Zeynep hamile olduğunu öğrendiğinde, bunu bir mucize gibi görmek yerine temkinli davranmayı seçti. Yıllarca süren hayal kırıklıkları, umutlanmanın ne kadar acı verici olabileceğini öğretmişti. Bu yüzden kimseye fazla bahsetmeden, sessizce hayatına devam etti. Ama daha ilk haftalardan itibaren bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiren gariplikler başladı—ve bunu ilk fark eden bir insan değil, evlerinin avlusunda yıllardır yaşayan yaşlı at Karabaş oldu.
Karabaş sakin, ağırbaşlı bir hayvandı. Günlerini çoğunlukla hareketsiz geçirir, sadece Zeynep yanına geldiğinde başını kaldırırdı. Ama Zeynep’in karnı hafifçe belirginleşmeye başladığında her şey değişti. At, onu görür görmez hızla yanına geliyor, başını eğip burnunu karnına yaklaştırıyor ve uzun süre hareketsiz kalıyordu. Sanki bir şey dinliyor… ya da bir şeyden emin olmaya çalışıyordu.
İlk başta Zeynep bunu sevimli bir tepki sandı. Ama günler geçtikçe davranışlar daha tuhaf bir hâl aldı. Karabaş artık sadece yaklaşmıyor, huzursuzlanıyor, homurdanıyor ve özellikle Zeynep’in eşi Mehmet yanındayken agresifleşiyordu. Bir gün ansızın şaha kalkıp ön ayaklarını Zeynep’in omuzlarına koyduğunda, korku ilk kez içini tamamen sardı.
Veteriner çağrıldı. Muayene yapıldı. Sonuç netti: At sapasağlamdı.
Ama Zeynep’in içindeki huzursuzluk büyüyordu. Çünkü Karabaş’ın bakışlarında bir delilik değil… bir uyarı vardı.
haftaya gelindiğinde ağrılar başladı. Başta hafifti ama kısa sürede dayanılmaz hâle geldi. Bir akşam acıdan kıvranırken Mehmet’e bakıp sadece şunu söyleyebildi: “Hastaneye gitmeliyiz.”
Hastanede hemen ultrasona alındı. Oda loştu, sadece ekranın ışığı vardı. Doktor başta rutin bir şekilde inceleme yapıyordu. Sonra bir anda durdu.
Sessizlik.
Doktorun yüzü yavaş yavaş soldu.
Ekrana daha yakından baktı. Görüntüyü büyüttü. Tekrar baktı.
Zeynep’in kalbi sıkıştı. “Bir sorun mu var?” diye sordu titreyerek.
Doktor derin bir nefes aldı. Gözlerini ekrandan ayırmadan konuştu: “Polisi aramam gerekiyor.”
O an dünya Zeynep’in üzerine yıkıldı.
“Ne… ne demek bu?” diye fısıldadı.
Doktor sonunda ekrana işaret etti.
Zeynep başını çevirip baktığında, gördüğü şey aklının sınırlarını zorladı. Bebek… yalnız değildi.
Görüntüde, fetüsün hemen yanında küçük, metalik bir cisim vardı. Düzenli, keskin hatlara sahip… doğal olmayan bir şey.
Doktor sesi kısık bir şekilde konuştu: “Bu… bir yabancı cisim. Ve şekline bakılırsa… bu bir çip.”
Odaya polis çağrıldı. Kısa süre içinde hastane odası soruşturma alanına dönüştü. Zeynep neye uğradığını anlamaya çalışırken, Mehmet’in yüzündeki ifadeyi fark etti. Solgundu… ama korkudan değil.
Yakalandığını bilen birinin ifadesiydi