Doğumhanede Yapayalnızdım

Doktor – adının yaka kartından Kemal olduğunu yeni fark ettiğim adam – yığıldığı sandalyeden yavaşça doğruldu. Gözyaşlarını sildi ama az önce gözlerinde gördüğüm o derin acı ve şaşkınlık, yerini yavaş yavaş kontrol edilemez, büyük bir öfkeye bırakıyordu.

"Sen..." diye fısıldadı Kemal Bey, sesi fırtına öncesi sessizlik kadar ürperticiydi. "Senin o yüzünü bir daha göreceğimi hiç sanmıyordum."

Burak geriye doğru bir adım atarken yutkundu. "Açıklayabilirim," diye kekeledi. Sesi cılız ve korkaktı.

Kemal Bey acı ve alay dolu bir kahkaha attı. "Neyi açıklayacaksın? Beş yıl önce şirketimin bütün kasasını boşaltıp, zavallı annen yoğun bakımda can çekişirken bizi beş parasız bırakıp yurt dışına kaçtığını mı? Annenin senin yüzünden kahrından öldüğünü mü? Yoksa bugün, burada, kendi kanından canından olan bu gencecik kadını ve masum bebeği tıpkı bize yaptığın gibi yüzüstü bıraktığını mı?"

Duyduklarım karşısında beynim uyuşmuştu. Karnıma giren krampları hissetmiyordum bile. Burak, benim tanıdığım o özgür ruhlu, sorumluluktan kaçan adam değildi; kendi ailesini dolandıran, annesinin ölümüne sebep olan, yalanlarla örülü karanlık bir hayat yaşayan aşağılık bir sahtekârdı. Benimle tanıştığında kendini dürüst ama şanssız bir adam olarak tanıtmıştı. Onun o yalanları uğruna gençliğimi, birikimlerimi feda etmiştim.

"Ben..." Burak tekrar bana döndü, gözlerinde o çok iyi bildiğim sahte çaresizlik maskesi vardı. "Seni o gece terk ettikten sonra çok pişman oldum. O gittiğim yerlerde yapamadım. Param bitti, sözde arkadaşlarım tarafından dolandırıldım. Büyük bir kaza yaptım, aylarca yurt dışında kimsesiz bir hastane odasında yattım. Aklımda sadece sen ve bebeğimiz vardı. Vicdan azabından delirecektim. Türkiye'ye döner dönmez seni aradım, eski komşumuzdan buraya yatırıldığını öğrenince de hiç düşünmeden buraya koştum. Lütfen... Bir şans daha ver."

"Yalan söylüyorsun!" diye bağırdım. Sesim, zorlu doğumun verdiği tüm yorgunluğa rağmen o kadar gür ve öfkeli çıkmıştı ki kendi sesime ben bile şaşırdım. "Sen beni karnımdaki bu 'çığlık atan velet' ile o soğuk evde baş başa bıraktın! Sırf gezmek, tozmak, o değersiz hayatını yaşamak için. Hastanede yatmış olman senin karmandır, vicdanın değil!"


Kemal Bey, yani kucağımdaki mucizenin büyükbabası, şefkatle bana doğru döndü. Bana attığı o tek bakışta yılların yorgunluğunu, evlat acısını ve şimdi bulduğu yeni bir umudu görebiliyordum. Sonra kapıda ezik büzük duran, acınası haldeki oğluna döndü.

"Güvenlik!" diye kükredi Kemal Bey koridora doğru. Sesindeki otorite tüm hastanede yankılandı. "Bu adamı hemen dışarı çıkarın. Hastanenin sınırlarından içeri girmesi bile yasaktır!"

İki iri yarı güvenlik görevlisi saniyeler içinde odaya daldı. Burak itiraz etmeye, ağlayarak yatağıma doğru yaklaşmaya çalıştı. "Yapmayın! O benim çocuğum! Lütfen!" diye bağırıyordu. Ancak güvenlik görevlileri onu sağlam kolundan yakalayıp acımasızca dışarı sürüklediler. O koridorda bağırarak uzaklaşırken içimde ona karşı ne bir acıma ne de bir sevgi kırıntısı kalmıştı. Sadece büyük bir boşluk ve rahatlama vardı.
Reklamlar