İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı 92 kişinin tutuklu olduğu İBB davasında yedinci hafta kapsamında 26. duruşma bugün Silivri'de görülmeye devam ediyor.
Dün savunmasını sürdüren Elçin Karaoğlu’nun beyanları ve İmamoğlu’nun çıkışları duruşmaya damga vurmuştu. Bugünkü dava dün savunması tamamlanmayan İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatının savunması ile başladı.
SAVUNMA SIRASI İMAMOĞLU'NUN TUTUKLU AVUKATI MEHMET PEHLİVAN'DA
İBB Davası’nın 26. gününde. İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatı Kaan Karcılıoğlu’nun 25. günde yarım kalan savunması devam edecek. Ardından Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasına geçilecek. Pehlivan’a destek olmak için çok sayıda avukat Silivri’ye geldi. Jandarma, duruşma salonu girişinde vekalet kontrolü yaptı.

Halk TV muhabiri Gamze Altunay, İBB Davası'nda yaşanan gelişmeleri aktaracak...
13.52 | PEHLİVAN SAVUNMA YAPIYOR: DİK DURMAKTAN VAZGEÇMEYE NİYETİMİZ YOK
İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan savunmasına başladı. Uzun bir savunma yapacağını ifade eden Pehlivan, eleştirilerinin heyete olmadığının bilinmesini ifade ederek savunmasına başladı. Pehlivan'ın savunmasından bir kısım şu şekilde:
"Ben Mehmet Pehlivan. Avukatım.
10 aydır yüksek güvenlikli bir hapishanede kapatılmış durumdayım.
Bugün de yargılandığımız iddiasıyla, kamuya ilk kez sesimizi doğrudan duyurabileceğimiz mahkeme salonuna benzetilmeye çalışılan bu yerdeyiz.
Hapishanede, kapatılmış olmak ve bu kapatılmanın ne kadar süreceğinin size bağlı olmaması “kuyruğu dik tuttuğumuz” için kolay gibi görünebilir. Dik durmaktan vazgeçmeye niyetimiz yok. Tarihin doğru tarafında durduğu için, hukukta ısrar ettiği için başına iş getirilen ilk avukat olmadığımın bilincindeyim. Yine de “neden buradayız” sorusunun cevabını vermek benim için kolay olmadı.
Tutuklanana kadar hapishaneyi yalnızca avukat olarak ziyaret ettim. İnanın, bu ziyaretler insanı kapatılma duygusuna alıştırmıyor. Kapatılmaya tedarikli olamazsınız. Kapatıldığınız yerde sevdiklerinizden, yaşantınızdan yalıtılmak “tamam, hadi yapalım!” denilerek göğüslenebilecek bir şey değil.
Vicdani ve insani açıdan harikulade insanlar ve yargıçlar olsanız dahi kapatılmayı anlayabilmeniz mümkün değil. Belki de bu yüzden hukuk icracılarının bir süreliğine de olsa bunu "staj etmeleri" kötü bir fikir gibi görünmüyor.
Kapatılmak, her ne kadar çığ gibi gelen bir soruşturma sürecinden sonra beklediğim bir şey olsa da yüksek güvenlikli hapishaneye adım attığım ilk an kendime sordum: Neden buradayım?
Sayın Heyet, kapatılma anı insan zihninde sarsıcı bir eşiktir. O eşikten sonra, bulunduğun yerin fiziksel anlamı değişir; mesele hücre değil, anlamdır. İşte o noktada artık “şüpheli”, “sanık” ya da “suçlu” sıfatları üzerinden değil; tarihin neresinde durduğun üzerinden konuşmaya başlarsın.
Tarihin doğru yerinde durduğu için "başına iş alan" ilk kişi değilim. Kimse beni zorlamadı, bilinçle tercih ettim.
Evet, buradayım. Çünkü Ekrem İmamoğlu'nun avukatlığını üstlendim. Reddedebilir, vazgeçebilirdim. Ama öyle yapmadım.
Yoksulluğun ülkenin her sathını işgal ettiği, hukuksuzluk ve adaletsizliğin hayatın doğal akışı haline geldiği topraklarda, bu düzenin müsebbibi olan iktidarı 4 kez yenen ve yine yenmeye hazırlanan Ekrem İmamoğlu’nun savunmanlığını bilinçle üstlendim. Bu vekaleti üstlendiğimde kendisine yönelen yargı kuşatması zaten başlamış, siyasi yasak oyunlarına girişilmiş, hasım bellenmişti.
Ben bu yargı kuşatmasına karşı saf tutarak, mesleki tecrübe ve yeteneklerimi ülkemizde her zaman gururla anılması gereken aktif ve etkili avukatlık geleneğini sahiplenerek kullandım.
İşimi iyi yaptım. İyi yaptığım için hedef gösterileceğimi de biliyordum. Öyle ki Ekim 2024'ten beri yapılanların müvekkilimi denklemden çıkarmaya yönelik saldırıların son aşaması olduğunu öngörüyordum.
Bu öngörüyle müvekkilimi temsil etmeye devam etmek bilinçli bir tercihti. O andan itibaren yaptığım tek şey, aktif ve etkili bir avukatlık faaliyeti yürütmekti. Bu çabamın ve avukatlığımın karşılığı ise kapatılmam ve “özel vasıflı örgüt üyesi” ilan edilmem oldu.
Burada bir yargılama yapıldığını da sanık savunması yapmam gerektiğini de kabul etmiyorum. Avukatlık mesleğinin sanık sandalyesine oturtulmasını kabul edemiyorum.
Sayın Heyet, Hukuk Fakültelerinin daha hemen başında sunulan bilgidir: Dosyaya giren her veri, delil değildir. Öyle ki Anayasa bile “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” der. Bu yolla “bulgu” ile “delil”i ayırır.
Beylik laflar etme ve meseleyi tekniğe boğma niyetim yok ama bu ayrımı önemsiyorum. Hatta burada başka bir ayrım daha yapmak istiyorum: “Delil” ve “bahane” ayrımı. Normalde bir tutukluluk tedbiri için delile ihtiyaç duyulur. Fakat öyle bazı davalar vardır ki bu davalarda kişileri tutmak için “delil” değil de “bahane” gerekir.
Madem tarihe not da düşüyoruz, Sözlük anlamıyla aktarıyorum: Bahane “bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep” anlamına gelir.
Kapatılmamızın gerçek sebebinin ne olduğunu milyonlar biliyor. Ortada bir “delil” de olmadığı için kapatılmaya “bahane” aranıyor.
Bu bahaneler demeti içinden benim payıma da tak–çıkar bir alet gibi kullanılan Adem’in iftiraları düştü.
Buna üzüldüm.
Yaptığım avukatlık faaliyetinin niteliği uyarınca daha kaliteli bir bahane beklerdim.
Gören gözler, duyan kulaklar, anlayan zihinler için bu iftiraların delil olamayacağı, en ucuzundan bahane olduğu ortadaydı.
Mesela Adem, dosyanızda verilmemiş bir tedbir kararını verilmiş gibi anlattığında bu iddianın iftira olduğu, makul düşünen herkes için açıktı. Fakat düşünen zihinler anlamadı.
Yine mesela Adem, on yıldır zaten çalışa geldiği avukatını, kendisine benim ayarladığımı iddia ettiğinde bu iddianın da iftira olduğu, bu sözü duyar duymaz anlaşılabilirdi. Fakat duyan kulaklar işitmedi.
Yine mesela 7 Mart günü toplantı yaptığımız iftirası atıldığında bunun uydurma olduğunu anlamak için pek de bir anlam ifade etmeyen HTS kayıtlarına bakmak bile yeterdi. Fakat dosyaya bakan gözler bunu görmedi.
Belki de anlamak, işitmek, görmek istenmiyordu. Dedim ya bunlar delil değil bahaneydi.
İftiralar kapatılmamın delili değil bahanesidir.
Tanık beyanı, itirafçı beyanı, iftira... Tekrar ediyorum Bunlar delil değil, yalnızca ve tamamen bahanedir!
Burada bulunmamızın nedeninin bunlar olduğuna inanmamı beklemeyiniz. Ne avukat organizasyonu iddiası ne birini tehdit ettiğim iddiası. Şayet öyle olsaydı buradaki tek “sanık–avukat” ben olmazdım."
13.47 | MEHMET PEHLİVAN SALONDA
İBB davasında tutuklular salona geldi. Mehmet Pehlivan savunma yapacak. Heyet geldiğinde avukatlar 'savunma susmadı susmayacak' diye slogan attı.
12.30 | İMAMOĞLU DURUŞMAYA VERİLEN ARA ÖNCESİNDE 23 ŞİİR OKUDU
Mahkeme başkanı Karcılıoğlu'nun savunmasının ardından duruşmaya ara verdi. Tutuklu sanıklar duruşma salonundan çıkartılırken konuşan Ekrem İmamoğlu, herkesin 23 Nisan’ını kutladı. Tutuklu sanık Çağlar Türkmen’in 11 yaşındaki oğlu Ediz’in duruşma salonunda olduğuna değinen İmamoğlu şiir okudu. Duruşma, aradan sonra İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması ile devam edecek.

Ekrem İmamoğlu’nun, tutuklu koruması Çağlar Türkmen’in oğlu Ediz üzerinden yaptığı 23 Nisan konuşması:
Çocuğumuz burada ve o çocuğumuz, bugün aslında anlamlı bir günde burada. Yarın 23 Nisan. Aslında arkadaşlarımla paylaşmıştım ama ben bu memleketin çocuklarına çok güveniyorum, çok inanıyorum. Yürekleri başka. Ama çocukların feryadı var.
Çocuklar üzgün. Çocuklar feryat ediyorlar, çünkü canları yanıyor.
Eşit değiller. Özgür değiller. Gelecekten en fazla onlar hissederek, şüphe duyarak hareket ediyorlar.
Bakın az önce not verdim. 11 yaşında, 1913’te Nazım ne demiş biliyor musunuz? Bu çok bilinmez bir şiiri.
Feryad-ı Vatan: Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüş bir duman
Uzaktan geldi bir ses
Ah aman aman
Sen bu feryad-ı vatanı dinle
İşit / dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış baharı
Bekliyor senden ümit
Bunu, 11 yaşında Nazım söylemiş, 11 yaşında. Balkan Savaşı'ndan hemen sonra. Darmadağınık. İnsanlar kopmuş. Üzgün. Başları öne eğik. Çocuklar bunu hissediyor. Ben de çocukları hissediyorum. Çocuklardan çok şey öğreniyorum. Çocukların vicdanına güveniyorum. Çocukların başını öne eğdiren, geleceğe umutla bakmasını engelleyen, çocukların geleceğe hayalleriyle, hayal kurarak koşmasını engelleyen zihniyete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
Cumhuriyet, onun için kuruldu. Ben, öksüz ve yetim çocuklarla ilkokulu okudum. Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kimsesiz çocuklarıyla aynı sıralarda hayata başladım. Beş yıl okudum. Hala o sıralarda edindiğim terbiyeyle yaşıyorum.
Allah da beni o terbiyeden ayırmasın. Herkes onun için, eşit bakan Cumhuriyet’i bertaraf etmeye çalışan, çocukları okulda aç bırakan akla karşı, o zihniyete karşı mücadelenin yeri ,şu an burasıdır.
Burası öylesine bir mahkeme değildir. Çocuklarımızın geleceği için mücadelenin mahkemesidir. Onun için burayı ve buradaki çocuklarımız için mücadeleyi takip edin.
İşte Ediz, onun için bugün burada. Babasının hasretiyle burada. O çocuklarımızın her birinin alnından öpüyorum. Onlara çok güveniyorum. Geleceğimizin teminatı çocuklarımız için çalışmaya devam edeceğiz. 23 Nisan'ımız kutlu olsun.
HAFTAYA TUTUKLULUK İNCELEMESİ: TAHLİYE TALEPLERİ YAZILI OLACAK
Davada Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatının savunması devam ederken tutuklu Aykut Erdoğdu'nun eşi ve aynı zamanda avukatı Tuba Torun Erdoğdu, haftaya yapılacak olan tutukluluk incelemesi için söz almak istediklerini söyledi.
Hakim bu defa dosya üzerinden ilerleyeceklerini ve takvimlerinin gerisinde olduklarını söyledi.
10.48 | DURUŞMA 'BAŞKANIM' SLAGNLARI İLE BAŞLADI
İBB Davası'ının 26. günü İmamoğlu için atılan 'başkanım' sloganları ile başladı. Elçin Karaoğlu'nun avukatı savunmasını yapıyor.
DÜN NELER OLMUŞTU?
Davanın 25’inci celsesinde İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu savunmasına devam etti. Karaoğlu, hakkında yöneltilen çok sayıda suçlamanın kendi bilgisi dışında gelişen görüşmelere dayandığını savundu. Özellikle bazı dosyalarda adının doğrudan geçmediğini, buna rağmen suçlamalarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
Karaoğlu, bazı başvuruların mevzuata uygun biçimde değerlendirildiğini, isim değişikliği ya da tadilat taleplerinin tek başına usulsüzlük anlamına gelmeyeceğini anlattı. Özellikle Boğaziçi hattındaki işlemlerde kişiye özel değil, dosya ve mevzuat esaslı hareket ettiklerini belirtti.
Galataport, Torunlar, Uskumru ve farklı Boğaziçi projeleri üzerinden yöneltilen suçlamalara da tek tek yanıt veren Karaoğlu, birçok iddianın maddi dayanağının bulunmadığını savundu. Bazı anlatımların birbiriyle çeliştiğini söyleyen Karaoğlu, savcılığın olaylar arasındaki bağları kendi kanaatiyle kurduğunu ifade etti.
İmamoğlu’ndan doğrudan sorular
Duruşmanın dikkat çeken bölümlerinden biri, Ekrem İmamoğlu’nun söz alarak Karaoğlu’na doğrudan soru yöneltmesi oldu. İmamoğlu, Karaoğlu’na kendisinden hukuka aykırı, kişiye özel ya da gayrimeşru herhangi bir talimat gelip gelmediğini sordu. Karaoğlu ise böyle bir talimat almadığını söyledi.
İmamoğlu ayrıca, Boğaziçi hattındaki çalışmaların kamu yararı ve kent düzeni çerçevesinde yürütüldüğünü savundu. 2019 sonrasında Boğaz hattında sıfırdan kaçak bir yapıya göz yumulup yumulmadığını soran İmamoğlu’na Karaoğlu, kendi döneminde böyle bir durumun yaşanmadığı yanıtını verdi.
Bu bölümde mahkeme başkanıyla İmamoğlu arasında kısa süreli bir tartışma da yaşandı. Mahkeme başkanı sorunun kapsamına ilişkin uyarıda bulunurken, İmamoğlu verilen yanıtın kayda geçmesinin önemli olduğunu söyledi.
