“Hiçbir yere gitmiyorum.” Ardından derin bir sessizlik oldu. Sonra sesi çatallandı. “Ne?” “Kızım bu sabah dünyaya geldi.” “Kızın mı?” Nefes alışverişi keskinleşti. “Eylül, kimin çocuğu o?” Yağmura bakmaya devam ettim. “Benim.” “Oyun oynama.” “Oyunları bana sen öğrettin Demir. Ben sadece kendimi geliştirdim.”
Otuz dakika sonra, hastane odamın kapısı aniden açıldı. Demir, üzerinde damatlık gömleği, saçları fırtınadan ıslanmış, yüzü kireç gibi bembeyaz bir halde kapıda duruyordu. Pelin de hemen arkasında belirdi; boynunda pırlantalar, gözlerinde ise öfke vardı. Demir bebeği işaret etti. “Bana gerçeği söyle.” Bir hemşire öne çıktı. “Beyefendi, buraya böyle dalamazsınız—” “Sorun değil,” dedim yumuşak bir sesle. Demir’in gözleri bebek yatağındaki etikete kilitlendi. Bebek Yılmaz. Annesi: Eylül Yılmaz. Yutkundu. “Yılmaz mı?” “Evet,” dedim. “Benim soyadım. Seninki değil.” Pelin soğuk bir kahkaha attı. “Bu acınası bir durum. Sırf düğünümüzü sabote etmek için mi çocuk yaptın?” İlk kez gülümsedim. “Hayır,” dedim. “Onu dünyaya getirdim çünkü o sana rağmen hayatta kaldı.”
Demir, sanki ona vurmuşum gibi geri adım attı. “Bu ne demek oluyor şimdi?” diye çıkıştı. Yatağımın yanındaki klasöre uzandım. Avukatım Meral, gün ağarmadan hemen önce, ben titreyen ellerle ama berrak bir zihinle velayet dilekçesini imzaladıktan sonra getirmişti. Pelin klasördeki logoyu görünce kaskatı kesildi. Demir ise fark etmedi bile. “Kendini küçük düşürüyorsun,” diye tersledi. “Altı ay boyunca hamileliğini mi gizledin? Bu bir sahtekarlık. Bu bir kaçırma. Bu—” “Dikkatli ol,” diye sözünü kestim. “Yine anlamını bilmediğin kelimeler kullanıyorsun.”
Yüzü kızardı. Pelin, tatlı ama zehirli bir sesle yaklaştı. “Eylülcüğüm, canım, yarın çok önemli bir gün. Demir’in yatırımcıları orada olacak. Basın da öyle. Bu işi çirkinleştirme.” İşte her şey ortadaydı. Sevgi değil. Korku değil. Babalık hiç değil. İmaj.
Demir’in şirketi, “vizyoner bir aile babası” imajına bağlıydı. Muhafazakâr bir aile vakfından fon almış, sadakat ve miras üzerine röportajlar vermiş, nişanını kurumsal bir birleşme gibi duyurmuştu. Kamuoyuna “dengesiz” diye tanıttığı eski karısından saklı bir bebeğin ortaya çıkması, işine gelmezdi. Özellikle de zaman çizelgesi, hamile karısını terk ettiğini gösteriyorsa. Hele ki bebek ondense.
Demir üzerine eğildi. “Ne kadar istiyorsun?” Gözlerimi kırpıştırdım. “Efendim?” “Sessiz kalman için ne kadar istiyorsun?” Hemşirenin nefesi kesildi.