Bilekliği hemen satın aldım. On koca yıl sonra ilk kez, kızımın yakın zamanda dokunduğu bir şeyi ellerimde tutuyordum.
Fakat eve dönüp bilekliği kocama gösterdiğimde öfkeden deliye döndü. "YETER ARTIK! Cemre'nin gittiğini kabullen! Herhangi biri o bilekliği çalıp satmış olabilir! Bunu takıntı haline getirmeyi bırak!" diye bağırdı.
O gece bilekliği göğsüme bastırarak, gözyaşları içinde uyuyakaldım.
Ertesi sabah kapımın şiddetle yumruklanmasıyla uyandım. Kapıyı açtığımda bahçemde polis arabaları ve bir sürü polis memuru duruyordu.
İçlerinden biri, "Zehra Hanım?" diye sordu. "Evet." "Cemre'nin kaybolduğu gecenin hemen öncesinde ne yaptığını bulduk. Her şey dün satın aldığınız o BİLEKLİKLE ilgili..."
Polisin ağzından dökülen bir sonraki cümle, dizlerimin bağını çözüp beni olduğum yere yığacaktı.
"Kızınız Cemre on yıl önce kaybolmadı Zehra Hanım," dedi polis memuru. Sesindeki ciddiyet yüzüme bir tokat gibi çarptı. "Kızınız kaçmak zorundaydı."
Nefes alamadığımı hissettim. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, bir elimle kapı pervazına sıkıca tutunurken diğer elimle göğsüme bastırdığım bilekliği sıkıyordum.