Eşim doğum yaptıktan sonra a

Dairenin kapısı hafifçe aralıktı. İçerisi buz gibiydi. Annem ve kız kardeşim, etraflarında yemek artıkları ve çöplerle, battaniyelerin altında uyuyorlardı. Bakıma dair hiçbir iz yoktu; ne sıcak bir yemek, ne temiz kıyafetler, ne de yeni doğan bir bebek için hazırlanmış herhangi bir şey.

Sonra o sesi duydum. Zayıf bir ağlama. Yatak odasına koştum. Selin baygın halde yatıyordu. Ömer yanındaydı; ateşi vardı, bitkindi ve artık ağlayacak hali bile kalmamıştı. O an büyük bir panik yaşadım. İkisini de hemen hastaneye yetiştirdim. Orada her şey açıklığa kavuştu. Doktor, eşimin aşırı derecede susuz kaldığını, enfeksiyon kaptığını ve kötü muamele belirtileri taşıdığını söyledi. Oğlumun durumu da ciddiydi. “Bu kendiliğinden olmamış,” dedi doktor. “Polis çağırın.”

Hastanede annem, sanki onlara çok iyi bakmış gibi davranarak kurban rolü oynamaya çalıştı. Ama gerçek yavaş yavaş su yüzüne çıktı. Selin her şeyi anlattı: Ona düzgün yemek verilmemiş, benimle iletişim kurması engellenmiş ve tıbbi yardım almasına izin verilmemişti. Bebeği nasıl beslemesi gerektiğini bile onlar kontrol etmiş ve çektiği acıları “abartı” diyerek geçiştirmişlerdi. Evden çıkmaya çalıştığında ise onu zorla durdurmuşlardı.

Bu sadece bir ihmal değildi. Bu kasıtlıydı. Sebebi mi? Para.

Annem, onun adına bir eve yatırım yapmamı istiyordu. Selin bunu reddetmişti ve bu da onu hedef haline getirmişti. Eski bir telefondaki kayıtlar her şeyi doğruladı. Sesleri, soğuk ve hesaplanmış bir zalimliği ortaya koyuyordu.

İşte o an anladım: Onlar artık benim ailem değildi. Onlar benim ailemi neredeyse yok eden birer yabancıydı.

Eşimi ve oğlumu seçtim. Polis, annemi ve kız kardeşimi götürdü.
Reklamlar