İBB Davasında duruşmalar 11'inci tutukluların ve avukatlarının savunmaları ile devam edecek. Dün tutuklu belediye başkanları Murat Çalık ile Resul Emrah Şahan'ın savunmaları yapıldı. Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, tutuklanmasının ardından yaklaşık bir yıl sonra dün ilk kez hakim karşısına çıktı. Çalık, yaklaşık 5 saat süren savunmasında kendisine yöneltilen suçlamalara karşı çıktı. Öte yandan dünkü duruşma sırasında fotoğrafı kaydedilen bir kişi gözaltına alındı. Bu gözaltı, duruşmaların başlamasının ardından kayıtlara geçen ilk gözaltı niteliğindedir.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay , İBB Davası'nın 11'inci yüzyılda yaşananların tümünü aktarıyor.
HAFTAYA TAHLİYE KARARLARI AÇIKLANACAK!
İBB Davasında Pazartesi savunma olacak. Salı günü çarşamba ve perşembe tahliyesi dinlenecek, savunma olmayacak. Savunma yapmayanlara söz hakkı verilecektir. Savunması tamamlananlara yasal hak verilmeyecek. Perşembe akşamı tahliye kararı açıklanacak. Perşembe akşamı mahkemenin ilk tahliyelerini gösteren görünüm görülüyor.
Mahkeme Başkan: Şaşkın; bizim planlamamız normal Nisan sonuna kadar savunmaları bitiri. Ancak sarkma mutlaka olacak gibi. Yani bizim de öngörümüz o yönde. Yıllık Nisan sonuna kadar tamamlamayık. Planlamamız o şekildeydi. Sanık savunmalarımızı tamamlamayı planlıyorduk. Ancak elbette biraz bir gecikmemiz olacak gibi. Ara değerlendirmelerimizi yine. Yani o anlamda şeyimiz yok. Şimdi, bununla da ilgili olarak normal ama kapanmayacağını için daha önce belirttim, bu arada 30 günlük tutukluluk değerlendirme süresini de mutlaka bir değerlendirmenin kesilmesi gerekiyor. Biz onu dosya üzerinden yapmak istemedik. Burada olduğu için sanık müdafilerimize söz hakkı vermeyi kullanmayı o ölçüde tahliyeye ilişkin.
Tabii ki takdir edilmeyen ki dinlenmeyen sanık sayıları çok olacağı için, hani öyle çok uzun bir süre verilemeyen ama orada belirli bir şekilde herkese söz hakkı mutlaka tanımamız gerekecek. O yüzden de haftaya özellikle salı, çarşamba, perşembe; 3 gün, sadece dinlenmeyen, savunmasını alamadığımız sanıklarımızın müdafilerine tahliyeye ilişkin söz hakkı vermeyi planlayıp, perşembe günü tutukluluk değerlendirmelerini kaydettirdi, sonra savunmalarımızın kaldığı yerde yine esas hakkında savunmaya yönelik tekrardan hakkı uzatmaya devam etti.İşte o Nisan normal planlamamız o ikinci gözden geçirmeyi görmeyecekti ama doğal ki savunmalarımız uzun olduğu için onu da aynı sistemi orada da uygulayacağız artık yani. Yine aynı şekilde uygulayacağız. Başka çünkü böyle, çünkü başka bakımımız de yok. İnanın yani çünkü 108 tanesinin de hani başka bir ihtimalimiz de yok. Celse uzun. Yani kanunun sağladığı kadar çözüm bulmaya çalışıyoruz yani. Bu kadar toplu dosyada başka bakımımız yok.
Avukat Bey, şöyle; tahminimiz 90 civarında bir sanığımız henüz dinlenmemiş olacak. Hem sanıklar hem avukatlar şeklinde, yani 3 günlük tahmin hatalı ki nasıl olacak? Yani saat olarak hesaplıyoruz, ihtimali bulamıyoruz. Zaten 108'dedir 'veya' biz de avukatlarımıza söz verelim diye çağırır. Yani daha sağlıklı olur diye öyle satarsın. Başka bakım yok yani. Biz de öyle öneriyoruz Avukat Bey. Siz de zaten tahmin edilen süreyi günlük 7,5 saatten, 22,5 saat falan biz de hesabını gerçekleştirdik yani. Başka bakımımız yok. Yani o şekilde bir çözüm bulmazsınız.
Avukat: Sıralamaya uygun şekilde mi seçiliyor?
Mahkeme Başkanı: Tabii o şekilde yapılandırılır.
16:30 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Murat Keleş'in avukatının savunmasının alınması ile duruşmaya 1 saat ara verildi.
14.45 | FATİH KELEŞ'İN YEĞENİ MURAT KELEŞ KÜRSÜDE
Murat Çalık'ın avukatlarının savunmasını yapmasının ardından duruşmada en son savunma yapacak kişi olan Fatih Keleş'in tutuklu yeğeni Murat Keleş savunmasını yapmak üzere kürsüye geldi. Keleş'in ilk sözleri şu şekilde oldu:
"Şu an karşınızda aynı aileden 4 kişi 4 erkek tutuklu bulunarak ailemin patlamasının yalnız bırakıldığının vicdanlarını yaraladığını belirtmek istiyorum."
SAVCI MURAT KELEŞ'E"SENİN BİR SUÇUN YOK" DEMİŞ
Murat Keleş, savunmasını yaparken tutuklanmadan önce savcı ile aralarında geçen diyaloğu anlattı. Keleş, vatandaşı alan savcının kendisine, "Senin bir suçun yok, belli ki bir şeyden haberin yok" dediğini anlattı:
"İLK DEFA GERÇEK SÖZ HAKKI VERİLDİĞİ MAHKEMEDEYİM"
Sayın Başkan, Sayın Heyet; Öncelikle ailem başta olmak üzere süreç süreci beri bizi yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ederiz. 23 Mart 2025 tarihinde amcam Fatih Keleş, daha sonra 20 Mayıs 2025 tarihinde babası Zafer Keleş, ardından da 19-20 Haziran'da kuzenim Mustafa Keleş ve ben tutuklandık. Şu anda karşınızda bularda aynı aileden 4 kişi sıra ve 4 erkek tutukluluk bulunduğunu belirtti; ailemizin kadınları olanların, kadınların, annemin, yengem ve yengemin kızı Zeynep'in yalnız yaşadığı ve yalnız bırakılmış olmalarının vicdanları yaraladığını düşünmekteyim. 9 aylık SEGBİS sürecinde aylık tutuk incelemelerinde her ne kadar SEGBİS'le hakimliklere göre yapılsa da doğru söz hakkı verilmemesi ve dosya üzerinden bir inceleme yapılmaması nedeniyle ilk defa gerçek söz bedelinin verildiği gerçek bir mahkeme ve hakimlik sistemi.
19 Haziran 2025 tarihinde bilgilendirmek için telefonla aranarak İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne davet edildim. Vakit kaybetmeden hızlı bir şekilde Vatan Caddesi'ndeki İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Şube'ye ulaştı. Burada kısa bir süre saklandıktan sonra kuzenim Mustafa'nın gelişiyle büyük bir başlangıçlar başlıyor. Yine onu da telefonla aramışlar ve ifadeye çağırdıklarını öğrendiler. Burada bir süre bekletildikten sonra polis arkadaşlarının savcılık talimatlarını değiştirdiği bilgileri sakladığımızı öğrendik ve ertesi gün Savcı Bey'in doğrudan kişisel ifademizi alacağını belirttik. Tabii alındıktan sonra nezarete indirildik. Kuzenimden 10 yaş küçük; Ülkede Vatan Emniyet ve bilinen bilinen korkunç bir ortam. Karanlık, tuhaf tuhaf kişiler. Kuzenim Mustafa'nın yanında olmak istedim, ona göre ahlaki çalışmalar yapmaya çalışıyorum. Polis arkadaşlar burada da talimat olduğunu belirtiyor onu ayrı bir hücreye, nezarette yine arka tarafta ayrı bir hücreye koydular. Burada 2 kişinin yatabileceği bir alanda yabancı bir vatandaş, Türk bilmeyen, cinayetten tutuklanan yabancı bir vatandaşla geceyi yaşayanlar.
"SAVCI SENİN BİR SUÇUN YOK DEDİ"
Ertesi gün savcılığa götürüldü. Savcılık aşamasında, süreç boyunca sorunların ana noktasında özellikle amcam Fatih Keleş vardı. Savcılığa çağrılma nedenim sanki yalnızca onun hakkında konuşmak için çağırılmış gibiydim. Şunu belirtmek isterim ki ben bugüne kadar hiçbir mahkemeye gidemeyen, savcıların organları. Hatta güvenlik bile gidiş yolunda sistemleri tartışıp birinden şikayetçi olmuşum ya da birinden benden şikayetçi olmuşluk yok. dolayısıyla ortamlara biraz yabancıyız, o yüzden heyecanımı da mazur görün. Dediğim gibi ifadem sırasında şahsimla ilgili somut olarak hiçbir suçlama yöneltilmediği gibi sanki amcam aleyhine şahitlik yapayım diye çağrılmış saklanmışm. Savcı Bey ifadenin sonlarına doğru "Senin bir suçun yok, belli ki bir şeyden haberin yok" demesi üzerine; saklanmasının ve tutuklanma sebebinin amcam hakkında bir şey söylemem istenmesi olduğunu düşünüyorum. Dışarıdan gelenler yeterli görülmemiş gibi aile içinden birinden amcam hakkında olumsuz ifadelerin ortaya çıkmasının beklendiğini düşünüyordu.
BABAM VE AMCAMIN YASA DIŞI HİÇBİR EYLEMİNE TANIK OLMADIM"
Daha sonra savcılıktan tutuklanma talebiyle hakimliğe sevk edildi ve tutuklandı. Burada ilginç olan şudur ki bizi tutuklayan hakimin tutuklanma kararında yazdığı "kaçma ve delil karartma şüphesi"ne oldukça şaşırdım. İtiraz da yapabildiğim kadar; çünkü amcam 19 Mart'ta kaybedildi, ben 19 Mart'ta İBB'de işe gitti. 23 Mart'ta tutuklandı, ben 24 Mart'ta yine işe gitti. Daha sonra 20 Mayıs'ta veri tutuklandı, ben yine ertesi gün yola çıktım. Yani hiçbir şekilde tedirginlik olmadığı için, yöntemi bir şey de olmadığı için ben işe gidip gelmemeye devam ettim. Ama oraya kaçma ve delil karartma şüphesi yazıldı. Amcam ya da veriler tutuklandıktan sonra da ne bir çaba sarfettiği kişiler için seçildi, ne de herhangi bir çabam oldu. Dediğim gibi yasa dışı hiçbir eyleme karışmadım. Amcam Fatih Keleş, babası Zafer Keleş ya da kuzenim Mustafa Keleş'in de yasa dışı bir eylem içinde bulunduğuna dair hiçbir şey söylenmedi. Kendilerini günlük olarak biri olarak da iddia ettikleri gibi suçların içinde olduklarına inanmıyorum.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; lisans eğitimimi İngilizce İşletme Bölümü'nde tamamladım. Eğitim hayatım sonrasında inşaat ve otomotiv sektörü gibi pek çok alanda çalıştım. Bu alanlardaki önemli birimler olan Cumhurbaşkanlığı motorizasyon birimleri, Ankara Jandarma Genel Komutanlığı ve bakanlıklara yakın motorizasyon ekipleriyle bireysel olarak çalışılmışlığım vardır. 2020 yılının başlangıcı ve yoğun mesai programı nedeniyle yeni bir iş arayışına giriştim. Bu süreçte birçok yere başvuru yaptım. Bu iş başvurularından biri de Kariyer İBB üzerinden başvuruydu. Katıldığım görüşmeler sonrasında 2020 yılından bu yana İBB nezdinde tercüman olarak çalışmaktayım. Hizmet süresi boyunca kardeş şehirler ve belediye faaliyetlerinde tercüme işlemleri gerçekleştirdik. İşe başladığım dönem boyunca pandemiye denk gelmesi nedeniyle kamuda alınan önlemler kapsamında pandeminin çoğunu uzaktan çalıştım. Bazı zamanlarda Bakırköy'ün ek hizmet binasında bulunan toplu ofislerin olduğu yerlerde çalışıyordu. Bu ofisler tek bir kişiye tahsis etmeyip birden fazla kişinin çalışması için bilgilerin ortak kullanıma dayalı, kurumsal ihtiyaçlar sertifikası planlanmış çalışma alanlarıdır.
Amcam Fatih Keleş ile Bakırköy ek hizmet evi veya belediyeye bağlı farklı binalarda karşılaşıyoruz. Bazen aynı binada ya da aynı yerde yazanları bilirsak kendisini ziyaret amaçlı yanınızda gideririm. Ancak bu görevi yerine getirirken maçlar, kulüp toplantıları, kamuya açık etkinlikler ve olimpiyatlara katıldığında masa başında pek vakit geçirmezdi. Amcamın İBB Spor Kulübü Başkanı olması nedeniyle; uluslararası spor müsabakaları, olimpiyat organizasyonları, yabancı dilde yapılan temaslar, yurtta gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında sunulan metinlerin tercümesi konusunda, yabancı dilde yapılan yazışmaların hazırlanmasıyla ilgili iletişim ayrıntılarında, kendi işimin aksatmayacağı zaman zaman amcama yardımcı oldum. Neticede kendisi amcamdı, yeğeni olarak kendisine belediyenin resmi işleriyle destek oldum.
"BIRAKIN SUÇ ÖRGÜTÜNÜ, TAKIM BİLE TUTMUYORUM"
Savcılık ifademde de "Dönem dönemim camımın yanındaydım, asistanlık yaptım" beyanımdaki kastım da budur. Ancak ifadede detaylandırılmamış ve özet olarak yazılmıştır. Resmi başvuru ve resmi görüşmeler sonrasında alındıktan sonra İBB'deki resmiyetle yapılması gereken iş ve görüşmelerin yapıldığı için organizasyonların bileşenlerinden cezalandırılması isteniyor. Bırakalım suçu kapatılmış, hiçbir siyasi partiye ya da derneğe katılmışım dahi olmamıştır. Bir futbol takımı bile tutmuyorum Sayın Başkanım. Bir de iddianamede örgüt üyesi olduğu iddia edilen kısımlarda yer alırken, sanki suçmuş gibi amcamın Fatih Keleş olduğu, babamın Zafer Keleş'in yazdığı yazılmıştı.
"İDDİANAMEDE FATİH'İN YEĞENİ, ZAFER'İN OĞLU DİYE BAŞLAMIŞLAR"
Aile bağlarımız sanki bir bağ gibi gösterilmiş. Hatta benimle ilgili kısmı yazmaya başlarken " Fatih'in yeğeni, Zafer'in oğlu" diye başlıyorlar. Yine de babam ve amcamla telefonla konuşma yapmayı sürdürme durumu kapsamında haberleşiyormuşuz gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Babamın babasının olması, amcamın amcam olması suç delili olarak belirtildi. Ben Fatih Keleş'in yeğeni, Zafer Keleş'in oğlu olduğu için tutuklanmışım diye bu iddianamede. Bunu kabul etmek mümkün değil.
Bırakalım böyle bir, amcamla normal bir aile ilişkilerine göre umutlarım olacak. Ben amcamı her zaman takip eden, takip etmesi gereken, sürekli onunla olan biri değilim. Belediyenin resmi dairelerinde zaman denk geldiğinde, mesleğim dahilinde yardımcı olabildiğim kadar kendisine yardımcı olan biriyim. Amcamla benim öyle dışarıda kafede, kutlamalarda, pastanede buluşmuşluğum bile yok Sayın Başkanım. Hiçbir belediye bürokratıyla ya da hiçbir iş adamıyla İBB'nin işleri ya da bu işlerin kanundan kaynaklanan hak ve sorumluluk bağlamaları dışında buluşmadım, görüşmedim, konuşmadım. Kişisel olarak bir yakınlığım yoktur. İddianamenin 6. bölümünde amcam ve babamla birlikte bazı kişilerin telefon irtibatı olduğu söylenmişti. Sayılmış isimlerin bir kısmını bırakın hatırlayıp hatırlamayı, fiziken görsem dahi tanımazdım. İsmine bakınca "Bu kimdi?" diye hatırlayamadığım kişileri bile var. Listelenen belediye personeli özel kalem çalışanları ve belediye çalışanları var. Ancak iddia edilen telefon irtibatlarının HTS mi, baz mı olduğu, yakınlığım ya da bu irtibatların sayısı ve saati dahi belirtilmemiş. Bu kişilerle bağlantılarını hatırlamamakla birlikte, varsa dahi mesai saatleri içinde olan bu görüşmelerin 1-2 dakika olduğundan eminim. Savcılıktaki beyanımda bile çoğunu hatırlamadım.
Savcı Bey'den ricada bulundum; daha iyi yardımcı olabilmek için "Fotoğraflarını gösterirseniz daha iyi tanımlama yaparım, görmeyidiğimi söylerim" diye bir ricada bulundum. Dediğim gibi bu isimlerin içinde babam Zafer Keleş ve amcam Fatih Keleş de var. Bir insanın ailevi görüşmeleri, kendi babasını, amcasını araması gösterisi olarak gösterimini gerçekleştirilebilirta güçlük çekiyorum. Yine görüşmelerimin az insanla olması başka bir bahane daha vardı; "Az kişiyle görüşüyor çünkü örgüt gizliliğine önem veriyor" deniyormuş. Burada örgüt olmadığı gibi ben de bir örgüt üyesi değilim. Olmayan bir ayrılık kaygısı da yok. Ben motosikletiyle işe gidip gelen, saklayacak hiçbir şey olmayan, sadece çalışan biriyim. Bu sadelikte yaşadığım için de hiçbir şey bulunmamıştı. Hiçbir şey bulunamıyorsa da bu sefer "Çok gizli çalışıyor" diye yazılmış iddianameye. Böyle bir mantıkla 10'da tutukluyum.
Ayrıca iddianamede benimle ilgili "Kendini Fatih Keleş'in kapsamı olarak tanınan" diye yazılmış; doğru değil. Benzinli motosikletiyle gidip gelen, kendi aracını bile kendisi yıkayan sıradan bir çalışanım. Hiçbir kişi işe motosikletle gelmez, gelse de kendi aracını kendisi yıkamaz. Ben asla "danışmanım" gibi bir ifade kullanmadım. Kaldı ki desem bile bana kim inanır? Benim gibi her şeyi kendi gören bir danışman mı olur? Belediyede çalışan sıradan personellerden biriyim. Beni herkes de bunu teyit edebilir. Yine de örgütün üyesi olmayı kanıtlamak için belediyenin parçalanmasına girilmiş olmamı delil olarak göstermişlerdi. Ben belediyenin çalışanları olarak buralara gitmemeli, işimi yapmamalı mıyım? Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Ben yalnızca iş akdim kapsamında sorumluluğum olan görevleri yerine getirdim. Akrabalık ilişkilerimin ve sigortalı olarak uğraştığım işin gereklerini yerine getirmiş doğumun dışında hiçbir hareketliliğimden bahsedilmediği gibi, bunların dışında da herhangi bir şey yoktur. Herhangi bir örgüt üyesi olmayıp suçlamaları kabul etmiyoruz. Hakkımda örgütlenmenin isnadı yönlendirilmesinin dayanağı, etkin ödeme kapsamında verilen beyanlardır. Bunun dışında tek bir somut delil dahi mevcut değildir. Sonuçta bu isnadın temelinde somut bir fiil değil, taşıdığım soyadı ve akrabalık bağı vardır. Zafer Keleş'in oğlu, Fatih Keleş'in yeğeni olmam beni otomatikman bir suçun parçası haline getirmez, getirmemelidir.
"HERHANGİ BİR SOMUT DELİL YOK"
Sayın Başkan, Sayın Heyet; İddianamede örgütlenme suçlaması hariç, benim yalnızca tek bir eylem kapsamında cezalandırılması istenmiş. Bu da 138 eylemdir. Bu eylemin cezalandırılmasının istenmesinin tek nedeni Ahmet Sarı adlı kişinin "Rüşvet paralarını bazen Fatih'in yeğeni olarak satırlarında Murat adlı kişiye teslim ederdim" şeklindeki beyanıdır. Bu ifade aykırıdır. Bunun dışında dosya kapsamında bu iddiayı destekleyen herhangi bir somut delil, maddi bulgu, teknik takip kaydı, para transfer bilgileri, tanık beyanı ya da fiziki takip tutanağı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla yalnızca tek bir soyut beyana dayanılmıştır; Başka hiçbir somut ve objektif delille desteklenmemiştir. Ben Ahmet Sarı'nın bu iddiasını kabul ediliyor. Kaldı ki Ahmet Sarı 21 Mayıs 2025 tarihinde tarihteki ilk ifadesinde ne rüşvete dair bir beyanda bulunmuştu ne de şahsımdan söz etmişti. Ancak bu kişi kurumuna 3 ya da 5 gün sonra sanıyorum, 27 Mayıs 2025 tarihinde bugünün etkin dağılım transferinde olay ve kayıtlı olduğu gibi benden birçok "Fatih'in yeğeni olarak alanlarındaki Murat adlı kayıtlı" diye bahsetmiştir. İlk ifadede böyle bir beyanın mevcut olmadığı bir kişinin tutuklanmasından hemen sonra etkin ayrılma hükmünden faydalanmak amacıyla üçüncü kişilerin suçlayan bir açıklama ortaya koyması, tahliye olma ihtimalini de göz önünde bulundurduğunuzda güçlü bir şüphe yaratmaktadır.
Bu kişinin bu beyanları bir an önce tahliye olması veya daha hukuki bir durum elde etme amacıyla vermiş olabileceğini düşünüyorum. Öncelikle bir şeyi belirtmek isterim: Bu iddialar gerçek olmadığı için, ortaya çıktığı andan itibaren hiç tedirginlik yaşamadım. Savcılık tarafından ifadeye çağrılmadan 17 gün önce Ahmet Sarı'nın anlatımı sosyal medyaya düşmüştü. İfadesinde öyle yalan iddialar ortaya çıktığında şaşırdım. Avukat dahi diye sordum; karakola gidip "Fatih'in yeğeni Murat benim, buyurun" demek istedim. Ancak tek gerçek yanılgı için ciddiye almadım ve korkacak bir şeyim de yoktu için işime gidip dönmemeye devam ettim. Bahsedilen eylemde "Fatih'in yeğeni olarak bildiği Murat'ın kayıtlı olduğu" beyanı dışında benzersiz hiçbir şey yok. Benimle ilgili hiçbir şey olmadığı için aslında açıklayacak pek bir şey de yok burada. Benimle ilgili atfedilen eylemde ne herhangi bir rapor var ne de bir kayıt var. Bu kişinin tam olarak kim ayrıldığını bile bilmiyor; soyadımı dahi söyleyememiş. Nerede işin olduğunu, görevimi bilmiyorum; sadece "Fatih'in yeğeni Murat isimli kayıtlı" diye benden bahsediyor.
Yahu Sayın Başkan, ben oturduğum sitede yardım ödeyeceğim zaman bile, 1.500 liralık yardım yöneticisi yoksa yerine yönlendirdiği kişiye ait makbuzunu soruyorum. Ahmet Sarı gibi toplamda 169.000.000 lira gibi devasa bir para birimi hangi tarihte, ne miktarda ele alınacağını söyleyen birisi, kimine nerede olacağını söylemiyor; o parçalar cumhuriyetçilik kendi tahminleriyle doluyor. Bu kişi ifadesinde "hatırladığı kadarıyla iletilmek üzere para tarihinde"ni iddia ettiği için benim rüşvete aracılık geliştiği ileri sürülüyor. Hem "hatırladığım kadarıyla" diyor hem de "şuna ya da buna teslim olurum" diyor. Maalesef karşı tarafı hatırlayamayan ayrıntılar içeren aylardır tutukluyum. Dosya kapsamında bana yöneltilen başka bir suçlama da yok. Bu suçlamayı katiyen kabul edilmektedir.Ahmet Sarı ile hiç telefonda görüşmedim, numarasını bilmem, özel hayatlarını bilmem. Ne iş yaptığını bilmem; saklanıyor, dışarıda herhangi bir yerde hiçbir görüşmem olmuyor. Sahibinden 17 kere para götürdüğünü iddia etmiş ve Florya veya Bakırköy'deki belediye binalarında babam veya benim tarafımdan teslim alındığını öne sürmüş. Yalandır. Yalnızca yaşamın başlangıcındaki sebeplerden amcamın yanında bulunduğum zamanlarda insanlarla karşılaşmışlığım ve kısa süreli kullanılmışlığım vardır. Kaldı ki bunlar başka bir alan değil; kamuya açık belediye kurallarıdır. Kendiliğinden hiçbir şekilde para almadım, amcam da dahil hiç kimseye para götürmedim.
Buradan Ahmet Sarı'ya mahkeme huzurunda bunu sormalısınız Sayın Başkan: Kendisinden parayı bırakın; Herhangi bir hediye, bir çikolata, bir kalem, bir iğne dahisinin bulunduğum var mı? Bunu Ahmet Sarı'ya sormayı isterim çünkü ben buna net bir şekilde cevap verebilirim: Kendisinden hiçbir şey almadım. Belki tek temasım tokalaşmak olmuştur. Bırakın Ahmet Sarı'dan para alıp birinin teslim edilmesini, bu miktardaki paranın hiç dağıtılmaması, görmem de mümkün değil. Hayatını bu kadar insanın ortalamasında yaşayan, kendisi ve eşi maaşıyla çalışan, evin ortalama geliri olan biriyim. Belirttiğim gibi rüşvete araçlık miktarına ilişkin iddialar kabul edilmemektedir. Burada bir şeyi daha belirtmek isterim Sayın Başkanım. Rüşvet alındığı iddia edilen yer olarak "Başkanlık Konutu" olarak adlandırılan bir yerden bahsediliyor; Anladığım kadarıyla İstanbul Planlama Ajansı'ndan bahsediliyor. Yerel olarak ve özellikle içeriden kolayca girilebilir; odadaki kafeterya, sergi alanları, kütüphane, yürüyüş alanları, hatta yanında Atatürk Ormanı yürüyüş parkının da kamuya açık bir alandır olduğu zaten. Yani vatandaşa hizmet veren bir belediye etkinlik alanı olarak mevcuttur. Bahsedilen yerler gizli saklı yerler değil. Her ne kadar gelişme eylemi gerçekleştirmemiş olsam da iddianameye bakılırsa "Başkanlık Konutu" ile gizemli, izinli, karanlık, mahrem büyük işlerin yaşandığı bir yerden bahsediliyor gibi bir algı yaratılmaya çalışılmış. Bu şekilde iyileştirme, yerin fiziki değerlendirilmesi, bu açıklamayı yapma hizmetlerine göre düzenlenmiştir. Peki Sayın Başkan, somut olarak ne var? Bir görüntü kaydı mı var? Yok. Teknik takip kaydı mı var? Yok. Para transfer kaydı mı var? Yok. Maddi bir bulgu mu var? Yok. Fiziki takip tutanağı mı var? Yok. Peki ne var? Yalnızca etkin kurtuluş hükmünden faydalanmak isteyen kişi ya da kişinin tutukluluk baskısı altında verilmiştir ve başka hiçbir delille desteklenmeyen soyut beyanları var. Bunları kabul etmem mümkün değil, suçlamaları kabul ediliyor.
İfadenin son bölümünde biraz da kişisel durumdan ve tutuklanmaktan sonra yaşadıklarımdan bahsetmek isterim. Cezaevinde zor koşullar altında kalıyoruz. Tutuklandığından beri kapasitesinin üzerinde 15-20 kişinin sahip olduğu bir koğuşta kalıyorum. Orada gündelik yaşamı sürdürmeye yönelik araştırmalar kolay olmuyor. Birçok kişi ranzada yeri dahi yok; atılmış yataklarda uyumuz. Ben dahil koğuşta hiç kimsenin kendine ait bir dolabı bile yok; 3 kişilik bir erkek dolabını alternatif seçenekler. Kaldığımız bölünmeden bahsedeyim; 2,5 metreye 5 metrelik bir alanda kalıyorum Sayın Başkan. Normal şartlarda tek kişi kalması için gerekli. Önce tek yatak var bu bölmede. Daha sonra yanında bir yatak kurulmuş, üç kişilik olmuş. Daha sonra bir yatak kurulmuş beş kişilik olmuş. Daha sonra tekli yükseklikte bir kaynak yapılmıştır. Üç tane ranza var bu ufacık parametrelerini odada tutuyorsunuz. Bu bölmede 3 adet ranza var ve 6 yatak kapasitesi mevcuttur. Ama biz 6 kişi kalıyoruz, 9 kişi kalıyoruz. Diğer 3 kişi ranzanın altında, vücudunun yukarı bakacak şekilde hava alabildiği kadar yaşayabilir. Bu kadar dar bir alanda kalabalık nedeniyle hava almak ne kadar mümkün olursa öyle bir bölünmede kalırum. Dolayısıyla bir kişi hasta olsa çok hızlı yayılıyor, çok sık hasta var. Aile hekimliği kontenjan sorunu nedeniyle muayene olmak, ilaç yazdırmak hiç kolay olmuyor. Bazen haftalarca, bazen aylarca beklemek zorunda kalırsınız Başkanım. İlaç yazdırmıyorsunuz; sevk işlemleri veya aramalar nedeniyle sürekli erteleniyor. Kalabalık koğuşlarında bu gibi sorunların çok ömrü.
Koğuştaki hükümlüler haftada 6 gün, 60 dakikalık telefonla görüntülü olarak konuşurken; ben, bir kere, 10 dakika konuşuyorum. Bu konuyla ilgili bir şey söylemek istiyorum Başkanım. Şimdi benim kaldığım koğuşta hükümlülük oluştu. Ben hükümlülerin kaldığı, uzun süreli yani 100 sene, 200 sene cezası olan kişilerle aynı koğuşta kalıyorum. Koğuşta diyebilirsiniz ki "Sen örgütten yargılanıyorsun, o yüzden 10 dakika konuşuyorsun." Ama burada şöyle bir durum var; koğuşta örgütten gelmiş, şu an yargılanan, ceza almış ve ceza almış şu an istinafta olan kişiler var; hepsi 60 dakika konuşuyor. Hatta Kovid döneminde mahkumlar 90 dakika tutuklu kalıyorlar. Geçen bayramda bir 30 dakika daha hak verdiler, 12 kere 120 dakika telefonla görüştüler. Şimdi örgütlenme konusunda şöyle; Mesela şu an 5 yıldır çalıştırılan biri 1 yıldır örgütten yargılanıyor ama 60 dakika boyunca devam ediyor. Bir kişi örgütten ceza aldı, şu an ceza istinafta, hala 60 dakika konuşuyor. Bundan 2 ay önce de birinin örgüt katliamı kesinleşti; kesinleştiği halde konuştu. Ne zaman ki sürenameye işlendi örgüt cezası, o zaman hakkı 10 dakikaya düştü.
Ben bu konuda ilgili avukatıma da dava açtım. Kendisinde bir araştırmada bulunan; bu durumun cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurulu'ndaki bir yetkili olduğunu söyledi. "İşte iyi durumda olabilirse bu değişebilir" dedi. Ben bununla ilgili her yere dilekçe verebilirim; Telefon biriminin şarjı, Cezaevi Müdürlüğü'nün yedeklenmesi. İdare ve Gözlem telefon biriminden gelen arkadaş şunu söyledi: "Abi" dedi, "Sizinle ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatı var, o yüzden 10 dakika konuşuyorsunuz. Biz buradan açmıyoruz, kısa yapmıyoruz; oran işlemi gerekiyor." Bunu da burada belirtmiş olayım. Bununla ilgili gerçek kural nedir bilmiyorum ama böyle bir şey varsa da bunu da belirtmiş olayım. Dediğim gibi biz 10 dakika konuşuyoruz. Telefon hattımız çok sınırlı; cezaevi ve ortam koşulları, doğal olarak sağlıklı iletişim dağılımını çok engelliyor.
Sağlığım her geçen gün kötüleşiyor. Çocukluğumdan beri maalesef çok fazla hastalıkla mücadele ediyorum; Yaşadığın büyük bir kısım maalesef hastanelerde yatarak geçti. 156 gün süren vatani görevimi, askerlikte bile yanlış hatırlamıyorsam 30-40 günü Sarıkamış'ta askeri hastanede yatarak kaldı. Yani bayağı yaygın karantinada tek içerikli 30-40 gün başlangıç. Ayrıca yine tutuklanmadan önce hiçbir şikayetim teslimatına rağmen, cezaevinde 40-45 gün kaldıktan sonra büyük ağrılarla, sedye ve sandalyeyle hastaneye kaldırıldım. Bu süreci biraz anlatmak istiyorum Sayın Başkan. Şimdi bizim kalabalık koğuşlarda bu süre biraz daha uzuyor. Koğuşta birinin karnı ağrıyor, başı ağrıyor; tabii bu durum çok suistimal edildiği için kalabalık cezaevlerinde memurlar geliyor, "Ağrısı var" deyince mazgalı kapatıyor gidiyor adam. Bir daha gelmiyor, diyor ki "Ciddiyse bir daha basarlar." Bir daha baslıyorlar.
Bir gün avukatla görüşüyordum, karnıma çok ciddi bir ağrı girdi. Avukat işlerini kestim, üşüttüğümü falan düşündüm başta. Koşuşa gittim, akşam sayımına doğru çok ciddi bir ağrı girdi karnıma, yerden kalkamıyorum. Butona basıyorlar, memur geliyor, "Arkadaşın karnı ağrıyor" diyorlar. Memur "Yerinden kalksın" diyor, "Tamam" diyor, kapatıyor gidiyor. Bir 30-40 dakika sonra tekrar baslıyorlar, tekrar geliyorlar. "Arkadaşın karnı ağrıyor, çok kötü kalkamıyor" diyorlar, yine gidiyor. Daha sonra eski bir adaya mahkum oluyor, mazgal olabiliyor. Bana anlatıyorlar, ben üst bölmede yatıyorum; demiş ki: "Ya abi bu İBB'ci, başımıza bela olacak, bunu alın; adam yatıyor kalkamıyor." Öyle deyince memurlar geldi, tekerlekli sandalyeye beni aldılar, koydular sandalyeye. Mahkum kabul biriminin oraya götürdüler, bir bölmeye koydular.
Yahu 30 dakika mı bekledim, 40 dakika mı kullanılıyor; Çok ağrım oldu ve yere uzandım artık çünkü oturamıyorum. Artık gözümden yaş geliyor acıdan, inanılmaz acıyor. Kapıyı yumrukladığımı görüyorum. Ne kadar yumrukladım; "Allah rızası için kapıyı açın" diye. Memurlar falan çok şey yapmıyorlar; çünkü kim olduğun orada görülüyor, herkese aynı muamele yapılıyor. Hükümlü müsün, tutuklu musun çok bakmıyorlar. Gözümü açtığımda ambulans doktoru tarafından muayene edildimi gördüm. Daha sonra ambulansla Kampüs Hastanesi'ne götürüldüm. Orada yine bağırıyorum; belki yerel jandarma arkadaşlardan da o gün denk gelen vardır. Gözümü açamıyorum, sadece şunu üyem: "Allah rızası için bir ağrı kesici vurun, benim çok ağrım var." Bir de öyle bir ağrı ki, hani birisi böyle içinizde bir şeyi sıkıyormuş gibi.
Neyse, maaşları sürüyor; Doktor da bir şey yapamadı, "Ağrıyı kesemiyorum, ne olduğunu bilmiyorum" diyor. "Neymiş?" dedim. Dedi ki: "Seni Silivri Devlet Hastanesi'ne yollayacağız." Oradan çıktık, Silivri Devlet Hastanesi'ne gittik. Tomografi çekildi. Bir de kelepçeli gidiyorum Sayın Başkan; o şekilde yerde yatıyorum, kalkıyorum arabaya biniyorum, kelepçeleri taşıyorum. Neyse ki Silivri Devlet'te tomografi çekildi, tekrar Kampüs Hastanesi'ne geldik. "O" dedi, "Tamam" dedi; şiddetli bir ağrı kesici yaptı. Zaten o günün yorgunluğuyla ve yorgunluklarıyla tekerlekli sandalyede uyuyakalmışım. Yine de gözümü açtığım cezaevindeki o mahkum kabul biriminin oradaki hücredeydim. Neyse ağrım geçti tabii, koğuşa gittim ama ne olduğunu bilmiyordum; doktor bir şey söylemedi. Tomografi çekildi, sesli kayıtların bir 10-15 gün sonra tekrar Kampüs Hastanesi'ne çağrıldı. Kanıtlandı; zaten doktoru görmüyorsunuz. Röntgen çekilmeden önce kan alındı, tekrar geri cezaevine gitti. 15 gün sonra tekrar Kampüs Hastanesi'ne gittim; doktor dedi ki: "Ameliyat olması gerekiyor, böbreklerinle ilgili bir sorun, seni Silivri Devlet Hastanesi'ne sevk ediyorum." Tamam dedik, tekrar koğuşa döndüm. Bir 15-20 gün sonra Silivri Devlet Hastanesi'ne gittiniz ama doktoru göremiyorsunuz; orada asker organize ediyor, kan alınıyor geri yollanıyorsun, röntgen çekiliyor. Böyle birkaç kere gidip gelip geldim. En son Temmuz ayındaydı bu söylediğim olay. muhtemelen 2 ay sonra tekrar Silivri'de nihayet karşısına çıktım; ameliyat edecek kişinin karşısında. Doktor böyle baktı, dedi ki: "Murat, dün gelseydin ameliyat yapabilecektik ama cihaz bozuldu." "Neymiş?" dedim. "Biz seni tekrar Kampüs Hastanesi'ne sevk ediyoruz" dedi. Tekrar cezaevine girdim, bir 15-20 gün sonra Kampüs Hastanesi'ne gittim; bu sefer oradaki doktoru görebildim. Dedi ki: "Bu sefer seni Çam ve Sakura'ya sevk ediyorum ama Çam ve Sakura'da ameliyat süresi falan çok uzun, geç gelebiliyor."
Burada biraz uzadı Sayın Başkanım ama anlatacağım durumdayım. Çam ve Sakura'ya sevk etti beni. Tabii ben o sırada bana gelene kadar zaman zaman yine koğuşta yerden kalkamayacak kadar ağrılarım oluyor; Gidiyorum Kampüs Hastanesi'nde bana çok şiddetli bir ağrı kesici yapılıyor, geri gönderiyorum. Gidiyorum geri geliyorum, böyle birkaç kere yaşandı. Nihayet 2. haftaydı sanırım, mazgal açıldı gece saat 1'de: "Murat Keleş, Çam ve Sakura'ya." "İyi" dedim, "Ah, herhalde geldi." Çam ve Sakura'ya bir gittik; yine doktor falan görmüyorsun. Yine de kan alındı, gitti. 15 gün sonra geldim, film çekildi, gittim. Yani böyle... Neyse Başkanım, böyle. Dediğim gibi basit bir ameliyat için bile gizli tutukluluğum olduğu için çok uzun süre ameliyat döngüsü bekledim. Verdiğiniz itiraz dilekçelerinden ve e-Nabız'dan görüleceği gibi belki 30-40 kere doktor kontrolüne götürülüyorum. Çok fazla test yapıldı. Dışarıda olsaydım belki 1 günde çözülebilecek basit bir ameliyat; hapishanedeki sevk sorunları ve hapishanedeki tutukluluk biri olarak randevu almanın zor olması nedeniyle bir türlü başarısız oldu. Bu sürecin insanlığına dönüştü.
"OKUL ÇAĞINA GELEN KIZIMIN YANINDA MAALESEF OLAMADIM"
Orada da mide fıtığı ve astımla ilgili rahatsızlıklarım ve ataklarım, tutukluluğum için daha da arttı. Dosyada yer alan sağlık raporlarından da göreceğiniz gibi astım hastasıyım. Gündeliğin pek fazla atak kalmaması gerekiyordu. Ne var ki kapasitenin çok üstünde kalabalık bir koğuşta, 20 insanla, rutubetli, kirli ve dar bir alanda olmam nedeniyle ağlama krizlerim ve nefeslerim darlığım arttı. Hastalıklarımla ilgili de düzenli olarak kullanmaya başlamak zorunda kalıyorum.
Okul çağına gelen çoğalmanın yanında maalesef başaramadım. Okula başlarken yanında olamadım. Kızım doğduğundan beri ben ona sürekli masal okuyarak, onun daim yanında kalmaya çalışan bir baba olmaya gayret gösterdim. Bu süreçte psikolojisi çok bozuktu. Beni yüksek güvenlikli bir inşaat alanında çalıştığını biliyor. Burada Sırrı arkadaşım dedi ya, bir yalan söyledik kızımıza; "polis okulu" dedi. Biz de böyle bir yalan söyledik; bir inşaat alanı olarak burayı biliyor. Ziyaretime tesadüfen tuhaf tuhaf sorular soruyoruz. 5 yaşında ama işte "Babasız çocuk olur mu?", "Bizi artık bilmiyor musun?" gibi duygusal olarak cevaplaması zor sorular soruyorum. Cevap vermek size kolay olabilir ama Sayın Heyet, haksız haklıdan ve ailesinden ayrı kalan bir baba için zor. Neyse ki bu cezaevinin yanındaki inşaat da gitmeye başladı ve bakıyor gün diyor. Bizim de yalanımız doğal olarak daha inandırıcı bir hale geldi. Görüşüme ulaştığında kepçe peşinde, "İnşaat bitiyor mu?" diyor. İşte o duruşma salonunun duvarları kapanıyor, "Baba inşaat bitti mi?" diyor. Çatısı kapanmış geçen; "Baba geliyor musun? İnşaat bitti." diyor. Yanıp sönen yapılar gibi o inşaata bakarak gün söylüyor.
Tutuklu olduğum için birleşmeye ve iyileşmeye destek olamıyorum. Tutuklu olduğum için herhangi bir gelirim de yok; şirketim tarafından maaşımla ödüllendirildim. 9-10 ay boyunca, boyut az önce izah edildiği gibi somut bir tek delil sunmaya rağmen; kendisinin söylediğinden bile emin olmayan, etkinlik kararı kapsamında ifade vererek tahliye olmuş ve benim hakkımda ancak 5 kelime —5 kelime ya— "Murat olarak satırlarda, Fatih'in yeğeni olarak bilgilerinde Murat adlı kişi, isimleri" diyen bu kişi ayrıca aylardır tutukluyum. Bu süreç hem maddi hem de fiziksel hem de psikolojik sağlığım açısından zor bir hal almıştır. Bu sürecin sona ermesini, çocukların babalarına, annelerine kavuşmasını istiyorum. Kızım bana, ben babama kavuşmak istiyorum ve tahliyemi talep ediyorum. Teşekkür ederim.
Mahkeme Başkanı: Sanık müdafilerimizden bir sorunuz var mı?
Fatih Keleş Müdafii Avukat Nergis İnce: Öncelikle geçmişim olsun, iletiyorum. Dosyanızı incelediğimde emniyette ifade verdiğinizi gördüm; yalnızca savcılıkta ifade verdiniz değil mi?
Murat Keleş: Evet. Şartlar, emniyet ihtiyacı için çağrıldım ama orada beklerken, hatta erkenden gittim ben emniyete; akşam dönerim değişimlerini kreşten alırım diye sıcaklığım. Saat 15.30-16.00 gibi gittim. 16.30'a kadar beklettiler. 16.30 gibi prodüktörün değişimini söyleyip, ifadenin orada alınmadığını beyandan aldılar.
Avukat İnce: Az önce ifadenizi şöyle aktarıyorsunuz bir cümle kullanmışsınız: "Ben sanki savcılığa amcam hakkında soru sorulsun, ben de bu özetleri cevap vereyim diye çağrılmış durumdayım" dediniz. Ben aslında bu soruyu sormak istedim. Burada boyut özellikleri bilinmiyor, amcanız Fatih Keleş hakkında veya diğer isimler hakkında?
Murat Keleş: kesintiler; Hani konuşmamdan da belki anlaşılmıştır, ben samimi olmaya çalışarak savcılıkta çalıştım. Ben savcının çözülürken bile utana sıkıla. Çünkü 1 gün Vatan Emniyet'te kalmıştık. Altımda kot, üstümde tişörtler. Savcılık makamı, böyle gözümde büyüdüğüm… Büyüttüğüm anda, saygının ortaya çıktığı bir makam. Odaya girerken utana sıkıla girdik. İfademi vermek için Savcı Bey'e isimlerini sorarken ben hani yardımcı olmak isimleri, resimleri görmek istedim; yardımcı olmak da istedim. Ama savcılık odası benim sorgum biraz farklı geçti. Tabii savcılık ifademde yazmıyor ama ifade, atıyorum 40-50 dakika sürdüyse ben 30 dakikası ağladım herhalde. Çünkü şöyle bir şey oldu; Savcı ısrarla bana "Murat, para aldın mı? İşte şu kişi sana para mı dile getirdi? Falanca yere para verdin mi?" diye sordu. "Yok hayır demek, bana para gelmiyor" dedim. Daha sonra "Tamam peki" dedi, "Gördün mü? Birileri böyle bir çanta vesaire bir şeyle senin amcanın yanında bulunduğun zaman geldi mi, gitti mi?" dedi. "Yok Gruplar" dedim. Sonra dedi ki "Hiç duydun mu? Böyle şeyler hiç konuşulmadı mı?" dedi. "Duymadım savcım" diyorum, yanında bulunduğum sürece böyle bir toplantı olmuyorum. Daha sonra sorular şuna döndü: "Sence olabilir mi?" Yani önce "Yaptın mı?", "Duyun mu?", "Gördün mü?"den sonra; tr oğul "Sence?" bana ait verileri sormaya başladı. Dedim ki "Ben böyle bir şey olduğunu ama ben ne olup olmadığını da bilemem. Ben oradayken böyle bir şahitliğe tanık olmadım. Ben kimseden bir para alamadım."
Açıkça Savcı Bey bana detaylı bilgi sorarken, Sayın Başkan, beni tanımak için ya da bir olayın kafasında çözülmüş çalışıyormuş gibi soruyordu. Sanki gerçek olduğundan emin olduğu bir şey vardı ve beni o gerçekliğe ikna etmeye çalışıyor gibi sorular. "Bak diyor işte Murat, oldu değil mi? Biliyorum diyor bak, o kişi gelmiş sana vermiş." "Sayın Savcım" diyorum, "Hayır öyle bir şey olmadı. Ben adamı da tanıyorum, adamı görmüşlüğüm de var ama hayır öyle bir şey olmadı." Israrla "Aldın mı, verdin mi? Biliyorum" diyor. Dediğim gibi bir yerden sonra ağladım çünkü baktım savcı kesin emin; "Artık ikna olurum" diyorum. Orada patladım ve ağladım. Hatta bana sakinleşmek için bilgisayarda yazı yazan memur arkadaşlar su uzatıldı ama o kadar kötü hale geldiğim ki o suyunu bile içemedim.
Dediğim gibi sorgunun sonuna kadar doğru da böyle bir şey oldu: "Anladık Murat" dedi, "Tamam, para falan almadın, para gelmedi, para gitmedi. Tamam." "E dedi bir hediye paketi, çikolata, böyle şeyler de mi gelmedi?" "Ya gelmez olur mu savcım?" dedim. "Özel günlerde belediyedeki tüm birimlere gelir" dedim. Çikolata gelir; müdürlüktan gelir, belediyeden gelir, genel sekreterlikten gelir. Belediye birimlerinin dağıttığı çikolata tarzı ürünler oluyor. Sonra dedi ki "Bunların içini hiç görmedim mü? İşte böyle para mara?" "Yok" dedim, "Hayır, böyle şeyler hiç olmayanlar." Sonra işte ifademe de sanki sorulmuş gibi değil de hep ben bir şeyi anlatıyormuşum gibi geçmiş ama orada bütün cümleleri savcı soru sorarak gelişiyordu. Mesela bir şey soruyor boyutu, o cümleyi kurarken bile Sayın Başkan, o cümleyi savcı kurdurdu. Yani mesela "Ben gidiyorum" diyorsunuz, araya bir şeyler sorup o cümleyi geliştirtiyor Savcı Bey. Bir sürü şeyi sorarak, o şekilde geçti ifadem.
Yener Torunler Müdafii Avukat Ahmet Keskin: Öncelikle Murat Bey'in geçmişi olsun. Şimdi 59. Eylem'de Yener Torunler sevk edilirken şu şekilde bir ifade kullanılıyor: 'Zafer Keleş ve Murat Keleş'e harcanan nakit ihtiyaçları karşılamak için götürüldüğü' deniyor. Siz Yener Torunler'i tanıyor musunuz? kendisiyle herhangi bir para alışverişiniz oldu mu?"
Murat Keleş: Ya bu soru mahkemeden önce, yani bir ay önce falan sorulsaydı Yener Bey'i hatırlamadığımı ve tanıdığımı söylüyordum. Burada tekrar nezarette karşılaştım. Ben soyadını da garantiliyorum. Ben Yener Torunler'i tanıyorum, ne iş yaptığını, kimin olduğunu bilmiyorum. şal bir şey oldu; bir gün belediyede çalışırken birisi beni aradığımı tanımadığım bir numara, numarası. Dedi ki 'Fatih Bey yönlendirdi' dedi. 'Bir imzaya bir evrak bırakacağım' dedi. belediyede değilmiş, aileye da izinli mi dedi bir şey dedi. Asistanının da olmadığı bir zamanda gelmiş bu kişi, yani Yener Bey belediyeye geliyor, Fatih Bey'e bir imzalanacak bir belge getiriyor. Beni arıyor sonra. Bana bu evrakı bıraktı. Amcam numaramı vermiş, demiş ki 'Yeğenim muhtemelen belediyededir oradadır, ona bırakabilirsin' demiş. Geldi, böyle ben bu kişiyi... Yener Bey'i zaten ben bir ya da iki kere gördüm muhtemelen. O da ödemediği gibi hani böyle kağıdı bırakıp gitmiş, böyle 10 saniye görmüşümdür. Dolayısıyla insanlarla hiç sohbet etme fırsatım da olmuyor, tanıma fırsatım da olmuyor. Yani kısaca şöyle: Ben Yener Bey'i tanımlıyorum. Amcam için imzalanacak olan bir yönetim kurulu evrakıydı, 'Fatih Bey'e dağıtmak için iletir misiniz' diye bana bıraktı. Aynı şekilde bir kağıt bıraktı ve daha sonra gitti. Ben de bunu daha sonradan amcam geldiği zaman onun şeyi... Hatta amcamın kendisine de değil sekreterine verdim, 'Verir misin?' dedim. Bu şekilde verdim, olay bu şekilde gerçekleşti. Burada da tanımış oldum yani aşağıda nezarette Yener Bey'le tanıştık. Dediğim gibi önceden tanımıyordum.
13.35 | DURUŞMA VERİLEN ARANIN ARDINDAN DEVAM EDİYOR
Duruşmaya verilen 1 saatlik aranın ardından tutuklular salona getirildi. Mahkeme duruşmasının başında duruşmanın Nisan dönemi boyunca bitmeyebileceğini ancak ara değerlendirme yapacaklarını söyledi. Haftaya yapılacak ara değerlendirme ile tahliyelerin olacağı belirtiliyor.
12.00 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Mehmet Murat Çalık'ın avukatının savunmasının alınması ile duruşmaya ara verildi.
11.50 | MURAT ÇALIK'IN AVUKATI: İDDİANAME İADE EDİLMELİ
Mehmet Murat Çalık'ın avukatı Fatih Selami Mahmutoğlu'nun savunması başladı. Müvekkilinin 1 yıl tutukluluğa değinen Mahmutoğlu, iddianamenin geri dönüş genişlediğini vurguladı, süreci hukuksuz ve özensiz yürütüldüğünü belirtti ve "Müvekkil örgütlenmesinden tutukluluk. İrtikap suçundan dava açılmadı, rüşvet suçundan açıldı. Müvekkilim kaç suçtan tutuklu?" dedi.
Etkin pişmanlıktan yararlanan adların ifadelerinin değersiz olduğunu belirten Mahmutoğlu, itirafçı Adem Soytekin'in örgüt yöneticisi olarak yargılandığını ve var olduğu iddia edilen örgüt suçları için kullanıldığını kabul ettiğini belirterek, " Sayın Adem Soytekin, bu dosyalarında kullanabileceğinizi kabul edebiliyor musunuz?
Ben bu metinden bunu yapın. Tutukluluk incelemelerinde müvekkilinin avukatı olmadan savunmasının alındığını vurgulayan Mahmutoğlu, bu durumun Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu belirtti. Mahmutoğlu, " Sayın başkanım bu dosyaların içinde insan olduğu unutulursa her şey eşyaya döner" de kullanıldı.
11.19 | MURAT ÇALIK TELEFONUNA GELEN TEHDİT MESAJİNİ ANLATTI
Fatih Keleş : Başkanım, adım Fatih Keleş. İsmim çokça geçiş için iddianamede, ben de bir soru sormak istedim. Eylem 1'i çok iyi anlattınız Sayın Başkanım. Ben de bilmediğim birçok konuyu sizin sayınızda öğrenmişsiniz. Şimdi Eylem 1'de, bu 11. Mahalle eyleminde, Uğur Güngör'ün verdiği birçok beyan var. Hatta 2020'de başlayan bir mahkeme süreci de var 2024'e kadar devam ediyor. Son anda işte tekrar dava yeniden başlıyor. Şimdi 2024'e kadar devam eden mahkeme sürecinde adım tek bir defa dahi geçmiyor. Fakat sonra kolluk fezlekesinde görüldü; Telefonunuza gelen bir mesaj Uğur Güngör tarafından var sanırım. Benim adım 4 yıl boyunca bu eyleme ya da bu mahkemede anılmamış iken, bu eylemde adımların alınmasının sebebi sizce nedir? Bu konuda boyutta bir baskı yapılmış mı ya da yapılmamış mı? Teşekkür ederim.
Murat Çalık: Evet, teşekkür ediyorum. Ben tabii o kısımlara çok fazla eylemi anlatırken değinmemiştim. İlk 2020 tarihindeki ifadede Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusuyla, suç ihbarıyla başlayan şeyde zaten az önce saydım; benim adım, Adem Soytekin, Ali Gül ve Zafer Gül'ü şikayet etti. Ama 2024 yılında o herkesi hatırladığım şu anda ben de eklenmiş olanlar arasında iddianamede, böyle bir tehdit niteliğinde bir telefon mesajı gelmişti Sayın Başkan.
Bende telefonumdaki mesajlar 2020 yılından beri kayıtlıdır. Ben, onu telefonunu değiştirdiğimde telefonumdan hiç vazgeçmem, bütün kayıtlarıyla birlikte aktarırım. Kolluk ilk kopyalandığında telefonumu dağıtmak hemen şifresini de paketlerimdir. Onu da niye sakladım? Niye sakladığımı sordular bana kollukta. "Yarın hani herhangi bir suçun duyurusunda bulunması durumunda hani tehdit anlamında..."
Onun telefonumda saklamıştım. Ama şimdi Fatih Bey söyleyebilecekce, 2024'teki ifadelerinden sonra Fatih Keleş zaten bu sürecin içine dahil ediliyor ve hiç bahsedilmeyen senet mevzusu vardı ya Başkanım, detaylı olarak söylüyorum... O öldükten sonra zaten senet mevzusuyla birlikte Fatih Keleş katılıyor. O mesajın devamında da hani sizin işte kasa olduğunuz filan filan söyleniyor. Bana bir gazete kupürünü o zaman atmıştı, bir tehdit içeriği vardı. Hani "Ben şimdi Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusuna gidiyorum, bunlar böyle..." Yani cevap oldu mu bilmiyorum, soruna.
Fatih Keleş: Evet, evet. Bu sanırım benim bu basında da yer alan Cumhuriyet Halk Partisi para kuleleri basına yansıdıktan sonra size atılan bir mesaj geldi.
Çalık: Doğru, başla.
Fatih Keleş: Teşekkür ederim.
Çalık: Başka sorumuz var mı? Evet.
Seza Büyükçulha: Merhaba Seza Büyükçula. Başkanım merhaba, beni tanıyor musun Başkanım?
Çalık: Yok, şimdi tanıştık. Yani burada tanıştık.
Seza Büyükçulha: Yok Başkanım, başka yerde tanıştık da şimdi ben size hatırlatacağım.
Çalık : Tamam, ben kullanıyorum ama...
Büyükçulha: Tamam, şöyle: Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'nda hiç görmedin mi beni?
Çalık: Yok hayır.
Büyükçulha: Sizi bir kere telefonda çalıştırıyorsanız, sebebini gösteriyor musunuz?
Çalık: Valla kullanırlar. Hatırlatırsanız...
Büyükçulha: Tamam. Trabzonspor Kulübü'nde tanışmıştık Başkanım. Siz ziyaretinize Ekrem Başkan'la birlikte gelmiştik. Bordo Mavi Restoran'da, Trabzonspor Restoran'ı çalıştırıyorum.
Mahkeme Başkanı: Seza Bey, selametle ilgili doğrudan bir eylem atfı da yok yani...
Büyükçulha: Yok ama Başkanım bir soruyu merak ettiğinizden emin olun. Benimle Başkanımızı birleştirip, telefonda bir konuştuğunuz diye kollukta kere ifade edildi. Neden konuştuğumuzu belirtebilirsiniz Başkanım?
Çalık: Bendeki modeller, kollukta da bana hani herhangi bir soru sorulmadı yardımla ilgili.
Büyükçulha: Allah rahmetle eylesin babanız rahmetli olmuştu, onun için sizi başsağlığı için aramıştım.
Mahkeme Başkanı: Soruyu soralım, hatırlatmayı... Tamam. Sorun. Başka sorumuz var mı? Yok, teşekkür ederim.
10.45 | İMAMOĞLU MURAT ÇALIK'I SİYASETE NASIL İKNA ETTİ?
Sayın Hakim, değerli heyet; ben de katkı durumlarını bu hususta bir cümleyi dikkate almak isterim. Burada, özellikle mahkeme sırasında Sayın Hakim Bey, heyet, bizlerin bu şekilde fotoğraflandığı fotoğrafın bizim de yargılanma düzenimize vereceği zarardan dolayı, herkesin bu hususun hassas bir şekilde ele alınması; Bütünün, bizi izlemek ve desteklemek isteyen dostlarımızın da buna özenli davranmasının -adı üyemiz olsun ister başka bir vasfıyla- faydalı olacaktır.
Hani takdire dayanıklı ki bazen sizin olmadığınız esnada biz çıkarken çekilen bazı şeyler var. Bunların çok önemli olup olmadığını ama sizin burada yaşayabileceğiniz resmi ortamdan oranları bozan hususların bize de sıcaklık ortamları ve bu oda koşullarının sadece mahkeme başkanımızın isteği değil, garantideki ki heyetin organizasyonunun organizasyonu da dahil olmak üzere yeterli sayıda olması.
Sayın Hakim, değerli heyet öncelikle bunu gerçekleştirir. Tabii Beylikdüzü denince benim de farklı bir bünyem var. Yaklaşık 35 yıl önce bir yatırımla adım attığımız, çocukların doğup büyüdüğü ve yaşadığı, yani bir doğduğum köy ve sonrasında Beylikdüzü'ndeki desem yeridir, böyle çok özel 2 mekanla var olmuş bir olabiliyorum.
dolayısıyla benim için de Beylikdüzü çok önemli. Elbette burada şu anda savunmasını yapan değerli belediye başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık da bu anlamda değerli; aynı zamanda kişisel olarak da hem kardeşlik hukukumuz hem de birleştirici olan inançla da değerli bir arkadaşım. Ben, gerçekten güzel hizmetlerinden dolayı da Beylikdüzü'nde kendisini tebrik ediyorum. Çok özenli bir 6 yılını geçirdi.
Eminim ki burada mahkum olduğu 1 yılda aynı geniş kapsamlı takipler var diye düşünüyorum. Uzaktan izlediğimde böyle bir okuma. Sürekli hüzünle karşıladığı için de o şekilde anlıyor ama ben başka türlü Gülseren annemize ifade edeyim ki; Mehmet Murat Çalık bir insan yetiştirip, bu ülkede hazırlayan bir anne olarak kendisine minnet sınırlarımı da iletmek isterim. Buradan hürmetlerimi de kendisine iletiyorum.
Bunu söyledikten sonra, girizgahımı yine de dağıtmak isterim Sayın Hakim,şöyle yapmak isterim. Tabii ki ben burada yanlış anlaşılmasın, hani soru sorma meraklısı değilim ya da burada çıkan yönetici arkadaşları, özellikle belediye başkanı, siyasi arkadaşları çıktıklarında dolaşan bu münazarayı yapma meraklısı da değilim. Ama iddianame denilen, benim " iftiraname " diye adlandırdığım bu belgenin, bu diyaloğun şart koştuğunu düşünüyorum.
Zira diyor ki: "Ekrem İmamoğlu bir suç örgütü kurdu. Bu suç örgütü 2014 yılında kuruldu. Önce Beylikdüzü'nü ele geçirdi, sonra İstanbul'u ele geçirdi, sonra cumhurbaşkanı olup Türkiye'yi ele geçirdi." Yani bu, 1000 yıl düşünsem düşünmeyecek bir tarif. Bu çok acı bir tarif. Bu tarifi yapan akıl, tutum ancak "kişi kendinden bilir işi" misali bir tutum ve tavırdır.
O ücret ben bunun altında, bu kadar büyük yükün altında burada kalıyor, hatta "özel vasıflı üye" diye özgürce var. İmamoğlu'na bağlı çalışan, sanki bir suç işlediğinin bir neferiymiş gibi çalışan diye onları da zan altında bırakan bir süreçle karşı karşıyayız. dolayısıyla bunu ve bu diyaloğu benim yaşamam ve boyutu bunu göstermem şartı diye düşünüyorum. Yoksa merakı değilim.
Zira baktım, tekrar ediyorum: Bugün iddia makamını sizin de ifadenizle geçici olarak temsil eden savcı, herhangi bir soru sordu ama daha önceki savcının sorularında bile bazen sorun içinde 20 defa " beyan " olduğunu belirtti. Beyanla karşı karşıya kalmamız acı bir tarafı. Şuna baktım; 'beyan' bildirmek, söylemek, ileri sürmek, anlatmak...
Bu sözlük var hapishanede, yalnız ucunda ayırmıyorum. Soruya geliyorum; ispatla kanıtlayan bir şeyin gerçek yönünü ortaya çıkarmak, ben şu anda ona çalışıyorum. Yani kanıt; ama proğramlık beyanıyla hareket etmiş ve bir iftiraname ortaya çıkmıştır. Uydurma bir iftiraname ortaya çıkmış. Kıymetli Mehmet Murat Çalık'ın bulunduğu yerden başlamak istiyorum, şu bölümü de belirttiğim sorumu soracağım: 2019'un, 2018'in Aralık ayında, benim büyükşehir belediyesi adaylığım kesinleşti. Daha uygun şartlarda bana yapılan teklifi ben kabul ettim.
Bu dönemi Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu'na ifade ettim. Sonrasında da doğal olarak o güne kadar ben doğal bir Beylikdüzü Belediye Başkanı adayıydım. Ama o tarih artık artık yeni bir yol çizildi. Seçime 4,5 ay kala, 4 ay kala hatta. Çizilir çizilmez... Ben o süreci… Mehmet Bey biraz konuştu nasıl tanıştıklarımızı değiştirmek için o zaten girmiyorum.
Ama şunu söylemek isterim; benim adaylığımı belli ettikten sonra önemli bir kısmı kendisine: "Beylikdüzü'ne belediye başkanı adayı olmayı istiyorum, sen ne dersin?" diye teklifini ilettim. Bana ilk yanıt da olumsuz oldu. Yani çok böyle düşünmediğini, doğru olur mu şeklinde bir tarif oldu. Önce bunu bir daha sorayım Sayın Başkanım, bu şekilde oldu değil mi diyaloğumuz?
Mehmet Murat Çalık: Evet Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: İkinci olarak da benim adaylığımın... Çünkü benim adaylığım bizim partimizin tüzüğü gereği genel merkezde genel başkanın talebiyle olmaz, diğer partiler gibi bir kişinin imzasıyla yasaya çıkmaz, Parti Meclisinin rızasıyla olur. Parti Meclisinden Beylikdüzü'nün de belirlenmesi adına ben ısrarda bulundum; " Sizin bunu düşünün, kısaca düşünün, 1-2 günde bir daha konuşalım" dedim ve sonra bir nevi de ikna ederek kendisinin aday olması durumunu olurunu sağladıktan sonra, sadece kendi olupunu alamadım, aynı zamanda ilçe örgütüyle de bunu konuştuk.
"Böyle bir düşüncem var, ne oynayabilirsiniz? " dedim. Büyük oranda da kabul gördü ve o şekilde Beylikdüzü Belediye Başkanı adayı oldu. Bunu neden anlattım? Bunu şunun için anlattım: Bu oluru ortaya çıktıktan sonra bunu söylemem gerekiyor; biz ne menem bir koalisyon ki yani 2014'te kurulduk, Beylikdüzü'nü ele geçirmişiz, Büyükşehir'i de İstanbul'u da ele geçireceğiz ama daha bizim Beylikdüzü adayımız belli değil. Ne menem örgütüz yani! Ve o şekilde… Sayın Başkanım, bu örgüt olduğu için beyefendi sadece eylemlerden yargılanmıyor, örgüt üyesi olarak yargılanıyor. Ben vücudunn yargılanıyorum. Arkadaşlarımdan sorumlu, ben yetiştiriciyim bu arada. Onu da devre dışı bırakır. Ama bu, bu şekilde.
Mahkeme Başkanı: Zaten savunmanızda anlatmıştınız:
Ekrem İmamoğlu: Ama bu diyalog önemli. Bu inan. 5 dakikadan fazla.
Mahkeme Başkanı: 201 kapsamında bu özgürlüğüz var. O nedenle soru sorma ücretini veriyoruz da siz de takip etmiyoruz bir türlü.
Ekrem İmamoğlu: Yo yo yo yo ama incelememi daha çekici hale getiriyorum, sizi de mutlu edebileceklerini düşünüyorum. Yani sorunun ilkini şöyle devam ediyorlar: 2019'da aday oldunuz Mehmet Murat Çalık Başkanım. Aday oldunuz. O dönem ilçe başkanlığıyla çalıştınız, örgütle çalıştınız ve bir meclis üyesi listesi yaptınız. Benim size bir kişi dahi "Şunu meclis üyesi yapacaksınız" veya "Şuna şöyle bir görev yapacaksınız" diye bir telkinim, ısrarım, talimat olmuş mudur? Zorlamam olmuş mudur? Bir kişi dahi.
Mehmet Murat Çalık: Herhangi bir zorlamanız olamaz değerli Başkanım. Ama şunu kapatma; belediye personeli adaylık sürecinde bir zorlamanız oldu,
Ekrem İmamoğlu: Sana oldu.
Çalık: Arkadaşlarımızın üzerimde baskı da yerleşmenin yerinde olmam. Ben savunmamda da zaten anlatmıştım. Siyasete gerçekten mesafeliydim. Ama hani şu an belki burada mevcut olmamın vermiş olduğu durum da var ama hiç pişman değilim Beylikdüzü Belediye Başkanı adayı olduğum için. Meclisten herhangi bir arkadaşın çıkması, "Şunu koyması" veya "Bunu koymaması" gibi bir öneriniz olmadığı gibi, ben meclis üyelerini zaten biliyorum. Büyük bir oranda da meclis üyelerinin üyelerini kullanmak için hani hangisiyle yola devam edebilir diye karar verdim. Sizin döneminizde olup benim dönemimde yolda yürüyemeyeceğim arkadaşlar olmuştur; Onları da sizi çok sevmenize rağmen listenin dışında bırakmışımdır. Siz de bir gün döndüğünüzde bana "Ya şunu da listeye niye koymadın?" dediniz.
Ekrem İmamoğlu: Yani basiretsiz bir suç örgütünün lideriyim bu arada! İkinci olarak bunu hani ifade etmek istiyorum. Çok önemli çünkü. Bu işlem oluşurken, yani bir siyasi kuruluş kuruluyor. Aynı şekilde 2024'ü de yaşadınız. Bakınız Sayın Başkan, inan Beylikdüzü benim ailemdir yani, o kadar net. Hani Mehmet Bey'in bu amaca yönelik planlaması. Hani benim çok özgün hayalim geçmiştir. Yani 3 bine yakın aileye de ev vermiş, ev satmış bir iş insanıyım bu arada. Onu da kesinti yani. Hani ben neredeyse bir ilçeye kadar insana bireysel ev sahibi bir insanım. dolayısıyla ayrı bir bağım var. Bu kadar da tanışıklığın, tanınabilirliğin var insanlarla. Mehmet Murat Çalık'la 2019'u bırakın, 2024'e gelin. Aynı şekilde herhangi bir meclis üyesi "Şunu şunu yaz, şunu şunu al" vesaire bir telkinim olmuş mu burada? Bırakın talimatını verin.
Mehmet Murat Çalık: Yok Başkanım öyle bir şey. 2024'te de olmadı Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Hayır 2 seçim olduğu için anlatıyoruz Sayın Başkan. Bu ne önemli? 2009 neden buradayız da bir şeydir. 2009'da %30'la seçim kaybeden bir partiyiz. 2014'te %51'le seçim kazandık. 2019'da %54'lerle seçim kazandık. 2024'te yani %30'dan %60'a çıkan bir 15 yıllık seyir var. Yani bu Politika bir suç örgütü değil, örgütlü bir kişisel ürünün ürünüdür. Onu ifade ediyorum. Peki 7 yıldır görev yaptığınız Sayın Başkan. Yani bir belediye başkanı yardımcısı veya bir müdür veya bir yönetici veya bir danışman... Bakın tek bir bu üye Sayın Başkan; Siyasette bu Türkiye'de çok nadir, o parti bu partide. Bakın burada iddialı konuşuyorum. Mevcut iktidar partisi o konuda çok şaibelidir de! Bir tek kişi boyutunda "Şunu yönetici yapacaksınız" diye direkt ya da dolaylı, ama memur ama siyasi bir teklif, bir dayatma... Bakın öneri bile yapmadım. Ne yani? Beylikdüzü'nde hassasiyetim var, kendi demokratik yapısıyla yürüsün diye. Talimatım veya bir zorlama olmuş mudur boyutu?
Mehmet Murat Çalık: Kesinlikle olmamıştır Sayın Başkan. Hatta Beylikdüzü'nde böyle bir zorluk da sırtımda taşıyarak iş yaptım. Belki Sayın İmamoğlu da şimdi duyacak bunu. Beylikdüzü'nde 2019 yılında kendisi Büyükşehir Belediye Başkanı olmak için yola çıktığında ve Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinde, benim bütün bürokrat arkadaşlar, hiç sorusuz hepsi, Büyükşehir Belediyesi'ne gitme arzusu içerisindeydiler. Hani Sayın İmamoğlu'yla birlikte Büyükşehir'de görev alan birlikte oldu ama gidenlerin de aklıyla emin olun başkanım sizle birlikte Büyükşehir'e gitti. Ben bu adamlara yeniden Beylikdüzü'ndeki motivasyonu sağlamakta o ilk aylarda çok zorlandım. Sizin bana herhangi bir müdür, müdür, başkan yardımcısı öneriniz olmadığı gibi, hani ben bir de böyle bir zorluklar. Diğer ilçeler yaşamamıştır, ben Beylikdüzü olarak paketleri. Çünkü herkes, çöpte çalışan, sokak süpürgecisi olan arkadaşı bile "Büyükşehirde ben bir defter kaydı" belgesiyle hareket ediyordu. Siz çünkü o kadar sıcak bir 2014-2019 arası insanlarla diyalog yaşadınız ki... Yani ben dedim ki muhtemelen ben Sayın İmamoğlu'yla hiç çalışmadım, hep çalıştılar!
Ekrem İmamoğlu: Uzattın mı biraz? Tamam. Duygularımız yüklü biraz. Devam ediyorum. Oğlum evet, tamam. Nedim? 1 yıl hasret gideremedik böyle burada sizin sayınızda biraz sohbet etmiş olmuştuk. Görev dönemimizde bu idari kısım sorduktan sonra Sayın Başkanım, Mehmet Murat Çalık Başkanım; Beylikdüzü'ndeki ideallerimiz, ki ben iddiayla listeledikleri 2013'te seçim taahhüdü olarak hazırladığımız ne varsa %90'ına yakınını 12 yılda başardık. İdeallerimiz, Beylikdüzü'nü halka kazandırmamız, halka kazandıracağımız projelerimiz veya İstanbul'a yönelik sizin yeteneklerimizden dolayı, kurduğumuz belediye başkanları masası vesaire gibi hususların dışında tek bir kişi üzerinden ya da tek bir menfaatler üzerinden ilişki ile bir diyalog, bir masamız, bir buluşmamız... Yani şu anda nerede baktığınızda 12 yıl, 13 siyasi iş birliğimizde böyle bir masada bulunduğunuz mu? Birlikte böyle bir düzenimiz oldu mu? Böyle bir ortamdalık ettiniz mi?
Mehmet Murat Çalık: Herhangi bir ifade edildiği gibi, herhangi bir masada bulunmuyordum. Şahitliğim de olmadı Sayın Başkan.
Ekrem İmamoğlu: Böyle bir gündemimizin olmadığının yanı sıra söylediniz gibi herhangi bir iş insanı veya herhangi bir taşeron firma... "Şuna iş ver, şuna para kazandırıldı, şunun işte işler yap" ya da usulsüz bir teklifte size bulundum mu Sayın Başkan?
Mehmet Murat Çalık: Yok Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Şimdi özetle: Sayın Başkan, gerçekten bu çok önemli. Mehmet Murat Çalık da çok ciddi bir sürece değindi ve ifadelerde bulundu. Ağır bir yük taşıyoruz yani biz. Çok ağır yük taşıyoruz ve burada korunmak Beylikdüzü'nü savunmak, İstanbul'u savunmak, kendimizi savunmak değil. Bu gerçekten tarihe geçecek bir demokrasi mücadelesine dönüşmüştür. Dış müdahalelere maruz kalanlar Sayın Başkan. Yani ve gerçekten hala maruz kalmıyoruz. Hala İstanbul Savcılığı ya da farklı makamların müdahaleleriyle karşılaşıyoruz ve zorda kalmıyoruz.
Bu bilgileri sorarak sizi aydınlatmanın, sizi bilgilendirmenin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü zor bir iş süreci ve biz zor bir süreçten geçiyoruz. Yalan ve iftirayla onlara cevap vermek zorunda, bir de tutukluluk halinde bütün kardeşlerin yaşadığı çevre hayatı. Ağır bir iş bu yani. Bizim için çok ağır bir iş. insanlar, çocuklar, kadınlar, ailelerin buradaki insanların mağduriyetlerine girmeyeceğim ama gerçekten bu iş ağır bir iştir. Ve lütfen güncelliğiniz kadar gösterdiğiniz değişimleri, bunu koruyarak devam edin ama bu ülkeyi, bu milletten gerçekten önemli bir sorumlulukla bu süreci yönetmenizi bekliyor. Umarım tarih yazarsınız.
gerçekte bu iş böyle basit siyasi cümleler kurarak... Niye müdahaleden bahsettim Sayın Başkan? Hala hem makamı İstanbul'dayken hem makamı Ankara'dayken hala şu şekilde sürdürdüğünüz diyalogla şeyi bulma çabanızda "asrın yolsuzluğu" diye tariflenen bir işlemin içindeyiz. Bakın asrın yolsuzluğu, bir siyasi kişilik, hele hele adaletin başındaysa diyemez. Ama bu zor bir iş. Onun için lütfen buna imtina edin. Bu gerçekten etki altında ders notu satmaya benzemez. Onun için ısrarla üyesi ki, ısrarla ifade ediyorum ki burada "asrın yolsuzluğu" değil, arsızın hukuksuzluğuyla mücadele ediyor ve demokrasi mücadelesi veriyoruz. İlginize, özeninize teşekkür ediyorum. Mehmet Murat Çalık başkanım, Allah seni korusun.
10.42 | İMAMOĞLU'NDAN DURUŞMA SALONUNDA ÇEKİLEN GÖRÜNTÜLERE TEPKİ: BİZE DE ZARAR
"Çekilen fotoğrafların bizim yargılamalarımıza da zarar sonuçları. Bu hususta herkese özenli davranması faydalı olacaktır. Sizin olmadığınız sırada çekilen görüntüler çok önemli değil ama sizin burada izlenebilirde çekilen görüntüler bize de zarar veriyor."
10.25 | MURAT ÇALIK'A ADEM SOYTEKİN İLE TANIŞIKLIĞI SORULDU
Duruşma, dün yaklaşık 5 saatlik savunma yapan tutuklu belediye başkanı Murat Çalık'ın çapraz sorgusu ile başladı:
Mahkeme Başkanı: Savunmaya geçmeden önce bir ek savunma yapılabilir. Eylem bir taraftan TCK 8 demişsin ya, bunun yanında 58 yaz. Eylem 1 yönünden 252/5. Eylem 6 yönünden 2 kez 252/2-T-5. Eylem 10 yönünden 43/1. Tüm eylemlerin 58/9 ve 39/1 maddesinin uygulanma ihtimaline binaen tek savunma hakkı verilmiştir. Süre talebimiz var mı? Rektörlük avukatlarımızla ilgili...
Avukat: Sayın Başkanım, siz şimdi bu maddeleri söylediniz. Şimdi o Sayın Temsilci Başkanımı ifade ettiniz; Müvekkil açısından çok anlamlı olmayabilir. Bir uygulamayla bir araya geliyoruz, evet. Ama özellikle 39. maddeye ilişkin bir tespitinize göre, kamu görevlisi olup olmadığıyla ilgili tartışma anlamında bunu ifade ettiniz. Burada bizim bakımımızdan şu anda bir savunma yapılmasında bir mahsur yoktur.
Mahkeme Başkanı: Savunmaya başlayabilirsiniz. Benim soracağım tek bir soru. Genel olarak ayrıntılı olarak gerçekleşen eylemlerle ilgili. Tek tek o beyanların her şeyiyle ilgili sormayacağım zaten. Genel olarak süreç içerisinde yaşadıkları kaygı nedeniyle bu yön beyanında bulunduklarını genel olarak anlattınız. Adem Soytekin ile ilgili kısımlarda ayrıntılı bir anlatım yapamadınız. Adem Soytekin ile ilişkisiz nedir? Tanışıklığınız nedir? Neden bu yöndeydi? Bunlara ilişkin ayrıntılarınız bir şey var mı?
Mehmet Murat Çalık: Tamam, bitti. Adem Soytekin'i ben 2014 yılında Beylikdüzü Belediyesi'nde danışman olarak göreve başladığım dönemde tanıdım. Hatta kendi ifadesi de var; bana kollukta veya savcılıkta Adem Soytekin ile ilgili bir şey sorulmadığı için ben herhangi bir şey söylemedim ama kendi söylüyorlar. Bir toplantıda tanıştım, hatta bir arkadaşım daha vardı o toplantıda. Mimar olan bir arkadaşı vardı, şu an onların arkadaşının. Adem Soytekin, Beylikdüzü'nde 2014 yılından itibaren kullanımda olan bir iş insanıdır. Bir çapında da tabii Trabzonlu olması... Her ne kadar ben çok hemşehricilik yapan bir insan değilim Sayın Başkanım ama hem yaşımdan küçük olması; mesela Adem Soytekin bana 'Başkanım' demedi hiçbir dönem, hep 'Abi' olarak hitap etti. Beylikdüzü'nde bulunan müteahhitlerin büyük bir kısmı da bana mesela 'Mehmet Abi olarak seni daha çok gördükleri' derler. Hiçbir zaman için ne kayıt döneminde ne de belediye başkanlığı döneminde —tabii ki o makamın gelişiminin farkındayım— karşı kullanım müteahhit arkadaşlara bunu hiçbir zaman geçirmedim. Yani hiçbir dönem benim için Yakuplu'da 10 tane daire yapan, sokak arasında müteahhitlik yapan bir insan da aynı değildi; Çok büyük projeler yapan çocuklarda aynı şekilde davranışlarım. Adem ile tanışmaklığımız vardır. Zaman zaman Trabzonspor ortak sınırı geçen maçlara beraberliğimiz var, birlikte yemek yememiz var.
Tanımladığım bir insan değil Adem Soytekin. O bölgede birçok müteahhit taşeronluğu da yapmış, ben böyle tanıyorum kendisini. İşini de iyi yapar bu arada. Seyfi Beyaz konuşmasında diyor ya; 'Adem Soytekin işlerini iyi yaptığı için biz ona yüklenici olarak kaba inşaatı verdik.' Bölgede herhalde kaba inşaatını yapmadığı, emek vermediği proje yoktur diye düşünüyorum; o kadar ayrıntılı olmayan ticari güvenlik. Ama bizim eylemlerimiz bazında, örneğin 11. Mahalle özelinde 2020 bölümünden Sayın Başkanım zaten hukuki bir süreç içerisindeyiz. Ve hukuki süreci içerisinde Adem Soytekin var, Ali Gül var, Zafer Gül var, ben varım, Adem Soytekin var. Cumhuriyet Savcılığı'nın benim hakkımda verdiği takipsizlik kararı Büyükçekmece'de o dönem Adem Soytekin de. Dolayısıyla sadece biz Adem Soytekin ile bu eylemin içerisinde hangisiyle ilgili konuşmuşuzdur diye katılırsa; sadece 11. Mahalle özelinde konuştuk. Çünkü birisinin hakkımızda suç duyurusunda mevcut, devamlılığın sürdürülmesi değiştirilmiş. Onu da beyanlarımı verdim. dolayısıyla kendisini yakinen tanırım; ailesini tanırım, evlatlarını bilirim, eşini tanırım. Tanıdığım bir kişiseldir. Ama yani böyle 'Adem Soytekin'e şunu beyan edin, bunu verin' şeklinde birım olmadığını zaten beyanlarımda da söylemiştim ama onu tanırım. Onun dışında biraz daha detaylandırmama gerek var mı bilmiyorum. Teşekkürler.
Mahkeme Başkanı: Evet, sanıklara sorumuz var. Bu arada uyarıyı da yapacaktım girişte, onu da atladım. Yani dün de aynı durum yaşandı, önceki gün de yine aynı durum yaşandı. Sizin sorunuzla da aslında biraz bağlantı da var. Özellikle vekillerimiz tarafından, milletvekillerimiz tarafından ısrarlı olarak görüntü çekilmeye devam ediliyor. Dün de isim vermek istemiyoruz ama tespitler var bu yönde. Sürekli ekibimizi de dağıtacak şekilde sosyal medyadan paylaşım yapıyorlar. Sürekli görüntü çekiyorlar, uyarıyoruz, ısrarla devam ediyorlar. Bu hususta özellikle yine salonda bulunan ekranın bir kısmındaki milletvekillerimize de aynı şekilde belirtmiş olayım. Bu tutuma devam etmeyelim. Yasa hükmü belli, ısrarla uyarıyoruz. Buna dikkat edersek seviniriz.
