Benim adım Dilan. On dokuz yaşındaydım ve yaşadığım köyde kendimi hiçbir zaman güzel hissetmemiştim. Kiloluydum, bunu biliyordum. Çocukluğumdan beri insanların bakışlarına, fısıltılarına ve arkamdan yapılan şakalara alışmıştım. Bir yere girdiğimde önce yüzüme değil, bedenime bakıldığını hissederdim. Annem her defasında, “Kızım, insanın güzelliği kalbinde olur,” derdi ama insan bunu başkalarının acımasız sözları arasında kolay kolay unutamıyordu.
Babam yıllardır borçlarla boğuşuyordu. Bir gün akşam yemeğinde herkes sustu ve babam gözlerini yere indirerek bana bir şey söylemek istediğini belirtti. Köyün en güçlü ve en varlıklı adamlarından Cemal Ağa, benimle evlenmek istediğini söylemişti.
Cemal Ağa kırk yaşındaydı. Köyde herkes ondan çekinirdi. Büyük arazileri, hayvanları ve çalışanları vardı. İnsanlar onun sözünün köyde kanun gibi olduğunu söylerdi. Ben ise onu uzaktan gördüğümde bile nedense başka türlü hissederdim. Sert yüzünün ardında kimsenin bilmediği bir tarafı varmış gibi gelirdi.
Babam, “Seni zorlamak istemiyorum,” dedi ama sesindeki çaresizlik her şeyi anlatıyordu. Ben de uzun süre düşündüm. Cemal’in beni gerçekten istediğine inanmakta zorlanıyordum. Çünkü köyde benim gibi bir kızın onunla evlenmesini kimse beklemezdi.