kalmadı; bu hastalık artık bütün Türkiye'ye yayılmaya başladı. Şu anda çok güncel olaylar yaşanıyor. Biraz değineceğim ona da. Gelelim yargıdaki İmamoğlu dizaynına. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, sipariş usulü oluşturulan mahkeme heyetleri üzerinden yapılma gayretinde. İnsanları zan altında bırakıyorlar. Onlar da insan. Birazdan karşılarına çıkacağım, mahkemelere gideceğim yani.

İBB davasının görüldüğü 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, adeta bu davayı görmek üzere özel bir yargılama düzeni kurulmuş, heyet yapısı değiştirilmiş, yeni bir heyet oluşturulmuştur. Ben hukukçu değilim ama hukukçularımız diyor ki: 'Bu tamamen kanuna aykırı.' Duruşmaya, yani kişiye özel yargı heyeti! 3 üye yargıç görevden alınmış, yerlerine 3 yeni üye getirilmiştir. Yahu sormak gerekir; bir dava için mahkeme dizayn edilir mi?

Daha acısını söyleyeyim; beni ziyarete gelen bazı avukatlar, 'Bizim iddianame çıkacak ve iddianame 40. Ağır Ceza'ya gönderilecek' diye aylar öncesinden söylediler. 'İsterseniz notere gider, biz bunu gizli bir beyanla da kayda alabiliriz' dediler avukatlar. Yani biz hangi ülkedeyiz? Biz neredeyiz? Muz cumhuriyetindeyiz ya!

Sayın Hakimim, Çanakkale'nin yıl dönümünü geçirdik daha yeni; Kurtuluş Savaşı. Yani bu ülke cetvelle sınırları çizilmedi. Bu cennet vatan çok özel bir toprak; tarihine girmeyeceğim…"

"BİR DAVA İÇİN DURUŞMA SALONU YAPTIRILIR MI?"

"Bir dava için duruşma salonu yaptırılır mı?" diye soran İmamoğlu'nun savunmasında şu ifadelere yer verildi:

"Ne oldu işte; yargılanıyoruz yukarıda yahu. 1.500.000.000 lira, bir duruşma salonu için yapılır mı? Harcanır mı? Bunu ancak, yani inşaatçılığa meraklı, gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir. Başka kimse akıl edemez yani. Ben o akla da akıl demem. Yargılama, davaya göre şekillendiriliyor. Artık mesele sadece bir kişi, bir dosya, bir dava değildir Sayın Hakim. Artık mesele, yargının nasıl yönlendirildiğinin, nasıl şekillendirildiğinin açık açık gösterilmesidir. Burada kurulan düzen; hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir. Ne kadar? Toplasan 50 kişidir, 100 kişidir bunlar. Bu millet onlara boyun eğecek? Hadi oradan! Hadi oradan! Cürmünüz kadar yer yakarsınız, cürmünüz kadar.

Ben açıkça söylüyorum, öfkem çok büyük Sayın Hakim. Öfkem çok büyük. Ben buradan sizin huzurunuzda, Türk milletine bakarak konuşuyorum. Siz de bu aziz milleti temsil ediyorsunuz ama aynı zamanda ailenizi temsil ediyorsunuz. Haysiyetinizi, onurunuzu, namusunuzu temsil ediyorsunuz. Ben de öyleyim. Ben de öyleyim. Öfkem çok büyüktür. Ama ben öfkemi akla, mantığa ve eyleme dönüştüren bir insanım; kine, nefrete değil. Açıkça söylüyorum; bu düzen sadece yargıyı ve yargı mensuplarını değil, adalet duygusunu da sürgüne göndermektedir. Ha, hoş memleketin her yeri bizimdir yani. Hakkari de sürgün yeri değildir, Artvin de değildir. Efendime söyleyeyim Kars'ı, Ardahan'ı, Niğde'si, orası burası da sürgün yeri değildir yani. Allah'ın izniyle bizim dönemimizde bu cennet vatanın her köşesi, İstanbul gibi olacak, İstanbul. Yani İstanbul kadar sevilecek, sahiplenilecek. Yoksa yağmacıların düzenine benzemeyecek yani.

O bakımdan yargıdaki usulsüzlükler artık saptanamaz bir boyuta gelmiştir. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek ‘istediğimizi vermezsen, iddianameni yazmaz, seni aylarca tutuklu yargılarız' anlayışıyla yapılıyor. Onlarca örneği var şu anda biliyor musunuz? Aklım almıyor. Düşünüyorum; bunu bir insan nasıl yapabilir? Yargı adına bu nasıl yapılır?

Yani bir emekçi niçin yattığını bilmiyor aylardır; sıfır maaş alıyor, sıfır maaş! Hapse atıldığı için çat diye işten çıkarıldı; sıfır maaş! Çoluğu çocuğu evde aç. 30 yaşında bir baba, 35 yaşında bir baba! Gerçekten çok acı bir süreçteyiz. İBB dosyasında hala tek bir satır bulunmayan, tek bir mantığı var: Rehin. Rehin tutuluyorlar. Bu insanların avukatları her gün adliye kapısında soruyor: 'İddianame nerede?' Tutuklular soruyor: 'Ben ne için tutukluyum?'

Bunu derken, yani o emekçi kardeşlerimiz gibi, koca koca milletin iradesiyle seçilmiş belediye başkanları da var bunların arasında. Kimilerine jet hızında davranan yargı, bu insanların avukatları adliye kapısında, ailelerini ise cezaevi önünde bekletiyor. Bu insanlar aylardır hak mücadelesi veriyor aileleriyle birlikte. Aile Dayanışma Ağı var. Hala iddianamesi olmayan emekçiler var. İnsan söylerken utanıyor. 1 yılı aşkın süredir iddianamesiz şekilde tutulan insanlar var. Ortada tek bir satır somut delil yok, tek bir satır. Ve bu insanlar bekliyor. Yani başka işler uyduruluyor! Hani buradan olmadı… Bunlar Sayın Hakim, bunlar konuşulmuyor, anlatılıyor, yazılıyor; bunların hepsi dökülecek.

Yok efendim operasyonlar yapılıyor; işte uyuşturucu operasyonu, bahis operasyonu, fuhuş operasyonu deniyor. O insanlara 'Şuna çamur at, buna çamur at' deniyor. Talimatla ifadeler alınıyor. Oradan bir beyanla, bir başka kişi tutuklanıyor! Yahu bunlar açık ve net. Kimsenin üç maymunu oynamaya hakkı yok bu ülkede yani. Hele hele siz, biz bu makamlardayken bunu yapamaz yani. Bunu yapamaz, bunu yapamaz. Yapmaya hakkı yok. Bedelini ödemek zorunda.

Öyle çifte standartlar yaşıyoruz ki; Devlet Hava Meydanları’nda bir daire başkanlığı ve yapılan işlemi hepimiz biliyoruz. Yani aklımızın, dimağımızın almayacağı varlıklar, paralar, altınlar, gayrimenkuller vesaire… Şuna girmeyeceğim yani. O zaman bir örgütlü suçlu orada mı var yani? Bir bakalım mesela, oradakilerin Ulaştırma Bakanı bir örgütlü suçun parçasıdır diye ifadesi alındı mı? Veya bir sorgu düzeni oluşturuldu mu? Ya da Cumhurbaşkanına kadar çıkalım. Eğer devletin her organı bir suç örgütü oluyorsa! Bir anda gözaltına al, tutukla; bir bakıyoruz ki haber çıkıyor; işte serbest bırakılmış, geziyor vesaire. Kamuoyunda bir dalgalanma, bir patırtı, bir kütürtü çıkıyor. Hemen 'Kaçıyordu da tutukladık da falan da filandı' deniyor. Yani Türk yargısıyla böyle kimsenin oynamaya hakkı yok. Bu nasıl bir darbe anlayışıdır, tarif edemiyorum.

Elbette tutuksuz yargılama haktır ama bu çifte standart nedir yani? Kanun kime göre kanun, hukuk kime göre hukuk? Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz yani? Ha, olmaz! Ben bunu yaşadım. 147 kez denetim, soruşturma… Koca İstanbul Büyükşehir Belediyesi... Benden önceki 5 yılda 147 kez; bizim 5.5 yılımızda 1.600 kez denetim, teftiş geçirdi. Ya 3.600 kez olsun hiç sorun değil, denetlenmek zorundayız.

Ama çifte standart o kadar örnek var ki; yani siyasi iktidar, yargı eliyle muhalefeti sindirme, milletin iradesine darbe yapma, tehditle belediye başkanlarını kendi partisine geçirip, bunu sırıtarak kutlayan zihniyet... Sırıtarak. Yani ideallerini satmamak vardır değil mi? Mesela takımda takım arkadaşını satmamak vardır, takım oyunu oynamak vardır. Yani en basit mahalle kurgusundan her türlü milli karakterdir bu değil mi? Şimdi bunlar kırılıp kalmış yani. Şimdi bugün biraz 'korkut satsın, öbürü satsın' diyen, bunlarla da sırıtan, onur duyan, gurur duyan bir zihniyet bu ülkeyi yönetiyor. Ben, öyle adamın yüzüne bakmam! Ben öyle adamım yüzüne bakmam. Ben, milletin iradesine bakarım. Sandıkta seçilen milletine hizmet edecek, onu seçenler insanlara layıkıyla sonuna kadar hizmet edecek. Ayıptır; ister AK Partili olsun, yüzüne bakmam, insan yerine koymam!

Yargıdaki 'ahtapot kolları'... Bu ‘ahtapotun kolların’ deyişi, Sayın Cumhurbaşkanına ait: Kişi, kendinden bilir işi! Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, yargı içinde kurulan ilişkiler ağıyla gerçekleştiriliyor. Ve o ağın içinde yer alan herkes, kısa süre içinde terfi ediyor, Çağlayan'dan Ankara'ya transfer ediliyorlar. Ne büyük mutluluk. Halbuki geçici bir bahar mutluluğu bu! Bu sistemde hukuka sadakat değil, beklentiye uyum ödüllendiriliyor. Allah hanemden uzak tutsun. Allah, bu milletten uzak tutsun. Yalakalık ve dalkavukluk, bu milletin tek bir kişisine dahi yakışmaz. Ben öyle bakarım. İnsana yakışmaz da hani bu milletin tek bir evladına hiç yakışmaz; yalakalık ve dalkavukluk.

Normal bir hukuk devletinde bir hakimin ya da savcının tek referansı hukuk olmalıdır Sayın Hakim. Başka ne olabilir yani? Ben hukukçu değilim. Biz ailemizden öyle gördük. Bir hakim dendiğinde, dedemizden bize büyük saygı duyulur; başka bir şeydir. Bakın vali demiyorum, kaymakam demiyorum; hakim! Efsane olan insanlar vardır kasabalarda, ilçelerde, şehirlerde. Yargıçlar böyle titretir yani. Dosyaya bakar, delile bakar, vicdanına danışır ve kararını verir. Ama bugün, öyle bir noktaya geldi ki kararların ardından tesadüf diyemeyeceğimiz bir tablo ortaya çıkıyor. Belli yönde kararlar alanların hızla yükseldiği, kritik görevlere getirildiği, Ankara'da daha etkili pozisyonlara taşındığı bir sistemle karşı karşıyayız. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu hukuka göre karar vermek değil; siyasi iradenin talimatına, beklenene göre karar vermektir. Bu kadar net. İşte bu yüzden ben buna 'ilişkiler ağı' diyorum. Çünkü bu ağ, sadece yargı mensuplarının değil; süreci yönlendiren, beklenti oluşturan ve sonuçları takip eden daha geniş bir mekanizmayı kapsıyor. Bu mekanizma içinde olanlar korunuyor, kollanıyor, ödüllendiriliyor; dışında kalanlar ise ya görmezden geliniyor ya da sistemin dışına itiliyor.

Kimler yok ki bu sistemin içerisinde? Yakın zamanda Adalet Bakanlığı’nda yaşananlar çok net. Önce hakim, sonra Adalet Bakan Yardımcısı; yani siyasi bir görev. Sonra İstanbul'da Cumhuriyet Başsavcısı iken hakkımızdaki iftiranameleri zalimce hazırlayıp, Adalet Bakanı olarak ödüllendirilen bir bakan. Ve onun döneminde İstanbul'da bakanın her şeyi olan bir başsavcı vekili, bakan yardımcısı! Bizim iftiranamelerde çok emeği geçmiştir! Diğer Adalet Bakan Yardımcısı çok enteresan; beni ve daha önemlisi anayasal haklarını kullanıp tutuklanmamı protesto eden gençlerimizi —ki yüzlerce, 3-5 ay sonra hepsi beraat etti, hiç suçları bile yok dendi— gözünü kırpmadan tutuklayan hakime hanımın eşi, ödülü çok güzel yerden alıyor ve o da bakan yardımcısı oluyor! Bu mu yani? Ne kadar tesadüf!. Allah Allah! Yani koca yüce Türk yargısında, bu memleketin Ankara'sında, İstanbul'unda, Türkiye'nin her köşesinde milletin evlatları var; ama hepsi sıkıştılar 7. kata, toplanmışlar oraya. 5-6 kişi bunlarla bakanlık oynanıyor! Ya ne büyük bir yetenek havuzu toplanmış 7. kata! Bak bak! Bu millet de bunu yiyecek? Yemez. Geçici bahar, yalancı bahar… Bir fırtına alır hepsini götürür…

Avukatım Mehmet Pehlivan dahil, onlarca arkadaşımı tutuklatan savcıyı da unutmayalım; hepsine girmeyeceğim. Bu da benim ifademi aldı. Personel Genel Müdürü olmuş! Ben, insan kaynakları masterı yaptı. İnsan kaynakları master yaptım ve insan kaynağı master'ına ne zaman karar verdim biliyor musun? 94 yılında. O zaman personel yönetimiydi, sonradan insan kaynakları birimine dönüştü. Çok inanıyordum, çok güveniyordum; o alanda ihtiyaç olduğunu hissettim, niye biliyor musunuz? Ben aile şirketindenim. Yani neredeyse 100 kişinin çalıştığı, 'benim şirketim' dediği bir şirketin içinde aile işi zordur yani. Dedenin kardeşleri, babam —babacığım burada— onun kardeşleri, yeğen, dayı, teyze, hala hepsi şirketin ortağı. Zordur onu yönetmek ve o günden kendim seçtim, gittim sınavına girdim. O helal sınavım…İnsan kaynakları master'ım... Bütün bunları iptal eden akılla da hesaplaşacağım. Onun için insan kaynakları özel bir alandır yani.

Bakın; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tıkır tıkır bu millete hizmet etmeye devam ediyor Sayın Hakim. Niye biliyor musunuz? Milletin evlatları var. Liyakat. Burada tutuklananlar aynı. Gurur duyuyorum hepsiyle. Perşembe günü Raylı Sistemler Daire Başkanı öyle bir savunma verdi ki dedim: 'Kardeşim seninle gurur duyuyorum. İyi ki sen benim yol arkadaşımsın’ dedim. Tanımam. Benden önce, 2011 yılında AK Partili belediyede işe girmi bir mühendis. Nasıl girdi? Onu bilmem. Aldık şube müdürü, bilmem ne falan filan; daire başkanı. Ben almadım. Bakın sistem. O sistem nedir? İnsan kaynakları… Bakın; Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü; herhalde 100.000'e yakın çalışanı vardır Adalet Bakanlığı’nın. Bilmiyorum ama vardır yani; 50.000, 100.000... 100.000… Personel Genel Müdürü!

Benim dilimin kemiği yoktur Sayın Hakim. Yani saygı çerçevesinde her şey şeffaf milletin önündedir. O bilinçte olmalıdır yani. Meseleye o kadar ulvi bakmalıdır ki, o kadar bilimsel bakabilmelidir ki yeteneği buna haiz olmalıdır yani. Beni masasındaki araba maketi, bilmem ne falan filan; onları geçtik yani. O ayrı rezalet, onları geçtik. İbretlik anlar yaşadık…"

"BU DURUŞMA BİTİMİNDE, O MAHKEME SALONUNA GEÇEĞİM"


İmamoğlu, "En büyük yargı saldırılarından biriyle karşı karşıyayım. Sayısını ve konularını sıralamakta zorlandığım, hakkında hukuksuzca açılan davalardan biri için buradayım. İlginç bir zamana şahitlik ediyoruz. Bazı günler vardır, takvimde sanki herhangi bir güne başlamış gibi düşünebiliriz; ama öyle değildir ve derin iz bırakır. Aslında bugün de öyle bir güne tanıklık ediyoruz.

Silivri’de, şu an bu salonda duruşmam devam ederken, yine bu binada başka bir salonda da şahsıma ve yol arkadaşlarıma yönelik bir başka kumpas, bir başka Ekrem İmamoğlu davasının yargılaması yapılıyor. Buradan o salonda haysiyet mücadelesi veren tüm arkadaşlarıma en içten selamlarımı gönderiyorum. Tabii onları yalnız bırakmayacağım; bu duruşma bitiminde, o mahkeme salonuna geçerek onlarla birlikte mücadelemize devam edeceğiz" dedi.

10.39 | İMAMOĞLU BİLİRKİŞİ DAVASININ GÖRÜLECEĞİ SALONDA

İBB davasında tutuklu sanıklar duruşma salonunda yerini aldı. İmamoğlu ise bilirkişi davasında salona giriş yaptı.

İMAMOĞLU 2 DURUŞMAYA KATILACAK

Ekrem İmamoğlu, hem İBB davası hem de 'bilirkişi' davasından Silivri'de hakim karşısına çıkacağı belirtildi.

Bu hafta, henüz söz hakkı verilmeyen sanıkların avukatlarının beyanlarının dinlenmesi ve tutukluluk durumlarının gözden geçirilmesi bekleniyor. Perşembe günü ise mahkeme heyetinin bazı sanıklar hakkında tahliye kararı verebileceği değerlendiriliyor.

DAVANIN 11. GÜNÜNDE NELER YAŞANDI?

Duruşmanın 11. gününde Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın çapraz sorgusu yapılıp avukatlarının savunmaları alındı. Sonrasında ise İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş’in çapraz sorgusu gerçekleştirilerek avukat beyanları tamamlandı.

Kaynak:Halk TV

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bu habere bakanın içi acıyor! TSK’da deprem tam gaz devam…Said Nursi’nin evini ziyaret eden general rütbe aldı! İçimizdeki Amerikalılar! Ege ve Akdeniz’de yeni kriz: 12 mil hazırlığı mı! Rıza Akpolat: "Suçum aşevi için bağış toplamakmış"