Tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun diploması 18 Mart 2024 tarihinde iptal edilmesinin ardından iptalin iptaline yönelik açtığı dava 23 Ocak tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Kararda, aradan geçen 35 yıla rağmen idarenin "açık hata" gerekçesiyle işlemi geri alabileceği belirtildi.
İmamoğlu'nun 'diploma iptali'ne itirazını reddeden mahkemenin kararında kitabına gönderme yapılan Prof. Dr. Turgut Tan, 'Diploma iptali davasının düşündürdükleri' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Tan, yazısında Danıştay’ın ve AYM’nin kararlarını da örnek göstererek, "İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun Ekrem İmamoğlu’nun İşletme Fakültesi’ne yatay geçiş kararını geri alması ve buna bağlı olarak da lisans diplomasının iptali kararı, bazı örneklerini yukarıda verdiğimiz yargı kararlarında kabul edilen ilkelerle bağdaşmamaktadır" dedi.

Turgut Tan'ın T24'te konuk yazar olarak kaleme aldığı yazı şu şekilde:
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından iptal edilmesi işleminin iptali için açılan davanın reddine ilişkin İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından verilen kararda kitabıma (T.Tan, İdari İşlemin Geri Alınması, SBF yayını, Ankara, 1970. Kitap, Aristo Kitabevi tarafından “Nostaljik Hukuk Dizisi”nde 2020 yılında aynen yayımlanmıştır) gönderme yapılması üzerine karar ile ilgili görüşlerimi yazmakta yarar gördüm.
İdare aldığı bir kararın hukuka aykırı olduğunu sonradan fark etmesi durumunda geri alabilir mi, alabilirse hangi koşullarda geri alabilir konusu hukukumuzda, bazı ülkelerde yapıldığı gibi, henüz düzenlenmemiştir. Dolayısıyla, bu sorun yargısal içtihatlarla çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. 70’li yıllara gelinceye kadar Danıştay’ın, “istikrar ilkesi”ni uygulayarak, dava konusu olayın özelliklerine bağlı, esnek çözümler bulmaya çalıştığını görüyoruz. 1973 yılında, biri Yargıtay diğeri Danıştay tarafından iki önemli İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK) verilmiştir. Danıştay İBK[1], hukuka aykırı terfi veya intibak işlemi sonucu ödenen fazla paranın geri alınması ile sınırlı bir karar olmasına karşın; Yargıtay İBK[2] genel ve ilkesel nitelikte bir karardır. Üstelik Yargıtay, kararını aynı yıl, fakat Danıştay’dan önce vermiştir.
Danıştay İBK’na göre, hatalı terfi ve intibak işlemleriyle ilgili olarak, idare yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı ve hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı ödediği meblağı her zaman geri alabilir; bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava süresi içinde geri alabilir.
Yargıtay İBK’na göre ise, yokluk ve mutlak butlan halleri dışında ve kişinin gerçek dışı beyanı ve hile yapmamış olması kaydıyla, idare hukuka aykırı işlemini ancak iptal davası süresi, veya yasalarda özel bir süre öngörülmüşse bu süre içinde, yahut iptal davası açılmışsa dava sonuna kadar geri alabilir. Dolayısıyla, yok hükmünde olan veya açık ve ağır hukuka aykırılık taşıyan idari işlemlerle, ilgilinin hilesi sonucu yapılmış işlemler her zaman geri alınabilir.
İstanbul 5.İdare Mahkemesi’ne göre, “davalı idare elemanlarınca, yatay geçiş sürecinde bilinçli, sistemli ve belirli bir organizasyon içerisinde hareket edilmesi nedeniyle ağır ve açık hukuka aykırılık hallerinin bulunduğu, yukarıda yer verilen tespitler neticesinde Mahkememizce, davacının iyi niyetinin varlığından uzaklaşıldığı, yatay geçiş sürecindeki böylesine ağır hukuki sakatlık halleri ile hatalı durumların davacı tarafından bilinmiyor olmasının beklenemeyeceği ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı, yatay geçiş sonrasında dahi idareyi aydınlatma noktasında gösterilmesi gereken özenin ihmal edildiği, dolayısıyla açık hataya vücut veren söz konusu hukuka aykırılık hallerinin yoğunluğu, düzeyi ve niteliği ile geçiş süreci ve sonrasına dair iyi niyet ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği dikkate alındığında açık hatalı şekilde yapılan yatay geçiş işlemi, yukarıda sözü edilen Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararları uyarınca süreye bağlı olmaksızın idarece her zaman geri alınabileceğinden, yatay geçiş işlemi ile yatay geçişe dayalı kazanımlardan olan mezuniyet ve diplomasının iptaline ilişkin dava konusu İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18/03/2025 tarih ve 3/1 sayılı işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”
Kararda ayrıntılı olarak anlatılan, İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu tarafından belirlenen yatay geçiş kontenjanının daha sonra arttırılması, Türkçe ve İngilizce İşletme Programları kontenjanlarının İngilizce İşletme Programı 2. sınıfta birleştirilmesi; yatay geçiş başvuruları için ilan edilen tarihten iki gün önce başvuruların sonlandırılması; yatay geçişi kabul edilenlerin geldikleri yükseköğretim kurumunun adının kütüğe Girne Amerikan Üniversitesi yerine Doğu Akdeniz Üniversitesi olarak kaydedilmesi gibi usuli sakatlıklar idarenin kendi içindeki uygulamalardır. Zaten kararda da “idarece açık, bariz ve sistematik şekilde hukuka aykırı iş ve işlemlerin yapıldığı” kabul edilmekte; ancak, bunların “bilinçli, sistematik ve toplu şekilde yapıldığı”nın davacı tarafından bilinmiyor olmasının da hayatın olağan akışına uygun olmadığı belirtilmekte, davacının iyi niyetli olmadığı sonucuna varılmaktadır. Özellikle öğrenci kütük defterine “Doğu Akdeniz Üniversitesi” yazılmasının, “geçiş sonrasında dahi davacının idareyi aydınlatma noktasında kendisinden beklenen özeni göstermediği gibi iyi niyetinin de bulunmadığı hususunda makul, ikna edici ve güçlü kanıtların bulunduğunun kabulü gerekir” denilmektedir. Davacının yatay geçiş başvurusunda verdiği “transcript”i hangi üniversiteden aldığı bellidir; kütük defterine ne yazıldığının öğrenci tarafından bilinmesini istemek gerçekçi değildir. Kanımızca, hayatın olağan akışına uygun olmayan, idare içinde kamu görevlilerince yapılan usuli sakatlıkların, yatay geçiş başvurusu yapan öğrenci tarafından biliniyor olması, geçiş sonrasında da “idareyi aydınlatma noktasında” özen göstermesinin öğrenciden beklenmesidir. Karara göre, idarece yapılan sakatlıklar konusunda İşletme Fakültesi yönetimini uyarmaması davacının iyi niyetli olmadığını göstermektedir.
Davacının yatay geçiş başvurusunu yaptığı tarihte yürürlükte olan Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmelik[3](m.2), yatay geçişlerin “ancak eşdeğer eğitim programları uygulayan yükseköğretim kurumları arasında”, geçiş için başvurulan Fakülte Yönetim Kurulu kararı ile yapılacağını öngörmektedir. Diploma iptaline yol açan yatay geçiş kararında “açık hata” gerekçesi, bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Zira, yönetmelikte geçen “eşdeğer eğitim programları” deyimi, eşdeğer eğitim kurumları ile karıştırılmaktadır. Yatay geçiş başvurusunu alan Fakülte yönetimi, yatay geçiş başvurusu yapan öğrencinin geldiği kurumda eşdeğer bir programı izleyip izlemediğini belirlemektedir. Örneğin, İşletme Fakültesi’ne geçmek isteyen öğrencinin geldiği kurumdaki işletme programının (okutulan dersler ve saatleri, yurtdışındaki programın açık öğretim olmasına karşın yurt içindekinin örgün öğretim yapması vb.) geçeceği kurumdaki ile eşdeğer olup olmadığı araştırılır.
Uygulamada bazı yükseköğretim kurumlarının yatay geçiş incelemesini yaparken öğrencinin geldiği yükseköğretim kurumunun tanınırlığını YÖK’den sormuş olması, bunun yerleşik, izlenmesi zorunlu bir usul olarak kabulüne yol açmaz. Kaldı ki YÖK bu tür başvurulardan, bu konuda duraksama olduğu sonucuna varırsa, başka bazı konularda yaptığı gibi, tüm üniversitelere bir yazı göndererek, yabancı ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarından yatay geçişlerde yükseköğretim kurumlarının tanınırlığını araştırmalarını ve gerekirse YÖK’ten sormalarını isteyebilirdi. Daha isabetli bir çözüm de Yatay Geçiş Yönetmeliği’nin 11. maddesi, “Yabancı ülkelerde YÖK tarafından tanınan yükseköğretim kurumlarından…” şeklinde düzenlenebilirdi.
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu diploma iptali kararının, yatay geçiş işleminde “açık hata” ya dayandırarak, her zaman geri alınabileceğini kanıtlamaya çalışmaktadır. İdare tarafından yapılan usul hatalarının “açık hata” olarak nitelendirilemeyeceğine yukarıda değinmiştik. Danıştay kararlarında “Açık hata”, idare edilenlerin kolayca anlayabileceği bir hata olarak belirlenmektedir[4].
Danıştay’a göre, “mevzuat hükmünün yoruma ihtiyaç göstermeyecek kadar açık olduğu, idare edilenlerin kasıt ya da ihmal içinde olmadıkları sürece, hataya düşmelerinin beklenemeyeceği hallerde, maddi olaya ve mevzuatın açık hükmüne aykırı davranılmış ve bu durum da işlemi yok denilecek kadar sakatlamış” ise “açık hata” dan söz edilebilir[5]. Oysa, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın harekete geçmesinden önce, davacının yatay geçiş işleminde hukuka aykırılık olup olmadığının YÖK tarafından sorulması üzerine, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve İşletme Fakültesi Dekanlığı tarafından hukuka aykırılık bulunmadığı yönünde cevap verildiği basına yansıyan bilgilerden anlaşılmaktadır. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün önce hukuka aykırılık bulunmadığını bildirmesi de “açık hata”dan söz edilemeyeceğini göstermektedir.
Yatay geçiş aşamasında açık hukuka aykırılık bulunduğu kabul edilse de 35 yıl sonra geri alınıp diplomanın iptali yoluna gidilebilir mi? İptal davası süresine istisna getirilip, her zaman geri alınabilecek örneklerde de süreyi sınırlandıran durumlar söz konusu olabilir mi? Danıştay çeşitli kararlarında geri alma işleminin “hak ve nasafet kurallarını zedelemeyecek şekilde yapılması”nın gerekliliğini vurgulamaktadır. Örneğin, Danıştay, yüksek lisans programları arasında yatay geçiş yapıp, bir yıllık eğitim sonucu tüm dersleri verdikten sonra, Enstitü Yönetim Kurulu’nun yatay geçiş kararını geri alması üzerine açılan davada, bu gerekliliği hatırlattıktan sonra, geri alma işleminin hukuka aykırılığına karar verip, aksi yöndeki idare mahkemesi kararını bozmuştur[6].
Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu 1952 yılında, “kanunsuz bir yükselme işleminden sonra, aynı memur hakkında kanuna uygun çeşitli yükselmeler yapıldığı takdirde, idare tarafından kanunsuz yükselmenin artık geri alınmasının uygun görülemeyeceğine” karar vermiştir[7]. Nitekim, bu karardan sonra Danıştay, memur hakkında hukuka uygun çeşitli yükseltmeler yapılması şeklinde ifade ettiği süreyi, iki derece yükseltilmesine karşılık olan altı yıl olarak belirlemiştir[8]. Danıştay bu uygulamasını sürdürmektedir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bir kararında, İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararında da gönderme yapılan, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun 19/3/1988 günlü, 19759 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 06/07/1987 günlü, E.1987/1,2,4;K.1987/2 sayılı kararına değindikten sonra, “uyuşmazlıkta Üniversitelerarası Yerleştirme Sınavı’na kendi yerlerine başkalarını sokarak veya sahte belge düzenleyerek yükseköğretim kurumlarına kayıt yaptırmış ve ara sınıflarda okumakta olan davacıların, hile ile veya idareyi yanıltarak hatalı ve hukuka aykırı işlem (fakülteye kayıt) tesisine neden olmaları nedeniyle ortaya çıkan fiili durumun kendileri için kazanılmış hak tesis etmediği gibi, bu durumun idarece farkına varılması üzerine, sakat idari işlemlerin geri alınması yoluyla, öğrenim süresi içinde yükseköğrenim kurumlarından kayıtlarının silinebileceği belirtilmiştir.
“Söz konusu kararda, ilgililerin “hile” ile tesis ettirdikleri yükseköğretim kurumuna kayıt yolundaki idari işlemlerin dahi “öğrenim süresi içinde” geri alınabileceğinin ifade edilmiş olması, olayda ise, yükseköğretim kurumundan kaydı silinen davacının aftan yararlanma başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali yolundaki “yargı kararı üzerine” öğrenimine devam etmesi sonucunda “mezun durumunda bulunması” karşısında, davacının yargı kararına dayanılarak sağladığı bu başarının kendisi için kazanılmış hak olarak kabul edilmesi gerektiği ve mezuniyet belgesinin iptalinde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır” denilmektedir[9].
Bir başka örnekte, 1992-1993 öğretim yılında o tarihte YÖK tarafından tanınan Suriye Şam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitime başlayan, 2000-2001 yılı sonunda mezun olan ve YÖK’e denklik başvurunda bulunan davacıya, Şam Üniversitesi’nin 1998 yılından itibaren tanınmadığı gerekçesiyle olumsuz cevap verilmiştir. İdare mahkemesinde açılan iptal davası reddedilmiştir. Temyiz başvurusu üzerine idare mahkemesi kararını bozan Danıştay’a göre, “…1998 yılından sonra alınan tanımama kararının davacıya uygulanması ve denklik başvurusunun bu nedenle reddedilmesinde idare hukukunun genel ilkelerine, hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmamakta olup aksi yönde verilen mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir”[10].
Anayasa Mahkemesi’nin de benzer durumlarda Anayasa’nın 42. maddesindeki eğitim hakkı açısından değerlendirme yaptığı görülmektedir. Örneğin, kişinin yüksek lisans mezuniyetinden sonra, programa giriş sınavının idari yargıda iptal edildiği gerekçesiyle, mezuniyetten 2 yıl 5 ay sonra, diploma verilmesi talebini reddetmesi üzerine yapılan bireysel başvuruda, Anayasa Mahkemesi eğitim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Başvurucunun eğitimini tamamlamasından iki yılı aşkın süre sonra, eğitiminin geçersiz sayıldığını başvurucuya bildirmesinin, idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etmediğini belirleyen Anayasa Mahkemesi’ne göre;
“67….Ayrıca sınavın iptal edilmesinde başvurucunun kusurunun bulunmadığı, tüm kusurun idareye ait olduğu, idarenin başvurucunun eğitimini tamamlamasının üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra iyi yönetişim ilkesine aykırı olarak durumu düzeltme yoluna gittiği ve başvurucunun bu sonuca katlanmasını haklı gösterebilecek bir nedenin bulunmadığı gözetildiğinde sınavın iptaline ilişkin kararın uygulanmasındaki kamusal yarar ile başvurucunun yüksek lisans eğitiminin tanınmasındaki bireysel yarar arasında adil bir dengenin kurulmasında başarısız olunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
“Açıklanan gerekçelerle somut olayda Anayasa’nın 42.maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir”[11].
Özetle söylemek gerekirse, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun Ekrem İmamoğlu’nun İşletme Fakültesi’ne yatay geçiş kararını geri alması ve buna bağlı olarak da lisans diplomasının iptali kararı, bazı örneklerini yukarıda verdiğimiz yargı kararlarında kabul edilen ilkelerle bağdaşmamaktadır.
