Haftalar geçtikçe evdeki huzur bozulmaya başladı. Merve, Emine’nin kıyafetlerinden evin düzenine kadar her şeyi eleştiriyor, annesinin hatırasına saygısızlık edildiğini söylüyordu. Yemek masasında bile Emine’nin mirastan ne beklediğini açıkça soracak kadar ileri gidiyordu. Kemal ise her defasında eşini savunuyor, “Emine benim eşim, ona saygı göstereceksiniz.” diyerek çocuklarını uyarıyordu.
Emine zaman zaman Kemal’in avukatıyla gizlice görüştüğünü fark ediyordu. Masasının üzerinde dosyalar, belgeler ve sürekli sakladığı evraklar vardı. Ne zaman sorsa, “Eski işleri toparlıyorum. Sen merak etme, her şey yolunda.” cevabını alıyordu. Emine de üzerine gitmedi.
Aylar huzur içinde geçerken beklenmedik bir sabah Kemal kahvesini içerken göğsünü tuttu ve olduğu yere yığıldı. Hastaneye yetiştirilemeden kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti.
Cenazeden sonra Emine için ikinci acı başladı.
Henüz eve geleli birkaç dakika olmuştu ki Merve elinde bazı belgelerle karşısına çıktı.
“Evi hemen terk edeceksin.” dedi.
Tapuların aile vakfına ait olduğunu, Emine’nin hiçbir hakkı bulunmadığını söyledi. Murat ise Emine’nin getirdiği eski bavulu sessizce kapının önüne bıraktı.
Emine sadece Kemal’in bir fotoğrafını almak istedi.
Merve buna bile izin vermedi.
Üzerindeki siyah cenaze kıyafetleriyle bavulunu aldı ve gözyaşları içinde evden ayrıldı.
Gidebildiği tek yer, yıllar önce vefat eden kız kardeşinden kalan küçük bir prefabrik evdi.
İlk günler onun için çok zordu. Kemal’in aldığı sabahlığı koklayarak ağlıyor, yaşadığı haksızlığı anlamaya çalışıyordu. Birkaç gün sonra konağı arayıp sadece Kemal’in balık tutarken çekilmiş fotoğrafını istedi. Merve telefonu yüzüne kapattı.
Ardından aileden gelen resmi bir mektupla, bir daha kendileriyle iletişime geçmemesi gerektiği bildirildi. Mektupta Kemal’in son zamanlarında akıl sağlığının yerinde olmadığı bile iddia ediliyordu.
Emine artık mücadele edecek gücü kalmadığını düşünüyordu.
Yeni mahallesindeki komşusu Fatma, ona yemek getirerek destek oldu. Küçük köy camisindeki insanlar Emine’yi geçmişiyle değil, kişiliğiyle tanıdı. Zamanla acısını kabullenmeye başladı.
Tam her şeyin bittiğini düşündüğü günlerden birinde kapısına siyah bir makam aracı geldi.
Araçtan inen kişi kendisini avukat Ahmet Bey olarak tanıttı.
Kemal’in yıllardır birlikte çalıştığı avukattı.
Elindeki zarfı uzatırken şu cümleyi kurdu:
“Kemal Bey bunu size mutlaka kendi ellerimle teslim etmemi istedi.”
Zarfın üzerinde Kemal’in el yazısıyla yalnızca Emine’nin adı yazıyordu.
Titreyen elleriyle mektubu açtı.
İlk satırı okur okumaz gözyaşlarına boğuldu.
Kemal, ölümünden aylar önce her şeyi planlamıştı.