Elif gözyaşlarına boğuldu.
“Baba, gidelim… korkuyorum.”
Hasan eğilip kızını kucakladı.
“Biz yanlış bir şey yapmadık,” diye fısıldadı.
Tam o sırada güvenlik görevlisi Hasan’ın kolunu tuttu.
GERÇEK SAHİP GELDİĞİNDE
“DURUN.”
Mağazanın içinde otoriter bir ses yankılandı.
Siyah takım elbiseli bir adam içeri girdi: Erdem Tan, tüm Zirve Alışveriş Merkezi’nin genel müdürüydü. Ardında yönetim kurulu üyeleri vardı.
Murat Bey hemen toparlandı.
“Günaydın Erdem Bey,” dedi gergin bir şekilde.
“Bir hırsızla ilgileniyorduk—”
Erdem sözünü kesti.
Gözleri Hasan’a kilitlendi. Yüzü bir anda bembeyaz oldu.
Hızla ileri atıldı, güvenliği kenara itti ve Hasan’ın önünde doksan derece eğildi.
“Günaydın Sayın Başkan,” dedi titreyen bir sesle.
Mağazada çıt çıkmıyordu.
“Başkan mı?” diye fısıldadı Gülendam, olduğu yere çakılı kalarak.
Erdem şaşkın kalabalığa döndü:
“Bu kişi Hasan Velasco, Velasco Prime Holding’in sahibidir. Bu alışveriş merkezinin, bu arazinin ve maaşlarınızı ödeyen şirketin sahibidir.”
Yüzler soldu.
Alay ettikleri adam fakir değildi.
Her şey ona aitti.
SONUÇLAR
Gülendam dizlerinin üzerine çöktü, ağlayarak:
“Özür dilerim! Bilmiyordum! Sizi sadece bir işçi sandım!”
“Bugün işçiydim,” dedi Hasan sakin bir şekilde.
“Dar gelirli aileler için yapılan bir hastane projesini denetliyordum. Kirliyim çünkü çalışıyorum.”
Sonra Murat Bey’e baktı.
“Sen mağaza müdürüsün. Ama kızımın doğum gününde aşağılanmasına izin verdin.”
“Ne olur efendim, bizi affedin!” diye yalvardı Murat Bey.
“Şansınız vardı,” dedi Hasan.
“Saygılı konuştum. Parayı gösterdim. Ama siz kibri seçtiniz.”
Erdem’e döndü.
“Bu mağazayı kapat. Bayiliklerini iptal et. Hepsini işten çıkar. İnsanları dış görünüşüne göre yargılayan çalışanlara tahammülüm yok.”
“Emredersiniz Sayın Başkan,” diye yanıtladı Erdem hemen.
Hasan raftan pembe bebeği aldı ve Elif’e verdi.
“İhtiyacımız olan tek şey bu,” dedi.
Baba ve kız mağazadan çıkarken, içeridekiler donup kalmıştı.
Arkalarında ise iki kişi, hayatları boyunca unutamayacakları bir ders aldı: