HİKAYENİN DEVAMI:
“Zeynep boş, kırık dökük gözlerle bana bakarken dudakları titriyordu. Derin bir nefes aldı. Sonra, ilk duyduğumda hiçbir anlam ifade etmeyen ama saniyeler içinde benim kendi hayatım, geçmişim ve kimliğim hakkında bildiğimi sandığım her şeyi acımasızca yerle bir edecek o kelimeler döküldü dudaklarından...”
"Rüya... o bizim evlatlığımız değil, Ferhat," dedi fısıltıyla. Sesindeki o çaresiz titreme, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. "O... senin biyolojik kızın."
Sessizlik. Mutfakta sadece salondan gelen, Rüya’nın oynadığı ahşap blokların birbirine çarpma sesi duyuluyordu. Zeynep’in yüzüne bakakaldım. Zihnim kelimeleri algılıyor ama anlamlandırmayı şiddetle reddediyordu. Benim kızım mı?
"Ne saçmalıyorsun sen Zeynep?" Sesim o kadar yabancı çıkmıştı ki, kendi boğazımı yırtıp dışarı fırlayan bu tınıdan korktum. "Benim çocuğum falan yok. Hakan’la kendi acınızı hafifletmek için aklınızı mı kaçırdınız?"
Zeynep titreyen elleriyle masadaki beyaz zarfın içinden o lanet olası kağıdı çıkardı ve önüme itti. Üzerinde karmaşık tıbbi terimler, yüzdelik oranlar ve en altta kırmızı harflerle yazılmış kesin bir sonuç vardı. Test, Hakan ve Rüya arasında yapılmamıştı. Evlat edinme sürecindeki rutin genetik hastalıklara dair yapılan geniş çaplı bir taramanın kazara ortaya çıkardığı bir veri tabanı eşleşmesiydi. Ve o veri tabanında, yıllar önce askere gitmeden hemen önce bağışladığım kan örneğimin kodları duruyordu. %99.9 eşleşme.
"Nasıl..." diye mırıldandım, sandalyeye adeta çökerek. Dünyanın ekseni kaymış, mutfağın duvarları üzerime doğru kapanmaya başlamıştı. "Bu imkânsız."
"Altı yıl önceyi hatırla Ferhat," diyerek hıçkırdı Zeynep. Gözyaşları artık yanaklarından serbestçe akıyordu. "Selma’yı hatırla."
Selma... İsmi duyduğum an kalbime paslı bir hançer saplandı. Altı yıl önce hayatıma fırtına gibi giren, her şeyimi adadığım ama bir gece yarısı hiçbir açıklama yapmadan, ardında sadece 'Beni arama, yapamam' yazılı kısacık bir not bırakarak sırra kadem basan kadın. Onu aylarca aramış, polise gitmiş ama hiçbir iz bulamamıştım. Adeta yeryüzünden silinmişti.
"Kurumdaki dosyaları araştırmak için özel bir dedektif tuttuk," diye devam etti Zeynep nefes nefese. "Selma hamile olduğunu öğrendiğinde çok korkmuş. Ailesi onu reddetmiş, sana gelmeye cesaret edememiş. Doğumdan hemen sonra bebeği devlete bırakmış. Kurum, Rüya'nın dosyasını hazırlarken onun biyolojik babasının sen olduğunu asla sisteme açıkça işlememiş. Gizli evlatlık statüsündeymiş. Hakan’la biz o gün o yetimhaneye gittiğimizde, yüzlerce çocuk arasından Rüya’ya çekilmemiz... Tanrım, o kum sarısı saçlar, o mavi gözler... O sana benziyordu Ferhat. Kan çekmişti."
Boğazımdaki düğüm öylesine büyüdü ki nefes alamaz hale geldim. Sandalyeden nasıl kalktığımı, mutfak kapısından salona nasıl adımladığımı hatırlamıyorum devamı icin sonrki syfaya gecinz...