Atatürk'ün Cenaze Töreninde Daha Önce Hiç Görmediğiniz Fotoğraflar
10 Kasım Saat Dokuz'u Beş Geçiyor...
Atatürk'ün cenaze töreninde daha önce görmediğiniz fotoğraf albümü...
"Yıl otuz sekiz, 10 Kasım Perşembe.
Hatırdan çıkmayacak bir sonbahar
Sarsılıyor İstanbul yedi tepe
Yaman esmiş Dolmabahçe'de rüzgar..."
Cahit Sıtkı Tarancı
Türk o gün acı içindeydi...sanki her aile; evinden bir ferdi kaybetmişçesine üzüntü duyuyordu...bu adı dahi konulamayacak türden derin bir acıydı...
O gün; minik kızlar her şeylerini borçlu oldukları Atatürk'e ağlıyorlardı.
Kendini kaybetmeden önce, son sözü "saat kaç?" Oldu... saat dokuzu beş geçe, sert bir asker bakışı ile doktora doğru hızla döndü, gözlerini açtı...sonra masmavi gözleri kapandı büsbütün...
Artık Dolmabahçe Sarayı'nın yukarı katındaki odası bomboş... işte dünyaya gözlerini kapadığı yatağı...
Dolmabahçe Sarayı'nda Kasım gecesi başlıyor. Muayede salonunda aziz naşının etrafında alev alev meşaleler yanıyor. Generaller nöbet tutuyor...sabaha kadar huzurundan, dertli bir insan seli, bir göz yaşı gibi akıp gidiyor..
"Bak Paşam!.. Bugün gene sabah oldu. Milletin bir mahşer kalabalığı ile yollara döküldü. Senin sesin nerede?.. Sen kamutay kürsüsüne çıktığın zamanlardaki etrafını saran alkışlar, bugün hıçkırık olup yolunun üstüne dökülecek..."
Ruşen Eşref Ünaydın
Allahaısmarladık Florya; Allahaısmarladık Dolmabahçe... Atatürk gidiyor İstanbul'dan... Bir Mayıs sabahında Bandırma Vapuru ile bir vatan kurtarmaya gitti güne benzemiyor bu gidişi... Hepsi öğrencileri olan generallerin, Mehmetçiklerin elleri üzerinde, İstanbulluların gönüllerinde...
Hasan Rıza Soyak...ne kadar üzgün görünüyor...Atatürk'e son görevini yerine getiriyor...
Gidiyor Atatürk. Bu seferki gidiş hiçbirine benzemiyor. İşte bunu bilen Türk halkı, tarifsiz bir acı ile, son defa da olsa huzurunda olmak için insandan bir yokuş oluşturmuşlar...bütün İstanbul böyleydi o gün...
Aziz naşını denizci evlatları,Yavuz Zırhlısı ile İzmit'e götürüyor...
Kurtarıcına ağlayan Türk kadınları...
Çiçekler ve bayraklar...Trenin son voganu bu... her zaman O'nun gülümseyerek İstanbul'a indiği; Ankara'ya döndüğü balkonlu vagon...çiçeklerle süslü ama arkasında göz yaşları hıçkırıklar bırakıyor...
İzmit'ten al bayraklara sarılmış bir vagonla yola çıkarılmıştı... şimdi gecenin bu vaktinde Ankara yolunda idi. Çocuklar sabaha karşı, derin bir hüzün içinde garda, yanan meşalelerin ışığı altında O'nu bekliyorlar...
TBMM önünde, muazzam Türk bayrağının altına boylu boyunca uzatılmıştı...
Ankaralılar şafak sökünceye kadar dalga dalga O'nun önünden geçtiler
21 Kasım... Atatürk'ün TBMM önündeki katafalktan alınıp göz yaşları arasında, muvakkat kabrine götürüldüğü hazin gün...
Fransız askerler..
Çanakkale'de karşısındaki adam... ünlü Anzak birliklerinin ünlü kumandanı Mareşal Birdwood... Atatürk'ten bahsederken; "Dövüşerek seviştik!.." diyen eski düşman... ihtiyar ve hasta haliyle ufukların ötesinden kalkıp gelmiş, mareşallik asası ile eski büyük düşmanı ve yeni büyük dostu son defa selamlıyor...
İngiliz birlikleri...
Atatürk'ün arkasından yürüyenlerden biri de Fon Newrath idi. Kolunda gamalı haçı ile...
Başkent Ankara'nın sokakları "büyük üniformalar meşheri" haline gelmişti o gün... Bir İngiliz General Atatürk'ten 'Ölümü bile bir askeri harekat oldu!..' diye bahsediyordu...işte o günün Ankara'sı...
"Milletim beni istediği yere gömsün. Yeter ki unutmasın."
Gene bir 10 Kasım günündeyiz. Yıl 1953... Atatürk, Etnografya Müzesi'nde, ak mermerle, kırmızı bayrak arasındaki muvakkat alınıp, Anıtkabir'e götürülüyor...
Aziz naaş Ulus'tan geçiyor...
Dertli Kızkardeş Makbule.
"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir..."