Kaan’ın parmakları Leyla’nın şah damarına dokundu. O an odadaki zaman durmuş gibiydi. Selin nefes bile almıyordu.
“Sadece… ilaçların etkisi,” dedi Selin, sesinin titremesini gizlemeye çalışarak. “Vücut direnç gösteriyor.”
Kaan soğuk bir gülümsemeyle geri çekildi. “Güzel. Dirensin ki, her şeyin gidişini izleyecek kadar vakti olsun.” Cebinden gümüş bir çakmak çıkarıp parmaklarında çevirmeye başladı. “Yarın sabah erkenden avukatla geleceğim. O zamana kadar uyumaya devam etsin.”
Kaan odadan çıktığında, Selin olduğu yere yığılacaktı. Ama Leyla gözlerini tekrar açmıştı. Bu kez bakışları çok daha sertti.
“Vaktimiz daralıyor,” dedi Leyla. “Selin, şimdi çekmecedeki çantamdan o eski deri cüzdanı çıkar. İçindeki astarın altında küçük, metal bir anahtar var. O anahtar, Kadıköy’deki eski bir kütüphanede, adıma kayıtlı olan gizli bir kasanın anahtarı.”
Selin denileni yaptı. Anahtarı eline aldığında soğuk metal parmaklarını yaktı.
“O kasada ne var?” diye fısıldadı Selin.
Leyla’nın cevabı, sessiz odayı bir bıçak gibi kesti: