Aradan otuz sene geçti. Beş çocuk çok büyükte oldu, her bireyin parmakla gösterdiği, saygı duyduğu insanlar hâline geldiler. İçlerinden biri doktor, biri avukat, biri öğretmen, biri mühendis, biri de sanatçı oldu. Annesi, onların her kafayarısında gözyaşlarını gizleyerek gururla izledi.
Bir gün kapı çaldı. Gelen, seneler evvelce onları terk eden babalarıydı. Saçları beyazlamış, gözleri sönmüş, zenginlik ve makam elinden alınmış bir adamdı. Yorgun sesiyle fısıldadı:
— Ben… çocuklarımı görmek istiyorum.
O an evin içersinde bir sessizlik oldu. Annenin gözleri doldu, seneler evvelceki acısı tekrar kabardı. Çocuklar ise birbirine baktı. İçlerinden biri ağır ağır konuştu:
— Biz senin çocukların değiliz… Bizim tek babamız, bize hem anne hem baba olan annemizdir.
Adam dizlerinin üstüne çöktü. Yıllar evvelce öfkeyle söylediği sözlerin bedelini anlamıştı. Artık çok geçti.
Annenin gözleri dolarken kalbi fısıldadı:
— Gerçek buydu işte… Sevgi paradan kuvvetliydü. Ve o bunu otuz sene sonra anladı.