En büyük oğlum altı ay önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

En büyük oğlumu altı ay önce bir trafik kazasında kaybettim. Sekiz yaşındaydı. Babasıyla futbol antrenmanına giderken bir kamyon araçlarına çarpmıştı. Eşim hayatta kaldı ama oğlum Arda’yı o gün toprağa verdik. O kazadan sonra hayat benim için ikiye ayrıldı: Arda’dan önce ve Arda’dan sonra.
O kadar ağır bir yıkım yaşadım ki doktorlar psikolojik durumumdan endişe ettikleri için cenazede bile beni yalnız bırakmadılar. Oğlumun cansız bedenini son kez görmeme izin vermediler. Belki de bu yüzden, içimde bir yerde hâlâ vedalaşamadığım bir parça vardı. Ama küçük oğlum Kerem için ayakta kalmalıydım. O henüz beş yaşındaydı ve abisine hayrandı.
Kerem, yaşadığımız felaketten sonra anaokuluna yeni dönmüştü. Onu her sabah bırakırken içim daralıyor, akşam almaya giderken kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu. Onu gözümden ayırmaya cesaret edemiyordum.
Bir akşam okuldan çıkarken Kerem bana koşarak geldi. Yüzünde haftalardır görmediğim bir sevinç vardı.
“Anne!” dedi nefes nefese. “Abim beni görmeye geldi. Senin artık ağlamaman gerektiğini söyledi.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Gülümsedim ama içimde bir buz kütlesi büyüyordu. Çocukların yas sürecinde hayali konuşmalar kurabileceğini biliyordum. Ona sarıldım, saçlarını okşadım ve eve döndük.
Ertesi gün Arda’nın mezarını ziyarete gittik. Çiçekleri bırakırken Kerem bir anda durdu. Yüzü soldu.
“Canım?” dedim yumuşakça. “Abini ziyarete geldik.”
Kerem başını iki yana salladı. “Ama anne… Abim burada değil.”
Boğazım düğümlendi. “Ne demek burada değil?”
“Çünkü o yaşıyor.”
Sözleri rüzgâr gibi içimden geçti. Mantığım bunun yas sürecinin bir parçası olduğunu söylüyordu ama kalbim başka bir şey fısıldıyordu: Ya gerçekten bir şeyler tersse?
Pazartesi akşamı okuldan aldığımda Kerem yine aynı şeyi söyledi. “Abim bugün de geldi. Senin çok üzülmene dayanamıyormuş.”
Bu kez sakin kalamadım. “Kerem, abini nerede görüyorsun?”
Okulun bahçesini işaret etti. “Orada. Ağaçların yanında. Bazen kapının önünde bekliyor.”
İçime bir korku düştü. Okulda biri mi vardı? Çocuğumun acısını kullanarak ona yaklaşan biri?
Hemen müdürün odasına gittim. Güvenlik kameralarını görmek istediğimi söyledim. Müdür önce tereddüt etti ama kararlılığımı görünce o güne ait kayıtları açtı.
Ekrana kilitlendim.
Bahçede çocuklar oynuyordu. Kerem köşede tek başına durmuştu. Sonra bir anda yüzü aydınlandı. Birine doğru koştu… ama görüntüde kimse yoktu. Kollarını birinin beline sarar gibi havaya kaldırdı. Başını yukarı çevirip konuşmaya başladı. Dudakları kıpırdıyordu. Gülüyordu.
O an kanım çekildi. Müdür bana baktı. “Yanında kimse yok.”
Ama ben başka bir şeye takılmıştım. Kerem’in baktığı noktada, ağaçların gölgesinde bir anlık bir kararma oldu. Sanki kamera titremiş gibi. Müdür kaydı geri sardı. Aynı saniyede görüntüde kısa bir parazit oluşuyordu.
Eve dönerken aklım karmakarışıktı. O gece eşime her şeyi anlattım. Uzun süre sessiz kaldı. Sonra kısık bir sesle, “Kazadan sonra sana bir şey söyleyemedim,” dedi.
Kalbim hızlandı. “Ne demek?”
“Arda… çarpışmadan hemen önce kemerini çözmüştü. Ben bağırdım ama yetişemedim. Kapı açıldı. Kamyon vurduğunda…” Sesi titredi. “Onu kaybettim.”
O an beynimde bir şimşek çaktı. Eğer kemeri çözülmüşse… Ya olay sandığımız gibi değilse? Ya Arda araçtan fırladıysa? Ya biri onu hastaneye götürdüyse ve kimlik karışıklığı olduysa? Ben oğlumu hiç görmemiştim. Teşhis etmemiştim.
Ertesi gün savcılığa başvurdum. Dosyayı yeniden açtırmak için dilekçe verdim. Haftalar süren bir süreç başladı. DNA kayıtları incelendi. Hastane belgeleri yeniden kontrol edildi.
Ve sonunda telefon çaldı. Adli tıptan arıyorlardı Haberin devamını okumak için sonraki sayfaya geçiniz…
Reklamlar