Babasi hasta covik

– Alo, Emre…
– Çabuk gel. Baban vefat etti…
– Anne, şu an meşgulüm. Ayşe’yi ara.
– Emre, baban artık yok! – diye fısıldadı korku içinde Fatma.
– Anne, gerçekten Ayşe’yi ara. O bu işleri daha iyi halleder. İşim biter bitmez gelirim…
Oğlu telefonu kapattı.
Fatma’nın eşi Mehmet hayatını kaybetmişti. Titreyen elleriyle oğlunun numarasını yeniden çevirdi.
– Alo, Emre… – dedi kısık bir sesle. – Çabuk gel. Baban vefat etti…
– Anne, işteyim, toplantılarım var – dedi aceleyle. – Ayşe’yi ara.
– Emre, baban öldü… İşten çıkamaz mısın?
– Anne, abartma – dedi sinirli bir sesle. – Dün onunla konuştum, gayet iyiydi. Ayşe’yi ara, ne yapılacağını o bilir. Daha sonra gelirim.
Telefonu kapattı. Fatma uzun süre elindeki telefona bakakaldı, duyduklarına inanamadı.
Bir saatten fazla Mehmet’e adıyla seslendi. İçten içe geri dönülmez bir şey olduğunu hissediyordu ama kalbi hâlâ onun sadece derin bir uykuya daldığını umut ediyordu.
Fatma birkaç yıldır yatağa bağımlıydı. O süre boyunca tek bir şey için dua etmişti: Eşinden önce gitmek. Huzurevine gönderilme düşüncesi onu korkutuyordu.
Bir kez daha seslendi, ama Mehmet duvara dönük, kıpırtısız yatıyordu. Kalbi sıkıştı. Elli yıl birlikte – sevinçler, zorluklar, büyütülen üç çocuk – ve her şey sessizce sona ermişti.
Şimdi ona kim bakacaktı? Kim onu kaldıracaktı? Kim yemeğini hazırlayacaktı? Çocuklarının böyle bir sorumluluğu üstlenmek istemeyeceğini biliyordu. Şimdiye kadar yardımları daha çok para göndermekle sınırlıydı.
Emre her ay ailesine para gönderiyor, bazen de eve yemek siparişi veriyordu. Ayşe ara sıra uğruyor ama hep acele ediyordu; hayatı sosyal davetlerle doluydu. En küçük kızları Zeynep ise yıllardır Hollanda’da yaşıyor, eve nadiren geliyordu.
Çocukları birkaç kez geniş dört odalı daireyi satıp Fatma’yı modern bir bakım evine yerleştirmeyi önermişti. “Herkes için daha kolay olur,” diyorlardı. Ama Mehmet hep karşı çıkmıştı. Eşini bir kuruma bırakmayı asla kabul etmiyordu.
Hasta bakımı kursuna gitmiş, masaj yapmayı ve uygun yemekler hazırlamayı öğrenmişti. Banyoyu yeniletmiş, küveti kaldırıp tutunma kolları olan bir duş kabini yaptırmıştı. Fatma’yı yatak odasından banyoya taşımak için özel tekerlekli bir sandalye almıştı.
Oda yeşil bitkilerle doluydu; Fatma’ya huzur veriyordu. Yazın onu balkona çıkarır, yedinci kattan şehri izler, gençlik günlerini hatırlardı.
Düşüncelerini kapı zili böldü.
Fatma irkildi. Kapıyı açamazdı; gücü yoktu. Öğle vakti yaklaşırken korkusu daha da arttı.
Yeniden Emre’yi aradı.
– Emre… lütfen gel. Baban gerçekten öldü sanırım.
– Anne, toplantıdayım – dedi soğuk bir sesle. – Belki sadece uyuyordur? Ayşe’yi ara.
– O hiçbir zaman bu saate kadar uyumaz. Sesleniyorum ama cevap vermiyor. Korkuyorum…
– Anne, şimdi gelemem. Ayşe halleder. Sonra gelirim.
Konuşma bitti.
Emre işine geri döndü, kafasındaki ağır düşünceleri uzaklaştırmaya çalışarak. Anne babasını seviyordu, ama kendi bildiği şekilde. Yaşlılık onu korkutuyordu. Evdeki ilaç kokusu ona huzursuzluk veriyordu.
Şimdi bir karar vermek gerekeceğini biliyordu. Ayşe annesini yanına almazdı; kocası iş insanıydı ve evleri sık sık misafirlerle doluydu. Fatma oraya uyum sağlayamazdı.
Kendisi de annesini evine alamazdı. Eşi Elif, her ay gönderilen parayı bile istemeyerek kabul ediyor, herkesin kendi hayatını yaşaması gerektiğini düşünüyordu. Zeynep ise uzaktaydı; belki cenazeye bile yetişemezdi.
Fatma son çare olarak Ayşe’yi aradı.
– Ayşe, kızım… ne olur gel. Baban vefat etti. Emre gelemiyor. Çok korkuyorum…
– Anne, kuafördeyim – dedi şaşkınlıkla. – Sonra bir randevum daha var. Bu akşam eşimin iş ortaklarıyla önemli bir yemeğimiz var. Her şeyi iptal edemem. Yarın sabaha kadar bekleyebilir misin?
– Ayşe, üzerimi değiştirmem lazım… doktor çağırmalıyız…
– Emre’yi ararım, o ilgilensin. Ben ancak yarın gelebilirim. Özür dilerim.
Telefonu kapattı.
Emre, kız kardeşinin aradığını gördü ama açmadı. Konunun ne olduğunu çok iyi biliyordu ve yüzleşmeye hazır değildi.
Devamı biraz aşağıda, ilk yorumda.
Reklamlar