BÖLÜM 2
Zehra’nın sırtına inecek kamçının saniyeler kala, sert bir el havayı yararak kamçıya yapıştı. Emir, deri kamçıyı öyle bir güçle kavramıştı ki eklemleri bembeyaz kesildi. Ustabaşı öfkeyle döndü, fakat karşısında çamur ve sefaletin ortasında kusursuz bir takım elbise giymiş bir adamın buz gibi bakışlarıyla karşılaştı.
—Hayatın boyunca bir daha anneme sesini yükseltmeyecek ve el kaldırmayacaksın —dedi Emir. Sesi bağırmıyordu, ama etrafındaki herkesi donduran ölümcül bir otorite taşıyordu.
Zehra, sırtındaki 15 tuğlayı bıraktı. Tuğlalar yere düşüp toz bulutu kaldırdı. Yılların yorgunluğuyla solmuş gözleri bir anda açıldı.
—Emir mi? —diye fısıldadı, sanki gördüğü şey sıcaktan doğan bir hayalmiş gibi— Sen misin oğlum?
Emir kamçıyı bıraktı, ustabaşını bir kenara itti ve kızgın toprağın üzerine diz çöktü. Pahalı kıyafetlerinin çamura bulanmasını umursamadan annesini sıkıca sarıldı. Zehra geri çekilmeye çalıştı, ellerini külle kapatmaya uğraştı.
“Beni affet oğlum… beni böyle kirli görmeni istemezdim…” diye hıçkırdı.
Bu sözler Emir’in kalbine saplanan paslı bıçaklar gibiydi.
Ustabaşı öfkesini toparlayıp yeniden konuştu:
—Sen kimsin sanıyorsun kendini? Bu kadın borçlu! 90.000 TL faiz var! Kaçarsa bu akşam evini alırız!
Emir yavaşça ayağa kalktı. Ceketinin iç cebinden özel banka müşterilerine ait bir çek defteri çıkardı. Hiç tereddüt etmeden bir rakam yazdı. Çeki koparıp adamın göğsüne yapıştırdı.
—100.000 TL —dedi soğukkanlılıkla— Al bunu. Ama iyi dinle: Annem bir daha bu ocaklarda çalışmayacak. Eğer ondan bir kuruş daha istersen, geri gelirim ve bu tuğla ocaklarının tamamını satın alırım. Sonra seni burada çamur yoğururken izlerim.
Ustabaşı çeki aldı, rakamı gördü. Banka mührünü fark edince yüzü bembeyaz oldu. Ellerinin titremesi durmuyordu. Bu bir blöf değildi. 6 yıl önce köyden giden o çocuk, şimdi tek imzasıyla onları yok edebilecek bir güce sahipti.
Emir annesini kaldırdı, ceketini onun omuzlarına sardı ve siyah araca bindirdi. Diğer işçiler sessizce bakıyordu. Yorgun yüzlerinde ilk kez küçük bir umut kıvılcımı vardı.
Ama köydeki eski evlerine vardıklarında, Emir ikinci kez yıkıldı. Ev neredeyse tamamen harabeye dönmüştü. Çatıda üç büyük delik vardı, kerpiç duvarlar çatlamıştı. İçeride sadece paslı bir yatak, eğri bir masa ve taş gibi sert bir ekmek parçası vardı.
Zehra yıllarca kendini aç bırakmış, oğlunun geleceği için her şeyden vazgeçmişti.
O gün Emir hemen şehirden ustalar çağırdı. 10 inşaat işçisi, erzak, ilaç ve yeni eşyalar getirtti. Ev tamir edilirken telefonu çaldı. Avukatı Arda hattaydı.
—Emir, durum çok daha kötü —dedi Arda—. Hacı Cemal Ağa’nın dosyasını inceledim. Annenin ilk borcu olan 15.000 TL, sahte belgelerle büyütülmüş. Aylık %20 faiz uygulanmış. Aslında borç 4 yıl önce bitmiş ama tehditlerle devam ettirilmiş. Üstelik sadece annen değil, en az 18 yaşlı daha aynı durumda.
Emir’in içi buz kesti. Bu bir borç değildi. Bu sistematik bir esaret, dolandırıcılık ve zorbalıktı.
—Yarın sabah gel —dedi Emir soğuk bir sesle— tüm belgeleri getir. Savcılık başvurularını hazırla. Jandarmayı da çağır. O adamı bitireceğiz.
Ertesi gün saat tam 12’de, köy yolunda yükselen toz bulutu iki lüks SUV’un gelişini haber verdi. İlk araçtan Hacı Cemal Ağa indi. Üzerinde pahalı deri bir şapka, özel dikim çizmeler ve avını koklayan bir yırtıcının kibirli gülümsemesi vardı. Yanında avukatı ve üç adamı bulunuyordu. Çeki öğrendiğini biliyordu ama gururu incinmişti; Zehra’nın evine el koyup “işe gelmeme” bahanesiyle her şeyi almak istiyordu.
—Bak bakalım delikanlı —diye bağırdı Ağa, avludaki saksılardan birini tekmeyle devirdi— Annen bugün işe gelmedi. Sözleşmeye göre işi bırakırsa ev bana geçer. On dakika içinde eşyalarınızı toplayın, yoksa biz atarız.
Emir verandaya tamamen sakin bir şekilde çıktı. Artık yalnız değildi. Yanında annesi Zehra, avukat Arda ve sivil giyimli iki jandarma vardı.
—Buradan zorla çıkacak tek kişi sizsiniz —dedi Emir, kollarını sakince kavuşturarak.
Ağa’nın avukatı elindeki dosyayı sallayarak öne çıktı.
—Her şey noter onaylı, tamamen yasal!
Arda hafif bir gülümsemeyle dosyayı elinden aldı.
—Korrupt olduğu için iki ay önce görevden alınan 4 numaralı noter mi? —dedi sakin bir sesle— Elimizde 18 tanık ifadesi var. Faizle sömürü, 5 milyon TL’den fazla vergi kaçırma ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçları tespit edildi. Ayrıca banka hesaplarınız tam 1 saat önce mahkeme kararıyla donduruldu.
Hacı Cemal Ağa’nın yüzündeki kibir bir anda yok oldu. Rengi kireç gibi bembeyaz kesildi. Bir şeyler söylemeye çalıştı ama o anda iki jandarma resmi tutuklama emrini göstererek yanına yaklaştı.
Tam o sırada Zehra öne çıktı. Üzerinde temiz, renkli bir elbise vardı. Saçları özenle örülmüştü. Artık titremiyordu. Gözlerinde yılların korkusu değil, güçlü bir alev vardı.
—Bana hiçbir şey olmadığımı düşündürdün —dedi Zehra, sesi tüm avluda yankılandı— Sırtımda senin tuğlalarını taşıdım, dayak yedim, ezildim. Ama hepsine oğlumun senden uzak, özgür bir hayat kurması için katlandım. Bugün geri geldi ve bana şunu gösterdi: Bir Türk annenin gücünü hiçbir zulüm satın alamaz.
Ağa kelepçelenip araca götürülürken köylüler ilk kez korkusuzca bağırıyordu. Yıllarca süren baskı bir anda yıkılmıştı.
Sonraki üç hafta içinde devlet tüm sistemi temizledi. Köylülerin elinden alınan topraklar tek tek geri verildi. Tuğla ocakları da kapatılmadı; Emir yasal süreçle orayı satın aldı ve bir işçi kooperatifine dönüştürdü. Artık 40 işçi borç kölesi değil, emeğinin karşılığını alan ortaklardı. Girişe bronz bir tabela asıldı:
“Zehra Kooperatifi: Emek ve Özgürlüğün Zaferi”
Aylar sonra, kerpiç ev tamamen yenilenmişti. Bahçede rengârenk çiçekler açıyor, mutfaktan çay kokusu yükseliyordu. Bir akşamüstü, güneş Anadolu tepelerini turuncuya boyarken Zehra salıncakta oturuyor, bir fincan sıcak Türk kahvesi içiyordu.
Emir yanına oturdu.
—Ankara’da bir villa aldım anne —dedi sessizce— beş odalı, büyük bahçeli… İstersen yarın gidebiliriz.
Zehra gülümsedi, bahçesine, tavuklarına ve köyünün açık gökyüzüne baktı. Oğlunun elini tuttu.
—Teşekkür ederim oğlum… Ama benim yerim burası. Burası artık benim evim.
Emir boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı ama gülümsedi.
—O zaman ben de burada kalırım. Şirketi uzaktan yönetirim. Sen beni 6 yıl bekledin, ben de seni bir ömür beklerim.
Zehra oğlunun omzuna başını yasladı.
O an Emir şunu anladı: Dünyadaki en büyük servet para, gökdelenler ya da lüks arabalar değildi. En büyük zenginlik, annesinin korkusuzca güldüğünü görmek ve onun artık asla acı çekmeyeceğini bilmektir.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.