Bir ilişkim ortaya çıktıktan sonra kocam bana bir daha asla dokunmadı

Yüzüme bir anda ateş bastı. Soru, neredeyse yirmi yıldır sakladığım yaranın tam ortasına saplanmıştı. Murat’la otuz yıldır evliydik—inci yıldönümümüzü kutlamış, fotoğraflarda sahte gülümsemeler vermiştik—ama bu yılların on sekizinde yabancılar gibi yaşamıştık.

Her şey iki bin sekiz yazında başladı. İkimiz de kırk yaşındaydık. Oğlumuz Kerem üniversite için evden yeni ayrılmıştı ve evin içinde tuhaf, içi boş bir sessizlik yankılanıyordu.

Murat’la üniversite yıllarında tanışmış, mezun olur olmaz evlenmiştik. O bir mühendisti—metodik, sakin, duygularını pek belli etmeyen biri. Ben ise mahallemizdeki lisede Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniydim. Hayatımız güvenli ve düzenliydi; başucunda bir gece boyunca beklemiş bir bardak su gibiydi—zararsız, sakin ve tamamen tatsız.


Sonra Emre’yle tanıştım.

Okula yeni atanan resim öğretmeniydi. Benden beş yaş küçüktü. Göz kenarlarında kahkaha çizgileri vardı, parmak uçlarında hep boya lekeleri taşırdı. Masasında her zaman taze kır çiçekleri olur, not okurken bilmediğim melodiler mırıldanırdı. Hayatı sadece katlanılacak bir şey değil, tadına varılacak bir şey gibi yaşıyordu.

“Sevda, buna ne diyorsun?” diye sormuştu bir öğleden sonra sınıfıma girip. Elinde, cesur ve başına buyruk çiçeklerle dolu bir yamaç resmi vardı.

“Çok güzel,” demiştim—ve gerçekten hissetmiştim.

“O zaman senin olsun,” diye ısrar etmişti, resmi ellerime bırakarak. “Sen bana bu kır çiçeklerini hatırlatıyorsun. Sessiz ama hayat dolu… sadece doğru mevsimi bekleyen.”


O sözler, içimde uzun zamandır kilitli duran bir kapıyı araladı. Öğretmenler odasında daha uzun kalmaya, okul bahçesinde birlikte yürümeye başladık. Kahveler zamanla şaraba dönüştü. Gittiğimiz yolun tehlikeli ve klişe olduğunu biliyordum. Ama bir eş ya da anne rolünün ötesinde, gerçekten görülen bir kadın olmak… kurak topraklara yağan yağmur gibiydi.

Murat değişimi hissetti.

“Son zamanlarda geç geliyorsun,” dedi bir akşam her zamanki köşesinden.

“Dönem sonu yoğunluğu,” diye yalan söyledim, gözlerine bakmadan yatak odasına kaçarken.

Tartışmadı. Sorgulamadı. Sadece televizyon ışığının altında oturdu.
Reklamlar