Adam, derin uykusundan uyandığında karşısında bir geyik buldu. O an, sadece bir av peşinde koşmanın ötesinde, hayatın ona sunduğu mucizeyi fark etti. Geyik, bir av değil, bir dost gibi görünüyordu; doğanın sunduğu eşsiz bir güzellik. Adamın içinde bir şeyler değişmeye başladı; avlanma arzusu, doğanın şefkatini anlamaya dönüşüyordu. O an, yalnızca bir avcı değil, aynı zamanda doğanın bir parçası olduğunu hissetti. Geyik, ona sadece bir anlık heyecan değil, aynı zamanda yaşamın anlamını, bağlılığın değerini de hatırlatıyordu. Belki de avlamak yerine, doğanın sunduğu hazineyi keşfetmek, gerçek ödüldü. Adam, bir daha asla avcı kimliğiyle ormana gelmeyecekti; artık o, doğanın gözünde bir koruyucu, bir dost olarak yaşamaya karar vermişti.