Doktorlar kocama bir yıldan az ömrü kaldığını söylemişti

“Baba,” dedi, sesi titreyerek. “Sen hep bizim mucizelerimiz olduğunu söyledin. Bugün biz sana bir mucize vermek istedik.”
Salonun ortasına büyük bir pano getirildi. Üzerinde başlık vardı:
“Babamızın 6 Hayali.”
Altında maddeler yazıyordu:
— Tüm kızlarımı gelinlikle görmek.
— Hep birlikte bir aile fotoğrafı çektirmek.
— Torunlarımı kucağıma almak.
— Sahilde hep beraber piknik yapmak…
Liste uzayıp gidiyordu.
Emine devam etti:
“Belki zamanımız az, ama anılarımızı büyütmek için hâlâ vaktimiz var.”
O an organizasyon ekibi salona bir fotoğraf köşesi kurdu. Gelinlikli Emine, damat, altı kız kardeş ve Mehmet… Hep birlikte sahnenin ortasında toplandılar. Profesyonel fotoğrafçı hazırdı.
Ama asıl sürpriz bundan sonra geldi.
En küçük kızımız babasının yanına yaklaştı ve cebinden küçük bir kutu çıkardı. Kutunun içinde minik patikler vardı.
Salonda bir sessizlik oldu.
Ortanca kızımız gözyaşları içinde konuştu:
“Baba… Torununu sandığından daha erken kucağına alacaksın.”
Mehmet’in dudakları titredi. Emine değil, diğer kızımız hamileydi. Bunu kimse bilmiyordu. Doktorla konuşmuş, riskleri değerlendirmiş, zamanı beklemişlerdi. Ve bu anı seçmişlerdi.
Mehmet dizlerinin bağı çözülür gibi oldu ama düşmedi. Gözyaşları yanaklarından süzüldü.
“Demek… torun mu?” diye fısıldadı.
O an salondaki herkes ağlıyordu. Ama bu kez acıdan değil. Umuttan.
Fotoğraf çekildi. Mehmet torun patiklerini göğsüne bastırdı. Yorgundu, evet. Hastaydı, evet. Ama o an dünyanın en zengin adamıydı.
Düğün devam etti. Mehmet sandalyeye oturmak zorunda kaldı ama gece boyunca yüzünden gülümseme hiç eksik olmadı. Her kızına tek tek sarıldı. Bana dönüp elimi tuttu.
“Bak,” dedi. “Ben hâlâ buradayım.”
O gece anladım ki doktorların verdiği süre sadece bir tahmindi. Ama sevginin süresi yoktu.
Mehmet belki aylarla ölçülen bir zamana sahipti. Ama o düğün günü, bize yıllara bedel bir an bıraktı.
Ve ben şunu öğrendim:
Hayat, ne kadar kaldığını bilmekle değil, kalan zamanı nasıl doldurduğunla anlam kazanır.
Reklamlar