İBB Davası'nda yedinci celse, sabah saatlerinden itibaren salon düzeni tartışmaları, kısıtlamalara yönelik itirazlar ve savunmalarla geçti. Halk TV Muhabiri Gamze Altunay, tüm gelişmeleri anbean takip etti.
Bayram öncesi son celsenin ilk bölümünde Murat Or’un savunması ve ardından yapılan çapraz sorgu öne çıktı. Ekrem İmamoğlu da söz alarak hem izleyici ve basın kısıtlamalarına tepki gösterdi hem de bayram öncesi tutuklu sanıklar için tahliye çağrısında bulundu.
Öğle arasının ardından bu kez Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas savunma yaptı. Yaklaşık 3 saate yaklaşan savunmada Sukas, hem siyasi geçmişine hem de hakkındaki suçlamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ancak 69 sayfalık savunmanın tamamı bitirilemedi. Sukas, savunmasının 45 sayfasını okuyabildi.
Avukatların bayram öncesi tutukluluk incelemesi yapılması yönündeki talebi ise mahkeme tarafından reddedildi.
Böylece bayram öncesi son oturum tamamlandı, duruşma 23 Mart Pazartesi günü saat 10.00’a bırakıldı.
Bayram sonrasında ise yargılamanın yeniden yoğun bir tempoyla, haftada dört gün ve gerektiğinde akşam saatlerine kadar süreceği öğrenildi.
ALİ SUKAS'IN SAVUNMASI BİTMEDİ, TUTUKLU İNCELEMSİ REDDEDİLDİ | 16.34
Ali Sukas’ın savunması yaklaşık 3 saate yakın sürdü. Savunma tamamlanamayınca mahkeme duruşmayı erteledi.
Duruşmanın 23 Mart saat 10.00’da devam edeceği bildirildi.
Sukas, 69 sayfalık savunmasının 45 sayfasını tamamladı. Kalan 24 sayfalık bölüm de bayram sonrasında dinlenecek.
Avukatlar, bayram öncesi mahkemeden tutululuk incelemsi yapmasını sitedi.
Mahkeme başkanı, "Değerlendirmeyi ne zaman yapacağımızı daha önce söylemiştik" deyip talebi reddetti.
Ekrem İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken bayramlaşarak çıktı.
ALİ SUKAS: TÜRKEŞ'İN TECRÜBESİNDEN GEÇTİM | 14.00
Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas, savunmasında şunları söyledi:
"Rize’liyim. 37 yıldır Orman Yüksek Mühendisiyim. Hem kamuda hem de özel sektörde farklı işler ve görevler yaptım.
Fakat beni şahsen veya gıyaben tanıyanlar, ne eğitimimle ne de mesleki kariyerimle bilirler. Herkes, içinde bulunduğum ve bununla da gurur duyduğum siyasi kimliğimle özdeşleştirmiştir beni.
12 Eylül ihtilalinin silindir gibi üzerinden geçtiği Milliyetçi Hareket’te, lideri hapisteyken İstanbul Ülkü Ocakları Başkanlığı görevinde bulundum. Bütün bu sıfatlardan öte hayatımın en büyük onuru, gençlik yıllarımda Alparslan Türkeş’in en yakınında yer almak ve onun tecrübesinden geçmektir.
Bu girişi yapmamın sebebi siyasi kimliğimi ifade etmek değildir. Zaten bu yüzden fazla uzatmıyorum. Maksadım, sadece dünyaya bakışımı ve hayatı yaşayış tarzımı daha kolay anlamlandırabilmeniz için ifade edeceğim görüşlerin arka planının anlaşılmasını sağlamaktır.
Hiç kuşkusuz, binlerce yıllık geleneğe sahip Türk devletinin ve tarihin süzülerek gelen değerlerini bir kelimeyle tarif etmek gerekirse; örf, din, coğrafya, dil gibi kavramların bunu karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Bu değerler, binlerce yıl önce “töre” olarak ifade edilirken, bugün “hukuk” olarak adlandırılan kurallar manzumesiyle en doğru şekilde tarif edilmektedir.
Dolayısıyla günümüzde devlete bir sıfat yakıştırmak gerekirse; mevzuat hükümlerine göre işleyen, köklü teamülleri ve kendi hiyerarşisi olan bir hukuk devletinden söz etmek gerekir.
Kişiler, konjonktür, teknoloji ve güncel olaylar sürekli değişim içerisindedir. Buna karşın devletin varlığını sürdürebilmesinin tek sebebi, hukuktan aldığı meşruiyet ve bu meşruiyetin sağladığı güçtür.
Devlet, gücünü, kadrolarını, imkanlarını ve yetkilerini kural dışı, hukuk dışı, mevzuat dışı, teamül dışı ve hiyerarşi dışı bir yapıyla paylaşamaz; böyle bir ihtimalden dahi söz edilemez. Devleti bu şekilde yönetmeye çalışan her yapı, er ya da geç bizzat devlet tarafından tasfiye edilir. Aksi halde ortada bir devletten söz edilemez ve bu devletin kalıcılığı da mümkün olmaz.
İşte benim devlete ve hukuka bakışım, kendimi bildim bileli bu şekildedir ve asla değişmemiştir.
Vatanın sevdalısıyım. Ancak dün üç kıtaya yayılan vatanın bugün Anadolu coğrafyasına sıkışmış olması, sevdiğimiz vatanın sınırlarının değişkenlik gösterebildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Türk milliyetçisiyim; ancak bizim anlayışımız ırka dayalı değildir. Binlerce yıl önce Bilge Kağan, düşmanlarıyla yaptığı savaşı ve sonrasını şöyle ifade etmektedir: “Ölen öldü, kalanlar millet oldu.” Yani bir savaştan kalanlar dahi aynı millet tarifine dahil edilmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk de bu nedenle “Ne mutlu Türk olana” değil, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyerek, ırka değil mensubiyet şuuruna dayalı bir millet anlayışını ortaya koymuştur.
Müslümanım ve bununla gurur duyuyorum. Ancak devletimiz İslam’dan önce de vardı. Bizi yek vücut yapanın sadece din olduğunu söylemek eksik bir değerlendirme olur.
Özetle; örf, din, millet ve vatan kavramlarının her biri bizim için kutsal ve son derece kıymetlidir. Ancak devlet, bunların üzerinde ayrı bir birleştiricilik, devamlılık ve tanımlanabilirlik ifade eder.
Bu nedenle devletimizin başına 15 Temmuz darbe girişimini örmeye çalışan paralel yapı ve benzerleriyle ömrü boyunca mücadele etmiş, bu uğurda bedeller ödemiş bizlerin; “sistem” olarak adlandırılan hukuk dışı bir yapı içerisinde yer almamız, böyle bir yapının varlığını kabul etmemiz ya da buna hizmet etmemiz asla mümkün değildir.
Ömrü boyunca devlete kutsiyet atfeden, haram-helal gözeten, tarihin bizi nasıl anacağını düşünen ve ahirette hesap vereceğine inanan bir kişi olarak; tarafıma yöneltilen suçlamalarla yargılanmanın, şu ana kadar özgürlüğümün kısıtlanmasından daha ağır bir bedel olduğunu ifade etmek isterim.
Elbette mahkemenizin beni ideolojiik kimliğimle değil somut delillerle yargılayacak. Ancak bazı hususları dile getirmek isterim.
"KAÇ HAKİM BU DOSYANIN SONUCUNU GÖRMEDEN EMEKLİ OLACAK, KİM BİLİR KAÇ SANIK VEFAT EDECEK"
12 bahar geçecek… Kim bilir kaç hâkim bu dosyanın sonucunu görmeden emekli olacak, kim bilir yüzlerce sanıktan kaçı bu davanın nihai kararını göremeden vefat edecek.
İşte bu nedenle, fırsatım varken sabırları zorlamadan, kısa şekilde kayıtlara geçmek istedim. Aylardır ilk defa kendimi ifade edebilme imkânı bulmuşken; masum olduğumu, büyük bir iç huzur ve gönül rahatlığıyla beyan ederek kayıtlara geçirmek istiyorum.
Kişi, işlediği iddia edilen suç, kesin ve inandırıcı delillerle ispatlanıncaya ve hakkında verilen hüküm kesinleşinceye kadar masumdur. Masumiyet karinesi olarak adlandırılan bu evrensel ilke, Anayasamızın 38. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Aynı ilke, İslam hukukunda da “beraat-ı zimmet asıldır” şeklinde ifade edilmekte ve uygulanmaktadır.
Ömrüm boyunca farklı alanlarda çalıştım. Fırıncılık yaptım, Orman Bölge Şefliği’nde görev aldım, özel sektörde kendi işimi yürüttüm. Nihayetinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan Ağaç AŞ’de yönetici olarak İstanbul’a hizmet etme imkânı buldum.
Devlete bakışımı daha önce ifade etmiştim. Bu anlayışı bize en çok öğreten rahmetli Alparslan Türkeş’tir. 12 Eylül ihtilalinden sonra haksız yere yıllarca cezaevinde kalmasına rağmen devlete küsmemiş, aksine millete ve devlete hizmet aşkını sürdürmüştür.
Ben de onun terbiyesinden geçmiş biri olarak, halka hizmeti Hakk’a hizmet bilerek üzerime tevdi edilen kamu görevini büyük bir aşkla ve şevkle yürüttüm. İnanıyorum ki yaptığımız hizmetlerle hatırlanacağız.
GİZLİ TANIK GÜRGEN'İN İFADESİNE İSYAN ETTİ
İBB operasyonundan önce başlayan bir süreç vardı aslında. Sosyal medyada trol hesaplar, anonim hesaplar, bazı basın yayın kuruluşlarında görev yapan kişiler, bazı televizyon kanallarında yorumcu kisvesi altında, akşam sabah siyasi motivasyonla, siyasi aidiyetlerle veya başka sebeplerle sürekli bizim ailemize, çocuğumuza, şahsımıza, oğlumuza, her şeyimize küfreden, hakaret eden bir organizasyon vardı. Kaç kez tekzip gönderdik, yayınlamadılar.
Savcılığa suç duyurusunda bulunduk, netice alamadık. Şimdi bu (gizli tanık) Gürgen’den biraz bahsetmek istiyorum ben. Mesleğim ormancı olduğu için, aslında Gürgen ağacını da çok severim ama burada durum biraz farklı oluyor.
Şimdi bu mahlukat nasıl bir canlıysa, yazıcı melekleri gibi benim omuzuma oturmuş, beni 24 saat izlemiş, benim şoförümü izlemiş, Ertan Yıldızı izlemiş, Ertan Yıldız'ın şoförünü izlemiş, Yönetici konumunda yaklaşık 50 kişi var, 50 kişiyi izlemiş. İş yapan firmaları izlemiş, İş yapan firmalarla iş yapanları da izlemiş. Türkiye ile yetinmemiş, Bunu düşündüm yani böyle bir canlı var mıdır diye. Yani evliya olabilir mi dedim, olmadı o. Yani in midir, cin midir derken şeytan da karar kıldım. Çünkü fitne ve dedikoduyu yayan şeytandır. Yani başka hiçbir yaratılmış böyle bir görevi üstlenmemiştir.
DURUŞMA BAŞLADI | 13.30
Tutuklular yeniden salona getirildi. Duruşma başladı. Ali Sukas ifade veriyor.
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ | 12.24
Duruşmaya bir saat ara verildi. Ara verilirken de mahkeme başkanı, salonda boş kalan yerlere yargılanan kişilerin aile üyelerinin alınacağını bildirdi.
Hakim, avukatlarla ilgili düzenleme yapılacağını, basın mensuplarının konuşulanları duyabilmesi için de salona hoparlör yerleştirileceğini açıkladı.
MURAT OR ÇARPRAZ'A SORGU | 11.30
Murat Or'un ifadesi tamamlandı. Or için çarpraz sorguya geçildi. Hakim, Or'a savcılık ifadesi ile şimdiki ifadesinin çelişmesini sordu.
Duruşmada şunlar yaşandı:
Duruşma Savcısı: Savcılıktaki beyanlarınızın birinde “AĞAÇ AŞ’deki bir takım kişilerin gözaltına alınmasının ardından Ali Sukas beni yanına çağırdı. Benim aleyhimde de bir takım beyanlar olduğunu ve ifadeye çağrılmam durumunda bana sorulduğunda söz konusu paraların sağlık sebebiyle ihtiyacı olan personele dağıtılmak amacıyla toplandığını söylememi istedi.” demişsiniz… Ali Sukas neden böyle bir söylemde bulundu size?
Murat Or: Bilmiyorum. Kendisine sorarsanız daha iyi olur.
Duruşma Savcısı: Böyle bir konuşma yaşandı mı peki?
Murat Or: Evet yaşandı.
Mahkeme Başkanı: Savcılık ifadelerimde maddi yanlışlar var diyorsun. Peki o zaman hiç mi okumadın ifadeni? Sen eğitimsiz bir insan değilsin Kimya mühendisisin. Bir okuyayım ifademi demedin mi? İlk ifadende kargo poşetinde Ali Sukas’a bırakılan şeyin içinde para olduğunu düşündüğünü söylüyorsun.
MURAT OR İFADE VERDİ | 10.43
Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas’ın özel kalem müdürü Murat Or ifade verdi.
"Eylem 122" kapsamında ‘rüşvete aracılık’ ile suçlanan Or, hakkındaki iddiaları reddetti.
Dosyadaki savcılık ifadesinde rüşvet iddialarına ilişkin yalnızca duyuma dayalı beyanda bulunduğu belirtilen Or’un, 29 Eylül 2025’te verdiği ifadede, “Ben görev yaptığım süreç boyunca Ali Sukas’a birilerinin para verdiğine gözümle şahit olmasam da bu konularda ciddi şüphelerim olmuştu” dediği iddia edilmişti.
Duruşmada söz alan Or, iddianamedeki suçlamalar ile tanık ve gizli tanık anlatımları arasındaki uyumsuzluklara dikkat çekti. Etkin pişmanlıktan yararlanmadığını belirten Or, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim çünkü gördüğüm şahit olduğum bir şey yok. Ali Sukas’ın birine para verdiğini gözümle görmüş değilim” dedi.
Or, savunmasında kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim ne de çocuklarıma yedirdim. Devletimin malına asla elim uzanmaz. Kimseden Ali Sukas adına para talep etmedim. Kimseden de para almadım. Getirileni açıp bakma, inceleme, getirilenle ilgili soru sorma yetkim bulunmamakta”
Savunmasının devamında, “Etkin pişmanlıktan yararlanma ihtiyacı hissetmedim. Sadece gördüğüm, duyduğum konuları anlattım. Kesin görgüye dayanmış beyanlarım değildir” ifadesini kullanan Or, “Kimseye bir ithamda bulunmanın doğru olacağını düşünmüyorum. Ali Sukas’a para verildiğine gözümle şahit olmadım” dedi.
Kimya mühendisi olduğunu söyleyen Or, 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinde Ar-Ge laboratuvarında çalışmaya başladığını, 2017 yılında ise AKP döneminde özel kalem görevine getirildiğini anlattı. Bu göreve dönemin yöneticilerinin değerlendirmesiyle atandığını belirten Or, Ali Sukas ile de 2019 seçimlerinden sonra tanıştığını söyledi.
Rüşvet suçlamasıyla anılmasından büyük üzüntü duyduğunu söyleyen Or, herhangi bir kişiden para istemediğini ve para almadığını savundu. Dosyada adının geçtiği iddiaların somut delille desteklenmediğini öne süren Or, mal varlığında da olağan dışı bir artış bulunmadığını söyledi.
Or, bu bölümde şu ifadeleri kullandı:
“Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, rüşvet gibi bir konuda adımın geçmesinden gerçekten büyük üzüntü duyuyorum. Hayatım boyunca ne kendim haram lokma yedim, ne çocuklarıma ne de eşime yedirdim. Eşimle birlikte dini ve vicdani hassasiyetlerimiz gereği bir lira faizli ya da haram paraya dahi bulaşmamış insanlarız. Böyleyken, hak etmediğim bir paraya, hele ki devletin malına asla el uzatmam. Hiçbir kimseden, şahsım, kurumum veya Ali Bey adına para talep etmedim; böyle bir para da hiçbir zaman almadım. Beni tanıyan herkese sorulsa, böyle işlere bulaşmayacağımı rahatlıkla söyler.
Görev yaptığım süre boyunca kurum kaynaklarının gereksiz yere israf edilmemesi için elimden geleni yaptım. İddianamede adımın geçtiği iddialara bakıldığında, gizli tanık ve bazı sanıkların üzerime atfettiği isnatlar dışında, iddia makamının da belirttiği üzere, somut bir delil bulunmamaktadır. MASAK kayıtlarından da görüleceği üzere, benim ya da ailemin mal varlığında olağan dışı bir artış söz konusu değildir.”
İddialarda anlatılan teslim yöntemlerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını savunan Or, çalıştığı odanın açık ve herkesin görebileceği bir konumda bulunduğunu söyledi. Bu nedenle, anlatıldığı biçimde gizli bir para alışverişinin orada yapılmasının mantıklı olmadığını öne sürdü.
Or, şunları kaydetti:
“Kaldı ki çalıştığım oda sürekli açık bir yerdi. Bizim kattaki çalışma düzeninde odamız, daha ilk bakışta görülen, herkesin önünden geçtiği bir konumdaydı. Tanık beyanlarında anlatıldığı gibi, firmaların Ali Bey müsait olmadığında masaya bir şey bırakıp gitmeleri mümkündür. Ancak iddia edilen gibi haram bir iş yapılıyor olsaydı, bunun herkes tarafından görülebilecek bir makam odasının girişindeki açık bir alanda yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını da takdirinize sunuyorum.”
Or, dosyadaki bazı sanık ve gizli tanık beyanlarının, cezaevinden çıkmak ya da dosyaya girmemek amacıyla verildiğini düşündüğünü söyledi. Ali Sukas’a yakın çalışan biri olması nedeniyle adının özellikle kullanıldığını savundu.
Savunmasının son bölümünde şu ifadeleri kullandı:
“Sanıkların ve gizli tanıkların, kendi beyanlarını makul bir zemine oturtabilmek, cezaevinden çıkmak ya da hiç girmemek saikiyle, Ali Bey’e yakın pozisyonda çalıştığım için benim adımı da beyanlarına kattıklarını düşünüyorum. Özel kalem müdürü olarak Ali Bey’e yakın çalışıyor olmam, adımın kullanılmasını onlar açısından işlevsel hale getirmiştir.
Nitekim , cezaevinden çıkabilmek için bazı kişilerin bana para getirdiklerini söyleyeceklerinin kulağına geldiğini bana aktarılmıştı. Ben de kendilerine, yaşamadığım hiçbir şeyi kabul etmeyeceğimi açıkça ifade ettim. Yine bunun bir iki gün öncesinde de, bir gizli tanığın ifadesinde adımın geçtiğinden haberdar olmuştum.”
İMAMOĞLU MAHKEMEYE HEYETİNE BAYRAM ÇAĞRISI | 10.34
İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, söz istedi. Hakim kabul etti. İmamoğlu konuştu. İmamoğlu, gazetecilerin ve kameraların “En köşeden, 50-60 metre kuş bakışı ile izlemeye mecbur bırakılmasının doğru olmadığını” söyledi.
Ekrem İmamoğlu, mahkeme heyetine çağrıda bulundu. İmamoğlu, Ramazan Bayramı'na çok az bir vakit kaldığını belirterek mahkemenin bir sürpriz yapıp tutukluları tahliye etmesini talep etti.
İmamoğlu şunları ifade etti:
Öncelikle ramazan ayındayız. Tekrar hem Kadir gecenizi tebrik ederim hem de Ramazan Bayramı geliyor, inşallah herkesin ettiği dualar, eminim ki huzur içindir, barış içindir, adalet içindir, mutluluk içindir, geçim içindir. Hepsinin kabulünü de diliyorum. Ramazan Bayramı'na gireceğiz ve bugün son gün bayramdan önce.
Dolayısıyla tabii ki bir olgunlaşma ya da birtakım süreçlerin işlediği karşılıklı müzakere ve diyalog süreçleri yaşandı. İstenmeyen şeyler oldu ya da insanların kendi birtakım sıkıntıları ve yaşadıklarından kaynaklanan talepleri oldu. Bu çerçevede benim gözlemlediğim, bir asimetrik burada gerçekten yaşanan bir sıkıntı var.
Örneğin; ailelerden bir kişi alınıyor. Ben sabah… Telefon hakkım haftada 10 dakika. Eşimle konuştum. Aileden bir kişi! Şimdi zaten bu insanların aileleriyle görüşmeleri çok sıkıntılı. Buraya gelip gördükleri anda mutlu olanlar var. Umudu büyüyenler var. Ve bu insanların ‘bir kişi’ diye bir kısıtlamayla buraya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyorum.
İkinci asimetrik… 107 tutuklu burada öncelikli yargılanıyor. Ve ‘Bu 107 tutuklunun üç avukatı gelebilir’ diyorsunuz. Bu şöyle eksik kalıyor: Zaten insanlar haftanın bir gününde görüşme günleri var ve o görüşme günlerini değiştirmediler.
Ben mesela kendi adıma, ‘Ben her gün katılmak zorundayım’ dediğim için beni izinli olduğunuz güne, buranın olmadığı güne kaydırıyorlar. Dolayısıyla bu üç avukatla kısıtlılığın da doğru olmadığını düşünüyorum.
Yani o kapsamda bu artık değil Türkiye'nin, dünyanın takip ettiği bir duruşma ve buradan umut eder ve dileriz ki yüzde 15’lere kadar düşen adalete inancın, bu mahkemede büyümesi olsun. Yani bu artık geriye dönüş başlatsın. Bu çerçevede meslektaşlarınızın, avukatların buraya gelip burayı dinlemek istemesi, takip etmek istemesi, barolar başta olmak üzere, farklı meslektaşların farklı destek grupları var… O bakımdan bunun da çok asimetrik bir kısıtlama şekline dönüştüğünü düşünüyorum.
Çok önemli bir konu, medya. Yani buradan gerçekten kuş bakışı 50-60 metre neredeyse arka taraftan buranın izlenmesi diye bir durumla karşı karşıya bırakılması, yine bu mahkemenin itibarını zedeleyen bir durum. Yani görüyorsunuz ki boşluklar var. Boşlukların öncelikli sebebi, kısıtlamalar. Yani bu basındaki insanların burayı izlemesi veya takip etmesi, olabildiğince sizin de heyetlerin de iyi tanınması anlamında daha doğru bir çerçeve. Bunun bu şekilde ele alınması... Sonrasında siyasetçiler veya belediye… Dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili giremedi! Giremedi! Yani sonradan birtakım müzakereler olmuş ama giremedi. Yani bu vereye kadar var?
Düşünün ki; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticileri burada, Belediye Başkanı burada ve burayı izlemeye gelmek isteyen, sadece belediye başkanvekili değil Sayın Hâkim… Aynı zamanda genel sekreter yardımcıları gelmek isteyebilir. Çünkü konuştuğunuz her meselenin muhatabı yöneticiler bile… Bakın ben senede bir kez yöneticileri davet ediyorum Sayın Hâkim…
Kaç kişi biliyor musunuz? Yönetici, müdür ve üstü… Yani dinlediğiniz müdür ve üstü… Mesela şef değil… 1300 kişi! Ben, 1300 kişiye senede bir kez toplantı yapar, tam gün onları ayırır. Ve kocaman bir oditoryumu ayırırız ve orada çalışırız. Burada konuşulan her konu, Büyükşehir Belediyesi'nin yöneticilerini ilgilendiriyor. Bunlar, çok affedersiniz ama… Bunlar ‘çete’ değil, ayıplı bir suçun peşinde koşan… Bunlar; itibarlı, liyakatli, burada olan ve olmayan geçmişi güçlü insanlar. Bunların buraya gelme arzuları var.
Yine aynı şekilde, iddianamede de biliyorsunuz ki, Cumhuriyet Halk Partisi ilk cümleden itibaren suçlu ve hani bu işte şüpheli, hatta Yargıtay'a şikayet edilecek kadar da işaret edilen… Yani kapatmaya gidecek kadar da işaret edilen bir pozisyonda.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin İl Başkanı’nın bile buraya girişi, sanki bir şeymiş, lütufmuş gibi ikram ediliyor. Bu doğru değil. Bu bağlamda, bakınız ben biliyorum… Benimle müzakere de ediliyor. İl Başkanımızdan notlar alıyorum, avukatımla bana bilgiler iletiyorlar. Büyük çaba şu: Jandarmamızla karşı karşıya gelmeyelim.
Dışarıda en ufak bir müdahaleye asla sebebiyet vermeyelim. Özenli çalışalım. Ve herkes buraya medeni bir şekilde girebilsinler. Taahhüt ediyoruz ki, sizin de işinizi kolay yapmanız adına. Bakın bu kadar zor durumdaki yargı müessesesinin hak ettiği değeri elde edebilmesi adına, herkes sorumluluk almaya hazır. Ama bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi olsun ama muhalif siyasi partiler olsun ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi olsun ama kurum kuruluşları olsun…
İnanınız ki herkes sorumluluk almaya hazır. Bu çerçevede bütünüyle taahhüt ediyoruz ki lütfen bunu bayramda iyi değerlendiriniz. İstirham ediyorum. Bir bayram havasında bunu değerlendiriniz. Ailenizle otururken bile bir lütfen zihninizde olsun. Bu tür asimetrik sınırlamaların, kısıtlamaların ne size ne heyetinize, ne buradaki insanların adil yargılanma ve süreçlerine en ufak bir katkısı yoktur. Bunu tersine dönüştürebileceğinizi umut ediyorum. Ve gerçekten insanların buna ihtiyacı var.
Son olarak… Öyle ilginç çıkışlar vardı ki tarihte; unutulmaz. Ben bunu söyleyerek sözlerimi toparlamak istiyorum. Bütün bunları revize ederseniz, müzakere kapınızı açık tutarsanız, kimse sizin makamınıza saygısızlık yapmaz. Bakın, yapmaz. ‘Yapamaz’ demiyorum bakın ‘yapmaz’ diyorum.
Onun için müzakere kapısını açık tutarsanız; bu baro olabilir, benim avukatlarım olabilir, başka temsilciler olabilir, siyasi de… Bunun hiçbir şeffaflıktan kaybedeceğiniz bir şey olmaz. Açarsanız, burada çok daha makul, çok daha itibarlı, çok daha medeni bir hat çizersiniz. Ve gerçekten kazanan yüce Türk yargısı olur, yüce Türk milleti olur. Ben bunu istirham ediyorum. Lütfen bu olsun. En azından buradan, bakın biz naklen yayınlardan bu kısıtlamaya geldik. Naklen yayını herkes kabul ederken, bu kısıtlamalara geldik. Bu doğru bir evrilme değil. Ben bunu istirham ediyorum. Son olarak da sürprizler iyidir. Bu çıkışlarınız bu ülkeye çok şey kazandırır. Bu ülke 250 milyar dolar kaybetti bir senede. Birileri bu davayı…
Öyle bir dava değil. Bu dava, çok büyük bir dava. Bu mahkeme, bu duruşma, çok büyük bir duruşma. Sorumluluğunuz çok büyük. Lütfen buna karşılık bu söylediklerimi dikkate almanızı istirham ediyorum. O ‘sürpriz’ dediğim, o çıkış dediğimin altında da şu yatıyor: Bayrama giriyoruz. Bayrama gidecek herkes. En güzel güzel günler, herkesin ailesinin, bu milletin her evladının olsun. Ama bazen öyle bir çıkış yaparsınız ki şuradan insanları serbest bırakır, evine yollarsınız, tutuksuz yargılama hakkını tanırsınız; tarih değişir. Bunu sadece size emanet ediyorum. Bu duygularımı sizinle paylaşmak istedim. Söz verdiğiniz için de teşekkür ederim
TUTUKLULAR DURUŞMA SALONA GİRDİ | 10.22
Tutuklu sanıklar, jandarma eşliğinde salona getirildi.
DİLEK İMAMOĞLU GELDİ | 09.45
İBB Davası’nın 7. celsesi için bekleyiş sürüyor. Gazetecilerin, sanık ailelerinin henüz alınmadığı duruşma salonuna şu an için yalnızca avukatlar girebildi.
Dilek İmamoğlu, duruşmayı takip etmek için adliyeye geldi.
DÜN NELER OLDU?
6’ncı celseye, bir önceki oturumlarda yaşanan yer ve salon düzeni tartışmaları damga vurdu. İlk haftanın son gününde gazetecilerin oturduğu yerin değiştirilmek istenmesi üzerine duruşma ertelenmişti. Sonraki celsenin başında ise bu kez avukat milletvekillerinin izleyici bölümüne geçmesi istendi. İtirazlar üzerine oturum başlamadan sona ermişti.
Mahkeme heyeti, bu gelişmelerin ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yeni tedbirler talep etti. Buna göre duruşma salonuna yalnızca vekâleti bulunan avukatların alınması, milletvekillerinin avukat sıralarına oturmaması ve basın mensupları bakımından da kart sınırlaması getirilmesi istendi. 6’ncı celse bu kararların gölgesinde başladı.
Duruşma günü Silivri’de yoğun güvenlik önlemleri alındı. Bayram öncesi açık görüş günü ile duruşmanın aynı zamana denk gelmesi nedeniyle cezaevi çevresinde uzun araç ve ziyaretçi kuyrukları oluştu. Duruşmayı takip etmek isteyen bazı milletvekilleri, avukat bölümü yerine izleyici kısmından salona girdi. CHP’li milletvekillerinin yanı sıra DEM Partili vekiller de duruşmayı takip etti.
İBB Başkanvekili Nuri Aslan’ın salona girişinde de tartışma yaşandı. Bir süre dışarıda bekletilen Aslan, daha sonra öğle arasının ardından duruşmayı takip edebildi.
Günün ilk savunmasını Ağaç AŞ’nin eski müdürü Ümit Polat yaptı. Önceki celselerde verdiği ifadeler nedeniyle tartışma yaratan Polat, bu kez İstanbul Valisi Davut Gül’le ilgili gündem olan beyanına açıklık getirdi. Polat, mahkemede şöyle dedi: “Ben Vali Davut Gül’e saygısızlık yapmak istemem. Vali beyin akrabasının arkadaşı bizim şirkette çalışıyor dedim. Akrabası çalışıyor demedim.”
Polat, önceki ifadesinde kendisini tam anlatamadığını da savundu. Tutukluluk sürecinde ağır koşullar yaşadığını belirten Polat, psikolojik olarak zorlandığını söyledi. Para teslimine ilişkin bazı iddialara da değinen Polat, doğrudan gördüğüne dair bir beyanı olmadığını ifade etti.
Polat’ın bu açıklaması, geçen hafta mahkemede gündeme gelen ve ardından İstanbul Valisi Davut Gül tarafından yalanlanan iddiaların ardından geldi. Böylece Polat, duruşma salonunda bu başlıkta yeni bir düzeltmeye gitmiş oldu.
Polat’ın ardından Ağaç AŞ Satın Alma Şefi Fatih Yağcı savunma yaptı. Yağcı, gizli tanık beyanlarını reddederek, görev alanının sınırlarını anlattı ve satın alma süreçlerinin şirket prosedürleri çerçevesinde yürütüldüğünü söyledi.
Yağcı savunmasında şöyle dedi: “Gürgen isimli gizli tanığın ifadeleri tamamen yalan. Bana para teslim edilmedi. Beyan da yok.”
HTS kayıtlarına ilişkin suçlamalara da yanıt veren Yağcı, aynı binada çalışan ve gelen giden kişilerle ortak baz vermenin doğal olduğunu savundu. Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Yağcı, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
Öğle arasının ardından savunmalar iş insanı Ali Üner ile devam etti. Üner, hakkındaki rüşvet suçlamalarını reddederek dosyada somut delil bulunmadığını söyledi. Üner savunmasında şöyle dedi: “Hakkımda somut bir delil yok. Duydum, görmüştüm gibi ifadeler var.”
Daha sonra kürsüye gelen iş insanı Evren Şirolu da suçlamaların yalnızca Ümit Polat’ın beyanlarına dayandığını öne sürdü. Şirolu, isnat edilen olayların yer, zaman ve içerik bakımından belirsiz olduğunu savunarak tanıkların dinlenmesini istedi. Şirolu savunmasında şöyle dedi: “15 gizli tanık, 86 etkin pişmanlık ifadesinde adım geçmiyor.”
Şirolu’nun ardından iş insanı Hüsnü Yüksel Tunar savunma yaptı. Hakkındaki rüşvet suçlamalarını kabul etmeyen Tunar, dosyada çelişkili beyanlar bulunduğunu söyledi. Tutukluluk süresine de dikkat çeken Tunar, şöyle dedi: “5 dakika sorgulandım, 10 aydır tutukluyum.”
Tunar’ın avukatı da savunmasında davanın siyasi boyutuna işaret ederek, Ekrem İmamoğlu çıkarıldığında dosyanın sıradan bir rüşvet davasına dönüştüğünü savundu.
6’ncı celse sonunda bugüne kadar savunma yapan sanık sayısı 8’e yükseldi. Daha önce Aykut Erdoğdu, Bulut Aydöner ve Sırrı Küçük ifade vermişti. Dünkü oturumla birlikte Ümit Polat, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şirolu ve Hüsnü Yüksel Tunar da savunmasını tamamladı.
