Konuşmalar sırasında okulun eski rehber öğretmeni de yanıma geldi.
Saçlarına aklar düşmüştü ama gülümsemesi aynıydı.
"Biliyor musun?" dedi.
"Lisede senin hakkında en çok hatırladığım şey kilon değildi."
Şaşkınlıkla baktım.
"Peki neydi?"
"Kimseye kötülük yapmaman."
Bu sözler beni derinden etkiledi.
Çünkü yıllarca insanların beni sadece dış görünüşümle hatırladığını sanmıştım.
Oysa beni gerçekten tanıyanlar karakterimi de görmüşlerdi.
Gece sona ererken bahçeye çıktım.
Serin hava yüzüme çarpıyordu.
Telefonumu çıkarıp eski fotoğraflarıma baktım.
Birinde lise formam üzerimdeydi.
Başım öne eğik, gülümsemeye bile çekinen bir kız...O fotoğrafa uzun süre baktım.
Sonra ekrana hafifçe dokundum.
"Başardın." dedim kendi kendime.
"Kimsenin sana inanmamasına rağmen başardın."
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
Melis'ti.
Elinde küçük bir zarf vardı.
"Bunu sana vermek istiyorum."
Zarfın içinde yıllar önce okul yıllığında çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Arkasına ise tek bir cümle yazmıştı.
"Keşke seni o günlerde gerçekten görebilseydim."
Fotoğrafı dikkatlice çantama koydum.
"Artık gördün." dedim.
O da gülümsedi.
Arabama doğru yürürken aynaya baktım.
Karşımda duran kişi sadece 150 kilo vermiş biri değildi.Asıl hediye, yıllarca peşimden gelen o küçük kızın artık içimde yaşamıyor olmasıydı.
Çünkü gerçek zafer, sana kötülük yapan insanların pişman olması değil; onların sözlerinin artık seni incitemeyecek kadar güçlenmiş olmaktı.
Ve o gece, lise koridorlarında başını öne eğerek yürüyen o genç kızın hikâyesi sonunda tamamlandı.
Yerini ise geçmişinden utanmayan, geleceğine umutla bakan ve aynaya her baktığında kendisiyle gurur duyan bambaşka bir kadın aldı.