Ağabeyi bıçakla İzmir’e geldi.
Akşamüstü Aynur’u adliye önünde gördü.
Aynur sevinçle koştu, sarılmak istedi.
Ama ağabeyinin elinde bıçak vardı.
— Sen yüz karamızsın! Kötü yola düşmüşsün!
Tam o anda biri kolunu tuttu:
— Ne diyorsun sen! Bu kadın burada namusuyla çalışıyor. İki yetimi var. Savcı bile sahip çıkıyor ona!
Bıçak yere düştü.
Ağabey çöktü, ağladı.
— Bize böyle anlatmadılar… Az kalsın kardeş katili olacaktım…
Aynur, cebinden mendilini çıkardı. Gözyaşlarını sildi.
Sadece şunu söyledi:
— Sizi Allah affetsin…
O gün karar verdi.
Küçük bir ev tuttu.
Kadın hâkimler, kadın avukatlar, kadın memurlar ona eşya getirdi.
Çocuklarını okula yazdırdı.
Okudu.
Ortaokulu, liseyi dışarıdan bitirdi.
Yıllar geçti…
Bir gün, avukat cübbesini giymeden önce, kendisine ilk el uzatan savcıya teşekkür etmeye gitti.
O gün öğrendi ki savcı, yaşlı fırıncının oğluydu.
— Babam söylememi istemedi… Yanlış anlaşılır diye sustum.
— Seni ilk gördüğüm günden beri sevdim. Diplomanı almanı bekledim.
— Benimle evlenir misin?
Aynur gözyaşlarıyla başını salladı.
Nikâhta;
Teyzesi, annesi ve iki erkek kardeşi vardı.
Babası utancından gelemedi.
Aynur bir karar aldı:
Erkek şiddetine uğrayan hiçbir kadından ücret almayacaktı.
Bu kararı, “namus” adına öldürülmeye gelindiği gün vermişti.
⸻
Öykü: Zeynep Karaaslan Eman