Bir zamanlar, sarhoş bir adam

Dervişi yolda yakalar
“Bu şarabı caminin içine dökmeyi planlıyorum.” Bu cevap üzerine, sarhoş adam öfkelenir ve kızgın bir şekilde cevap verir: “Nasıl olur da Allah’ın evine şarap dökersin? Allah’tan korkmuyor musun? Ben kırk yıldır içki içiyorum ama hiçbir zaman böyle bir şey yapmadım. Şarabı sana asla bu amaçla vermem. Beni bu işe bulaştırma; ben Allah’tan korkarım.”

Ancak, sarhoşun verdiği bu tepki, dervişin almak istediği cevap olur. Derviş, bu durumu bir öğreti anına dönüştürerek şöyle der: “Ey insan, sen bir camiye, yani sadece taş ve topraktan yapılmış bir yapıya saygı gösterip içine şarap dökmekten kaçınıyorsun. Peki, nasıl olur da Allah’ın sana rahmeti ve lütfu ile bahşettiği, senin O’na ibadet etmeni istediği bu muazzam ve mükemmel beden sarayına şarap dökebilirsin?”

Bu hikaye, maddi yapılar ve manevi değerler arasındaki derin ilişkiyi vurgular ve bize bedenimizin, ruhumuzun mabedi olduğunu, ona nasıl davranmamız gerektiğini hatırlatır. Dervişin akıllıca yönlendirmesiyle, sarhoş adamın kendisine ve inançlarına daha derin bir bakış açısı kazandığı düşünürsek, derviş gerçekten akıllıca davranmıştır diyebiliriz.
Reklamlar