66 yaşındaki Larisa Petrovna, dayanılmaz sancılar çekmeye başlayınca doktora gitmeye karar verdi. İlk başta bu durumu yaşlılığa veya sindirim sorunlarına bağlamış, şişen karnını çok fazla ekmek yemesine yormuştu. Ancak gittiği pratisyen hekimin yaptığı testler herkesi hayrete düşürdü: Sonuçlar hamileliği gösteriyordu. Doktor, bunun yaşlılıkta gerçekleşen tıbbi bir mucize olabileceğini söyleyerek onu bir jinekoloğa yönlendirdi.
Larisa, bu habere önce inanamasa da zamanla mucizeye kalpten bağlandı. Üç çocuk annesi olarak vücudunu tanıdığını sanıyordu; karnı büyüdükçe içinde bir kıpırtı hissettiğine yemin edebilirdi. “Zamanı gelince doğuma giderim” diyerek uzman kontrolüne gitmeyi reddetti. Bebek patikleri ördü, isimler seçti ve evinde küçük bir beşik hazırladı. Kendi hesaplarına göre dokuzuncu aya girdiğinde, nihayet doğum planı yapmak için bir jinekoloğun kapısını çaldı.
Jinekolog, kadının yaşını görünce büyük bir şüpheyle muayeneye başladı. Ancak ultrason ekranına baktığı an yüzü kireç gibi oldu ve elleri titremeye başladı. Gördüğü şey bir bebek değildi. Doktor, ağır bir ses tonuyla gerçeği açıkladı: “Hanımefendi, hamile değilsiniz. İlk yapılan testler hatalıymış. İçinizde büyüyen şey bir hayat değil, devasa bir kitle.”
Larisa’nın yumurtalığında tam dokuz aylık bir bebek büyüklüğüne ulaşmış korkunç bir tümör vardı. Aylardır hissettiği o “bebek hareketleri”, aslında büyüyen kitlenin organlarına yaptığı baskıdan ibaretti. Daha da kötüsü, tümör artık diğer organlara sıçramıştı. Doktorun “Eğer aylar önce gelseydiniz sizi kurtarabilirdik ama şimdi çok geç kalmışsınız” sözleri, yaşlı kadının kulaklarında bir ölüm çanı gibi yankılandı.