Evliliğimizin ikinci gününde, baldızıma bulaşıkları yıkamasını söyledim

*Daha "Evet" dememizin üzerinden iki gün bile geçmemişti ki, yeni kocam kız kardeşinden yemeğini yedikten sonra tabağını kaldırmasını istediğim için bana tokat attı. Bütün ailesi sessiz kalıp "yerimi bilerek" bunu kabulleneceğimi sandı. Hayatlarının en büyük hatasını yaptıklarından ise haberleri yoktu.*

## BÖLÜM 1 – EVLİLİĞİN 48. SAATİ

Düğün çiçeklerimiz hâlâ tazeydi.

Tebrik telefonları hâlâ gelmeye devam ediyordu.

Balayı valizlerimiz hâlâ yatak odasının kapısının önünde açılmayı bekliyordu.

Ama evliliğimizin üzerinden kırk sekiz saat bile geçmeden...

Aynadaki yansımama bakarken yanağımda yavaş yavaş oluşan morluğu izliyordum.

Her şey lavaboda biriken kirli tabaklar yüzünden başladı.

Yeni görümcem Zeynep'e dönüp kibarca gülümsedim.

"Kahvaltını bitirince tabağını durulayıp bulaşık makinesine koyabilir misin?"

Hepsi buydu.

Ne bağırdım.

Ne tartıştım.

Sadece basit bir ricada bulundum.

Tokat o kadar hızlı geldi ki Murat'ın elinin hareket ettiğini bile göremedim.

Başım yana savruldu.

Yanağımdaki keskin acı bütün yüzüme yayıldı.

Koskoca mutfak sessizliğe gömüldü.

Uzun saniyeler boyunca kimse tek kelime etmedi.

Zeynep sadece kollarını göğsünde kavuşturdu.

Mermer mutfak adasına yaslandı.

Yüzünde, sanki harika bir filmin sonunu izlemiş gibi memnun bir gülümseme vardı.

Murat başımda dikiliyordu.

Eli hâlâ havadaydı.

Sadece iki gün önce birbirimizin parmağına taktığımız altın alyans, sabah güneşinde parlıyordu.

"Bir daha asla kız kardeşime emir vermeye kalkma!" diye bağırdı.

"O bu ailenin bir parçası."

"Sen ise eşsin."

"Yerinin neresi olduğunu öğrenmen gerekiyor."

Yanağımdaki acı kısa sürede geçti.

Ama gerçeğin verdiği acı çok daha büyüktü.

Korkuyu saygı...

Şiddeti ise liderlik sanan bir adamla evlenmiştim.

Kahvaltı masasının diğer ucunda kayınvalidem Neriman...

Hiçbir şey olmamış gibi ekmeğine tereyağı sürmeye devam ediyordu.

Kayınpederim gazetesini sadece birkaç saniyeliğine indirdi.

Rahatsız olmuş görünüyordu.

Ama oğlunun bana vurmasından değil...

Kahvaltısının bölünmesinden...

Sonra Zeynep kahve fincanını eline aldı.

Gözlerini benden ayırmadan...

İçinde kalan kahveyi tertemiz beyaz mermer zemine döktü.

Koyu renkli kahve pahalı fayansların üzerinde yavaşça yayılmaya başladı.

Gülümsedi.

"Şurayı da kaçırmışsın."

"Onu da temizle."

Sadece kırk sekiz saat önce...

Aynı insanlar beni pahalı şampanyalarla...

Mutlu aile fotoğraflarıyla...

Ve sevgi dolu konuşmalarla ailelerine kabul etmişlerdi.

Şimdi ise maskeler düşmüştü.

İşte gerçek yüzleri buydu.

Murat, evliliğimizin ilk ayını ailesinin göl kenarındaki lüks malikânesinde geçirmemiz konusunda ısrar etmişti.

"Onlar biraz eski kafalıdır."

"Ama seni kabul ettiklerinde ömür boyu severler."

Hatta beni işle ilgili her şeyden tamamen uzaklaştırmayı bile başarmıştı.

"İş telefonu yok."

"E-posta yok."

"Dikkatini dağıtacak hiçbir şey yok."

"Bu ay tamamen ailemizin bir parçası olman için."

Ama Murat'ın hiçbir zaman öğrenmediği bir şey vardı.

Ben...

Manipülasyonu herkes fark etmeden çok önce tespit ederek yıllarca kariyer yapmıştım.

Bu yüzden...

Ne çığlık attım.

Ne ağladım.

Ne de tartıştım.

Dudak kenarımdaki kanı parmağımla usulca sildim.

Sonra gözlerimi kilerin girişinin üzerindeki güvenlik kamerasına çevirdim.

Neriman bunu hemen fark etti.

Kahkaha attı.

"O kameralar bize ait kızım."

Sakin bir şekilde gözlerinin içine baktım.

"Hayır."

"Artık değiller."

Murat bileğimi parmak izleri kalacak kadar sert tuttu.

"Bunun ne anlama geldiğini sanıyorsun?"

Hiç direnmeden elimi yavaşça kurtardım.

Sonra...

Alyansımı çıkardım.

Sessizce...

Dikkatlice...

Ve onu ıslak mermer tezgâhın üzerine bıraktım.

"Birazdan anlayacağın bir şey söyledim."

Benim sakinliğim onların kendilerine olan güvenini daha da artırdı.

Zeynep ikinci kahvaltısını istedi.

Neriman yere dökülen kahveyi temizlememi...

Sonra da yeni kahve hazırlamamı emretti.

Murat bana iyice yaklaştı.

Sadece benim duyabileceğim kadar alçak sesle konuştu.

"Beni bir daha rezil edersen..."

"Bir dahaki çok daha kötü olacak."

Telefonumun kilidini açtım.

Tek bir kişi...

Tek bir mesaj...

*Selin Arslan.*

*Evlilik koruma protokolünü hemen başlat.*

*Bütün güvenlik kamerası kayıtlarını güvence altına alın. Murat Yılmaz ve Yılmaz Turizm'e bağlı tüm isteğe bağlı hesapları askıya alın. Hukuk ekibini, şirket güvenliğini ve finans ekibini bilgilendirin.*

On bir saniye sonra telefonum titredi.

*Onaylandı Sayın Demir.*

*Avukatlarınız bilgilendirildi. Kurumsal güvenlik ekibi harekete geçti. Bankacılık kısıtlamaları uygulanmaya başlandı.*

Murat...

Etkili bir aileye gelin olma şansı yakalamış sıradan bir danışmanla evlendiğini sanıyordu.

Anne ve babası ise...

İçinde yaşadıkları malikânelerin...

Yatırımların...

Otellerin...

Ve bütün lüks hayatlarının sadece Yılmaz soyadı sayesinde var olduğuna inanıyordu.

Ama hiçbiri...

Bütün o mülklerin sahibi olan...

Şirketlerini finanse eden...

Ve gururla kendilerine ait olduğunu söyledikleri bütün büyük varlıkları kontrol eden şirket hakkında tek bir soru bile sormamıştı.

*Sterling Horizon Holding.*

O şirket...

Benimdi.

Kimliğimi özellikle gizlemiştim.

Çünkü para...

İnsanların gerçek yüzünü ortaya çıkarmanın en kolay yoludur.

Murat herkesi kandırmayı başarmıştı.

Ama attığı tek bir tokatla...

Aslında kim olduğunu bana göstermişti.

Ve farkında olmadan...

Ailesinin onlarca yıldır tek başına kurduklarını sandıkları imparatorluğu hukuken, mali olarak ve kişisel anlamda tamamen yıkmam için bana gereken bütün sebepleri kendi elleriyle vermişti.

*�� 2. bölümde avukatlar, şirket güvenliği ve banka görevlileri malikâneye geldiğinde neler yaşandığını okuyacaksınız. Hazırsanız yorumlara "EVET" yazmayı ve hikâyenin devamını kaçırmamak için gönderiyi beğenmeyi unutmayın!*
Reklamlar