Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi’nin CHP’ye yönelik tartışmalı ‘mutlak butlan’ kararı, siyaset gündeminin merkezine oturdu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in görevini son erdiği iddia edildi. Türk hukuk ve siyaset tarihine ‘kara bir leke’ olarak geçeceği belirtilen karara, Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den muhalefet partilerinin liderlerine kadar geniş bir siyasi yelpazeden tepki geldi.
Karara ilişkin oluşan siyasi tabloyu dikkat çekici kılan unsur ise Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu oldu. Kılıçdaroğlu, halkın tepkilerine rağmen görevi kabul etti.
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu dışında birçok siyasi lider, yargı yoluyla siyasetin dizayn edilmesine karşı çıktı.
Liderler, kararın yalnızca CHP’yi değil, seçmen iradesini, parti içi
demokrasiyi ve Türkiye’de siyasetin meşru zeminini hedef aldığını
vurguladı.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu süreçte sorumluluk üstlenmesi gerektiğine vurgu yapan Bahçeli şunları ifade etti:
"Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğini, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel ile görüşerek CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir. Bu sonuç hem CHP'nin hem de ülkemizin yararına olacaktır. Aynı zamanda da bu tarihi sorumlulukla Sayın Kılıçdaroğlu hem CHP kurumsal kimliğinin hem de CHP'ye gönül vermiş vatandaşlarımızın gönlünde müstesna bir yer edinecektir"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, kararın millet iradesine müdahale anlamına geldiğini belirtti. Dervişoğlu, İYİ Parti’nin demokrasi dışı girişimlerin karşısında olduğunu söyledi:
“Mutlak butlan kararının kendisi mutlak butlandır. Millet iradesine karşı yapılan demokrasi dışı her türlü müdahaleye sonuna kadar karşıyız. Bizim gözümüzde; alınan mutlak butlan kararının kendisi mutlak butlandır”
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, yargı eliyle siyasi partilerin güvencesiz hâle getirilmesinin demokrasi açısından ağır sonuçlar doğuracağını ifade etti. Arıkan, siyasi partilerin geleceğine mahkemelerde değil sandıkta karar verilmesi gerektiğini vurguladı:
“Yargı eliyle siyasi partilerin güvencesiz hale getirilmesi, demokrasimiz açısından onarılamaz yaralar açacaktır. Türkiye siyasi tarihinde, siyaseti ve siyasi partilerin geleceğini her zaman “milletin vicdanı” ve “iradesi” belirlemiştir. Yargı eliyle siyasi partilerin güvencesiz hale getirilmesi, demokrasimiz açısından onarılamaz yaralar açacaktır. Partilerin geleceğine “mahkeme salonlarında” değil “millet iradesiyle” sandıkta karar verilir. Söz de, karar da, mühür de milletindir”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, siyasetin yargı kararlarıyla şekillendirilmesine karşı çıktı. Erbakan, siyasi belirsizlikten çıkış yolunun seçim olduğunu söyledi:
“Siyasetin yargı kararlarıyla dizayn edilmesini doğru bulmuyoruz. Demokrasilerde çözüm ve karar mercii, mahkemeler değil millettir. Siyasi belirsizlikten çıkış, ancak seçimle mümkündür; geciktirmeyin, sandığı getirin, nihai kararı millet versin!”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kararı seçmen iradesine yönelik bir müdahale olarak değerlendirdi. Bakırhan, yargının siyasi mühendisliğin aracı hâline getirilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti:
“Cumhuriyet Halk Partisi’ne verilen butlan kararı, milyonlarca seçmenin demokratik iradesini ve siyasi tercihini yargı eliyle yok sayma girişimidir. Bu karar yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’nin demokratik geleceğine yönelik bir müdahaledir. Türkiye’nin sağduyuya, istikrara ve uzlaşıya muhtaç olduğu bu kritik dönemde yargıyı siyasi mühendisliğin aracına dönüştürmek kabul edilemez. Demokrasi yargı kararlarıyla değil, halkın iradesiyle ayakta durur. Siyaset kendi mecrasında ve meşruiyet zemininde akmalı; yargı operasyonlarıyla siyasetin seyri değiştirilmemelidir. İktidar, bu yanlış politikadan vazgeçmelidir. Politika özgür olmalı, sonucu sadece halk belirlemelidir.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP’nin genel başkanının kim olacağına CHP üyelerinin, delegelerinin ve seçmenlerinin karar vereceğini söyledi. Hatimoğulları, bunun yalnızca CHP’nin değil, Türkiye demokrasisinin meselesi olduğunu belirtti:
“CHP’nin genel başkanının kim olacağı CHP üyelerinin, delegelerinin ve seçmenlerinin meselesidir. Fakat ana muhalefet partisinin mahkeme kararlarıyla dizayn edilmesi demokrasiyi askıya almaktır. Bu da bütün Türkiye demokrasisinin meselesidir. Biz demokratik siyasetin, halk iradesinin ve hukuk devletinin tarafıyız. Seçilmişlerin, delegelerin, üyelerin ve seçmenlerin iradesi yargı eliyle askıya alınamaz. Hukuk, siyasi alanı yeniden düzenlemenin ve muhalefeti şekillendirmenin aparatı haline getirilemez. Siyasetin konuşabilmesi için de partilere, Meclis’e, sandığa, seçilmişlere ve halk iradesine müdahale edilmemelidir. Siyasetin konuşmasını iktidar ve yargı ortaklığı engelleyemez. Türkiye’nin ihtiyacı mahkeme koridorlarında kurulan siyaset değil; toplumun iradesiyle, Meclis zemininde ve demokratik hukuk içinde kurulan siyasettir.”
Türkiye Komünist Partisi, kararı doğrudan yargı müdahalesi olarak nitelendirdi. Açıklamada, siyasi partilerin iktidar eliyle dizayn edilmesinin kabul edilemeyeceği belirtildi:
“CHP’ye yargı müdahalesi kabul edilemez İktidar CHP yönetimini değiştirdi! Kimse “ama yargı kararı” demesin. İktidarın, seçme ve seçilme hakkını kısıtlama doğrultusundaki adımlarına, partilerin içişlerine doğrudan müdahale de eklenmiş oldu. CHP’nin son üç yılda gerçekleşen kongre ve seçilen yönetimlerini “geçersiz” olarak ilan eden ve partiye Genel Başkan atayan siyasi iktidarın bunu hangi hesaplarla yaptığını biliyoruz. Bu kararın aylar önce alındığını, uygun bir anın kollandığını ve ayrıntılar üzerinde çalışıldığını da. İktidarın bu hamlesini değerlendirirken, CHP’nin iç meseleleri, yerel yönetimlerde yaşananlar, CHP’nin içine doldurulduktan sonra ama tehditle ama isteyerek iktidara sığınanlar hiçbir biçimde gündem edilmemelidir. Bunlar ayrı konulardır, ayrıca tartışılmalıdır. Şu an ise vurgulanması gereken bellidir: CHP’ye dönük “yargı” müdahalesi hiçbir biçimde kabul edilemez. Siyasi partilerin iktidar tarafından dizayn edilmesi ne “yolsuzluklarla mücadele” gerekçesiyle meşrulaştırılabilir ne de partilerin iç işleyişlerinin bu konuda tanımlanmış kurumlar dışında mahkemeler marifetiyle denetlenmesi kabul edilebilir. Her tarafı arızalı siyasi partiler ve seçim kanununun toptan tasfiyesi anlamına gelen bu hukuksuzluğu Türkiye Komünist Partisi hiçbir biçimde tanımamaktadır. CHP yönetimi ile bu kararla parti yönetimine getirilenlerin bir uzlaşmayla süreci yönetip yönetmeyecekleri CHP’yi ilgilendirir. TKP açısından ise kritik olan, onca iç sorun ve hiziple boğuşan iktidar partisinin başka partileri yönetmeye kalkmasıdır. Bu kabul edilemez.”
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş, kararın demokrasiye karşı bir hamle olduğunu belirtti. Baş, son sözü yine milletin söyleyeceğini ifade etti:
“Demokrasiye karşı yapılan her türlü hamlenin karşısındayız. Siyaset mahkemelerde değil sokakta, sandıkta yapılır. Milletin kararını beğenmeyenler, mahkeme kararlarından medet umuyorlar ama son kararı yine millet verecektir.”
Sol Parti, kararı yalnızca CHP’ye yönelik bir müdahale olarak değil, muhalefetsiz ve seçimsiz bir siyasi düzen arayışının parçası olarak değerlendirdi:
“Mutlak butlan kararı ile ana muhalefet partisine Saray kayyumu atandı! Bu bir Parti meselesi değil, bu karar fiilen muhalefetsiz ve seçimsiz bir ortamda, Erdoğan’ın fiilen tek aday olduğu bir sandık kurgusunun parçasıdır. Bu darbeye karşı birlik ve dayanışma için mücadele edeceğiz!”
Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, kararın siyaseti mahkeme salonlarına sıkıştırdığını söyledi. Uysal, siyasi partilerin sorunlarını kongrelerde ve kendi meşru zeminlerinde çözmesi gerektiğini vurguladı:
“CHP ile ilgili ‘mutlak butlan’ kararı ile Türkiye’de siyaset maalesef mahkeme salonlarına sıkıştırılmış ve nefes alamaz hale getirilmiştir! Siyasi partilerin kendi meselelerini çözeceği yer kendi meşru zeminleridir, kongrelerdir! Bu karar Türk Demokrasisi’nin işleyişine açık bir müdahaledir; Ve korkarım ki Türk Demokrasisini tabii mecraından çıkaracaktır!”
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, kararın Yüksek Seçim Kurulu’nu, sandığı ve demokrasiyi yok saydığını belirtti. Ağıralioğlu, kararın hukuk sistemi, ekonomi ve uluslararası itibar açısından ağır sonuçları olacağını söyledi:
“Verilen bu mutlak butlan kararıyla Yüksek Seçim Kurulu, sandık; dolayısıyla demokrasi yok sayılmıştır. Verilen bu kararın demokrasimize, hukuk sistemimize, ülke ekonomimize ve uluslararası itibarımıza ağır sonuçları olacaktır. Anahtar Parti olarak her zaman adaletin, demokrasinin, millet iradesinin ve devletin kurumsal varlığının yanında olduğumuzu ifade ederek, kararı doğru bulmadığımızı Türk milletine saygıyla arz ederiz.”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, kararın yanı sıra karar sonucu CHP yönetimine geçecek kişiyi de siyaseten tanımayacaklarını açıkladı. Baş, karara karşı direniş çağrısı yaptı:
“Mutlak butlanı da iktidar icazetiyle CHP koltuğuna geçecek kişiyi de siyaseten tanımayacağız. Kararlılık büyürse karanlık dağılacak, içinizi ferah tutun. Memleketimiz için direneceğiz!”
Siyasi partilerin yanı sıra sendikalar, meslek örgütleri, barolar ve insan hakları kuruluşları da CHP’ye yönelik ‘mutlak butlan’ kararına tepki gösterdi. Açıklamalarda, kararın yalnızca CHP’ye değil, halk iradesine, seçme ve seçilme hakkına, çok partili yaşama ve hukuk devletine yönelik bir müdahale olduğu vurgulandı.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), halk iradesine ve seçme-seçilme hakkına sahip çıkılması çağrısı yaptı. DİSK’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halkın seçtiklerini hapse atarak, belediyelere ve en sonunda rakip siyasi partilere kayyum atayarak iktidarlarını sürdürmeye çalışanlar bilsinler ki halktan büyük bir güç yoktur. Başta işçi sınıfı olmak üzere tüm yurttaşlarımıza düşen görev, 'içinde bulunduğumuz vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeden' elimizde kalan son demokratik haklarımıza, seçme ve seçilme hakkımıza sonuna kadar sahip çıkmaktır.”
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz da kararı demokrasi ve hukuk krizinin yeni bir halkası olarak nitelendirdi. Koramaz, yargı eliyle demokratik süreçlere ve halk iradesine müdahale edildiğini belirtti:
“Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı'na ilişkin 'mutlak butlan' kararı, uzun süredir ülkemizde derinleşen demokrasi ve hukuk krizinin yeni bir halkası olmuştur. Söz konusu siyasi kararla bir kez daha yargı eliyle demokratik süreçlere, halkın iradesine ve siyasete müdahale edilmekte, tüm toplumsal muhalefete gözdağı verilmektedir. Yaşanan hukuksuzluklar, mevcut toplumsal krizleri daha da derinleştirmekte, toplumun demokrasiye duyduğu güveni aşındırmaktadır. Oysa ülkemizin ihtiyacı; baskıyı, kutuplaşmayı ve hukuksuzluğu büyütmek değil, halk egemenliğini esas alan demokratik bir hukuk düzenidir. Siyasal iktidarı, hukuk dışı ve keyfi uygulamalarla ülkeyi kendi siyasal ihtiyaçlarına göre tanzim etmek yerine, asli görevi olan, halkın yaşadığı derin ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm üretmeye çağırıyoruz. TMMOB olarak demokrasiye, hukuk devletine, halk iradesine ve toplumsal barışa yönelik her türlü müdahalenin karşısında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Eşit, özgür, demokratik bir Türkiye mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.”
KESK Yürütme Kurulu, kararı demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbe olarak değerlendirdi. KESK açıklamasında, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesine karşı demokrasiyi ve halk iradesini savunmayı sürdüreceğini duyurdu:
"AKP iktidarı, muhalefeti yok etmek ve toplumsal muhalefeti sindirmek için bir kez daha bir yargı sopasına sarılmıştır. İstinaf mahkemesinin bugün CHP kurultayına yönelik verdiği 'mutlak butlan' kararı, demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbedir. Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarının bir başka tezahürü olan bu sipariş karar yok hükmündedir. Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz."
Birleşik Metal-İş de kararı halk iradesine yönelik antidemokratik bir müdahale olarak nitelendirdi. Sendika, yargının siyasi iktidarın aracı hâline getirilmesinin demokratik siyasetin tasfiyesi anlamına geldiğini belirtti:
"Demokrasiye ve halkın iradesine yönelik müdahaleleri kabul etmiyoruz. Yargının siyasi iktidarın aracı haline getirilmesi, demokratik siyasetin tasfiyesi anlamına gelmektedir. CHP kurultayına ilişkin verilen “mutlak butlan” kararı da halkın iradesine yönelik antidemokratik bir müdahaledir. Yargı eliyle siyaseti dizayn etme girişimlerine, kayyum anlayışına ve irade gasplarına karşı; demokrasiyi, hukuku ve halkın iradesini savunmaya devam edeceğiz."
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, kararı ana muhalefeti yargı eliyle dizayn etme operasyonu olarak değerlendirdi. Açıklamada, kararın halkın seçme ve seçilme hakkına indirilmiş ağır bir darbe olduğu belirtildi:
"Türkiye demokrasisi karanlık bir eşikten geçmektedir. CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi tarafından verilen 'tedbirli mutlak butlan’ kararı, açıkça hukukun siyasete alet edilmesidir. Bu karar, mevcut parti yönetimini anti-demokratik yollarla uzaklaştırma ve ana muhalefeti yargı eliyle dizayn etme operasyonudur. Mahkemenin bu kararının; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “seçim startı” olarak yorumlanan konuşmasının hemen ardından gelmesi, zamanlama açısından tesadüf olamayacak kadar dikkat çekicidir. Büyük resme baktığımızda; CHP’li belediyelere atanan kayyumlar, şantaj iddialarıyla gündeme gelen siyasi ‘transferler’, güçlü cumhurbaşkanı adaylarına yönelik yargı kıskacı ve diploma iptalleriyle örülen bu süreç, Türkiye’yi adım adım bir "seçimsizleştirme" girdabına sürüklemektedir. CHP’ye yönelik butlan kararı, bu tehlikeli süreci daha da hızlandırmıştır. Her zaman adaletten ve Cumhuriyetimizin asırlık demokrasi kültüründen yana olan Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Son seçimlerden birinci parti olarak çıkmış ana muhalefet partisinin yargı eliyle hizaya getirilmeye çalışılması asla kabul edilemez. Bu karar; hem köklü demokrasi kültürümüze hem de halkın seçme ve seçilme hakkına indirilmiş ağır bir darbedir. Bu butlan kararı, bu ülkenin asil vatandaşlarına; "Senin oyunun da tercihlerinin de bir önemi yok; sen iktidarı bırak, muhalefeti bile değiştiremezsin" demektir. Bu hamle, "milli iradeyi" dillerinden düşürmeyenlerin, kendi elleriyle milli iradeyi yok saymasıdır. Sandıkta bulunamayan ‘irade’, mahkeme salonlarında aranmaz! Demokrasiye ve Anayasa’ya aykırı bu kararı şiddetle kınıyor; bağımsız ve tarafsız bir yargının tesis edilmesinin ülkenin her bir ferdi için nefes kadar acil bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha yüksek sesle vurguluyoruz."
Türk Tabipleri Birliği (TTB), kararın yalnızca siyasete değil, demokratik ortama yapılmış bir müdahale olduğunu belirtti. TTB, halkın tercih hakkının yok sayıldığını vurguladı:
"Tarihi boyunca darbeler, muhtıralar ve kayyum atamaları gibi uygulamalarla sıkça yara alan Türkiye demokratik ortamı, bugün yeni bir siyasi kararla daha darbe yemiştir. Yargının, yaklaşık üç yıl önce yapılmış bir kurultaya yönelik aldığı karar ile Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi görevden uzaklaştırılmak istenmekte; sandıkla gelen irade, mahkeme kararlarıyla siyaset dışı ilan edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum sadece siyasete değil, demokratik ortama yapılmış bir müdahaledir ve halkın tercih hakkını yok saymak demektir. Demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda; sadece yaşam ve sağlık hakkı değil, hiçbir temel hakkın varlığından söz edilemez. Bugün alınan bu karar kabul edilemez. Bu nedenle; siyasal iktidara, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kayyum olarak atananlara; kararın sonuçlarını ortadan kaldırmak adına bir an önce girişimde bulunmaları çağrısında bulunuyoruz. Antidemokratik her türlü müdahaleye karşı, demokrasinin yanında kararlılıkla saf tuttuğumuzu bir kez daha kamuoyuna saygıyla duyururuz."
İstanbul Tabip Odası da kararın kendisinin ‘mutlak butlan’ olduğunu belirtti. Oda, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesine ve seçmen iradesine ipotek konmasına karşı mücadele edeceklerini duyurdu:
"İstanbul Tabip Odası her zaman cumhuriyetin ve demokrasinin yanında olmuştur. Siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesine, seçmen iradesine ipotek konmasına, demokrasiye yapılan açık veya gizli saldırılara karşı toplumun tüm ilerici kesimleriyle birlikte mücadele etmeyi görev bilir. Bugün ana muhalefet partisinin geçmiş kurultayına, parti delegelerinin iradesine karşı alınan mutlak butlan kararının, kendisi mutlak butlandır. Bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da halkın iradesinin gasp edilmesine, siyasallaşan yargı eliyle sürdürülen saldırılara ve kayyum siyasetine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz"
İnsan Hakları Derneği (İHD), kararı insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine aykırı bulduğunu açıkladı. İHD, kararın sivil siyasete yönelik yargısal müdahale olduğunu belirtti:
“
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik özellikle belediyeler üzerinden yürütülen yargı süreçlerinin antidemokratik yönüne ilişkin daha önce de defalarca açıklamalar yaptık. Gözaltılar ve tutuklamaların ifade özgürlüğü ile örgütlenme özgürlüğü üzerinde ciddi baskılar yarattığını, demokratik toplum düzenini zedelediğini vurguladık. Bugün verilen bu karar ise yalnızca bir parti içi mesele değil, açık biçimde sivil siyasete yönelik yargısal müdahaledir. Halkın iradesiyle seçilmiş yöneticilerin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılması, seçme ve seçilme hakkına vurulmuş ağır bir darbedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu bu karar, aynı zamanda seçim hukukunun temel güvencelerini de tartışmalı hâle getirmektedir. Zira bu karar, kurultay süreçlerine ilişkin denetim ve yetki çerçevesinde verilmiş, kesin ve itiraz edilemez nitelikte kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarını fiilen yok sayan bir sonuç doğurmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen bu yaklaşım, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişini değil; seçim süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelere duyulan toplumsal güveni de ortadan kaldırma riski taşımaktadır. Önümüzdeki siyasal süreç açısından değerlendirildiğinde bu karar açıkça göstermektedir ki otoriter yönetim artık yargı eliyle siyasal partileri dizayn etmeye yönelmiştir. Bu karar, siyasi partilerden, derneklere, meslek odalarından sendikalara kadar seçilmiş her iradenin mutlak tehdit altında olduğunu göstermektedir. İfade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü, seçme seçilme hakkı tehdit altındadır. İnsan hakları savunucuları olarak; Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerinin görevden el çektirilmesi sonucunu doğuran bu “mutlak butlan” kararını insan hakları, demokrasi ve hukuk güvenliği ilkelerine tamamen aykırı bulduğumuzu ifade ediyor, Türkiye yargısını bu büyük yanlıştan dönmeye çağırıyoruz.”
İstanbul Barosu, kararı siyasi partilere ve demokratik siyasal yaşama yönelik ağır ve tehlikeli bir darbe olarak değerlendirdi. Baro, kurultay iradesine mahkeme eliyle müdahalenin demokratik anayasal düzene yöneldiğini belirtti:
“Cumhuriyet Halk Partisi hakkında bugün verilen 'mutlak butlan' kararı, Türkiye’de siyasi partilere ve demokratik siyasal yaşama yönelik son derece ağır ve tehlikeli bir darbedir. Hukukun, adaletin ve yargı kurumlarının siyasal alanı dizayn etmenin aracı haline getirilmesi; bir siyasi partinin kurultay iradesine mahkeme eliyle müdahale edilmesi, yalnızca bir siyasi partiye ilişkin hukuki bir tasarruf olarak değerlendirilemez. Bu durum, doğrudan demokratik anayasal düzene yönelen açık bir müdahaledir. Anayasa’nın 67, 68 ve 79. maddeleri; seçme ve seçilme hakkını, çoğulcu demokratik siyasal yaşamı ve seçimlerin yönetim ve denetiminin münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisinde olduğunu güvence altına almaktadır. Siyasi partilerin kongre ve kurultay süreçleri de seçim hukuku rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle seçim kurullarının gözetim ve denetiminden geçerek oluşmuş siyasal iradenin, sonradan 'mutlak butlan' kavramı genişletilmek suretiyle hükümsüz sayılması; hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi seçme ve seçilme hakkının özüne yönelik açık bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bir siyasi partinin kurultayının yok hükmünde sayılması; milyonlarca yurttaşın siyasal tercihinin, temsil iradesinin ve demokratik katılım hakkının tartışmalı hale getirilmesi anlamına gelir. Bu yönüyle verilen karar, yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi değil; Türkiye’de çok partili siyasal yaşamın, hukuk güvenliği ilkesinin ve anayasal demokrasinin geleceği bakımından son derece ağır sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan bir gelişmedir. Demokratik toplumlarda siyasal meşruiyetin temel kaynağı halk iradesidir. Yargının görevi siyasal alanı yeniden şekillendirmek değil; hukuku, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik anayasal düzeni korumaktır. Aksi ülkemizde gerçekleşen gerek siyasi partilerin iç yönetim seçimleri ve gerekse Türkiye’de yapılmış tüm seçimlerin her zaman yıllar sonra yargının konusu yapılabilmesinin önünü açabilecek bir karar olduğu görülmektedir. İstanbul Barosu olarak; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyasal yaşamı, seçme ve seçilme hakkını ve anayasal düzeni savunmaya devam edeceğimizi; yargının siyasal alanı dizayn etme aracına dönüştürülmesine karşı hukuk çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz”
Ankara Barosu, seçim yargısında yetkili mercilerin seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu olduğunu belirtti. Baro, adli yargının verdiği iptal kararlarının açıkça hukuka aykırı olduğunu savundu:
“Adli yargının verdiği iptal kararları açıkça hukuka aykırıdır. Yargının parti içi demokrasiye hukuksuz müdahalesi demokrasimize ağır ve telafisi güç zararlar vermektedir. Ankara Barosu olarak; yargının demokrasinin işleyişinde bir dizayn etme aracı olamayacağını, demokrasinin ve halk iradesinin işleyişinde hukukun uygulayıcısı görevini üstlenmesi gerektiğini, alınan kararın hukuka aykırı olduğunu, bu hukuka aykırılığın ivedi şekilde ortadan kaldırılması gerekliliğini vurgular; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyasal yaşamı savunmaya devam edeceğimizi bildiririz.”
İzmir Barosu, kararın demokratik siyasal yaşama yönelik ağır bir müdahale olduğunu belirtti. Açıklamada, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş ve meşru Genel Başkanı Özgür Özel’dir” denildi.
Baro, ana muhalefet partisinin seçilmiş yönetiminin siyasi saiklerle yürütülen bir ‘mutlak butlan’ tartışması üzerinden görevden uzaklaştırılmaya çalışıldığını ifade etti. Bunun yalnızca bir partiye değil, çok partili demokratik yaşama yönelmiş ciddi bir tehdit olduğu kaydedildi.
Açıklamada, 19 Mart süreciyle başlayan baskı politikalarının yeni bir aşamaya taşındığı belirtildi. Siyasal iktidarın yargı mekanizmaları üzerinden muhalefeti etkisizleştirmeye, toplumsal iradeyi denetim altına almaya ve seçme-seçilme hakkını fiilen aşındırmaya yöneldiği ifade edildi.
İzmir Barosu şu değerlendirmede bulundu:
“Demokrasi yalnızca sandığın varlığı değil, halkın iradesinin özgürce ortaya çıkabilmesidir”
Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı:
“Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha fazla baskı değil, daha fazla hukuk; daha fazla korku değil, daha fazla demokrasi; daha fazla biat değil, örgütlü halk iradesidir”
Son dakika: Yaşam koçları FETÖ'cülere 'operasyon terapisi' uygulamış!14 izlenme
AKP iktidarının acı bilançosu: Erdoğan, enflasyon liginde ülkemizi ilk 10'a soktu!13 izlenme
Evrim Alasya’nın babası bakın kim çıktı!11 izlenme
SON DAKİKA: Türkiye ile Özbekistan arasında imzalar atıldı!14 izlenme
Mahkeme Soylu’ya ‘suç işleri bakanı’ denilmesini ‘ifade özgürlüğü’ saydı4 izlenme
Ev hanımlarına emeklilikte son dakika gelişmesi23 izlenme
Linçten zor kurtulan genç isyan etti: Nasıl bu kadar bilinçsiz ve cahil olabiliyorlar...11 izlenme
Tekstilbank’ı da satın almışlardı: Türkiye'nin dev bankası Çinlilere satılıyor13 izlenme