18 yıllık komşum Selma

Vedat’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. İnkar etmedi, edemedi. Sadece başını öne eğdi. “Seni kaybetmek istemedim,” diye fısıldadı. Ama bu cümle, o ana kadar duyduğum en büyük hakaretti.

O gece o evden çıktım. Arkama baktığımda sadece bir binayı değil, koskoca bir yalanlar silsilesini bıraktım. Selma’nın evindeki o mektuplar, bana sadece ihaneti kanıtlamamıştı; aslında kimsesiz olanın o kadın değil, on sekiz yıl boyunca bir gölgenin arkasında yaşayan ben olduğumu göstermişti. Hayat bazen size en büyük dersi, en güvendiğiniz insanın elinden, hiç beklemediğiniz bir cenaze evinde veriyordu. Şimdi önümde yeni bir yol vardı ve bu kez o masada yalanlara yer olmayacaktı.
Reklamlar