“Aynı sen…”
Hiç düşünmeden aşağı indi. Kadına yardım etti, torbaları taşıdı. Kadın teşekkür ederken gözleri dolmuştu.
“Makinem bozuldu,” dedi kadın utangaçça. “Günlerdir elde yıkıyorum…”
Adam bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi.
“Benim de öyleydi,” dedi.
Ertesi gün, sakladığı paranın bir kısmını aldı. Aynı ikinci el dükkâna gitti. Bu sefer pazarlık bile yapmadı. Orta halli ama çalışan bir makine aldı. Kadının kapısını çaldığında kadın şaşkınlıkla baktı.
“Bu… sizin için,” dedi adam.
Kadın ne diyeceğini bilemedi. Gözyaşları süzüldü.
“Bunu nasıl öderim?” diye sordu.
Adam başını salladı.
“Ödeme,” dedi. “Sadece… bir gün sen de başkasına yardım et.”
O an, bir şey yerine oturdu. Sanki görünmeyen bir zincirin halkaları birleşmişti.
Aylar sonra hayat biraz daha düzene girdi. İşler yavaş yavaş toparlandı. Kızları büyüdü, gülüşleri çoğaldı. Ama adam o mektubu hâlâ saklıyordu. Cüzdanının içinde, her zaman.
Bir gün parkta kızlarıyla oynarken bankta oturan tanıdık bir siluet gördü. Çiçekli bluz… nazik bakışlar…
Kalbi hızlandı.
Yavaşça yaklaştı.
“Affedersiniz…” dedi.
Kadın başını kaldırdı. Gülümsedi. Aynı sıcaklık, aynı huzur.
Adam bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Kadın sadece başını hafifçe eğdi.
“İyi gidiyor, değil mi?” dedi.
Adam şaşkınlıkla baktı.
“Evet…” diyebildi sadece.
Kadın ayağa kalktı.
“Unutma,” dedi. “İyilik, en hızlı yayılan şeydir.”
Ve yürüyüp gitti.
Adam arkasından bakakaldı. Bu sefer peşinden gitmedi.
Çünkü artık anlamıştı.
Bazı insanlar hayatına girmez… dokunur ve devam eder.
Ama bıraktıkları etki… bir ömür sürer.
Adam kızlarının yanına döndü. Belinay kahkaha atıyordu, Lilya çimenlere uzanmış gökyüzüne bakıyordu.
Cüzdanındaki mektuba dokundu.
Ve içinden sadece bir cümle geçti:
“Zincir devam ediyor.”