Ünlü Sinema Oyuncumuz Filiz Akın

Geçtiğimiz günlerde şu haber gündeme üşmüştü

Hülya Koçyiğit, sosyal medya üzerinden de Akın’a olan desteğini dile getirdi. Koçyiğit, "Benim güzeller güzeli canım arkadaşım, zarif dostum Filiz’im; beyaz orkidem… Dualarım seninle. En kısa zamanda sağlığına kavuşacağına olan inancım sonsuz," diyerek Akın’a moral verdi.

YEŞİLÇAM'IN EFSANE KADROSU BİR ARADA

Filiz Akın, Yeşilçam’ın unutulmaz isimlerinden biri olarak tanınırken, Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray ve merhum Fatma Girik ile birlikte "Dört Yapraklı Yonca" olarak anılıyordu. Koçyiğit ve diğer yakın dostları, Filiz Akın’ın en kısa zamanda sağlığına kavuşacağına olan güvenlerini sürdürüyor


“Mutluluk reçeten ne?” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Mutluluğun sırrı yok. Üstelik hak edene mutluluk pastasından en büyük dilimi de vermiyorlar. Hayat boyu mutluluk diye birşey bilmiyorum. Mutlu anlar var. Bu da eğer ölümcül bir durum yoksa… Bir bardaktaki suyun, içmek için yarısı kalmışsa, sadece dolu tarafına bakın derim.”

Efsanevi oyuncu, “Sönmez Köksal’ın gözünde nasıl birisin?” sorusunu yanıtlarken sadakat konusunu da değerlendiriyor: “Geçenlerde bana “Sen ne narin, kırılgan, duyarlı, sevecen, tıpkı şairin dediği gibi, ince şeyleri fark eden, güzel olan her şeyi merakla takip eden yürekli birisin” dedi. Hoşuma gitti… Ama ben ekleyeyim, tartışma sevmediğim için içime atmama kızıyor, çok alınganlık yapıp bazen haksızlık yapıyormuşum.E ben herkese karşı incitmemek için çok dikkatliyim, kelime seçimimde de davranışlarımda da. Sevdiğim, önem verdiğim insanlar da bana karşı aynı özeni göstermezlerse bozuluyorum. Eşim beni çok çalışkan buluyormuş, üstlendiğim bir iş olunca o kadar helak ediyormuşum ki kendimi, hasta olacağım korkusuyla kızıyormuş. O çok tertipli, ben dağınığım, çok disiplinli, spor yapıyor.
Bense sağlık için, gençlik için, moral için çok önemli olduğunu bilirim ama hiç spor yapmam. Geçen gün gazetede okudum, sol elin avucunda bulunan kalp çizgisi güçlü ve uzun ise, üstelik işaret parmağına kadar geliyorsa erkek sadıkmış. Eğer çizginin başında veya sonunda çatallanmalar mevcutsa, flört etmeyi severmiş ama yine de sadıkmış. Fakat çizgi çok çatallı ise kesinlikle sadık kalmayan birisiymiş… Buna çok güldüm… İster inanın ister inanmayın, gene de akşam evine dönen erkeğin sol elindeki sadakat çizgisini incelemiştir hanımlar. Kadınlık böyle bir şey işte!”
“Kutsal bir duygu. Ben İlker’i dünyaya getirdikten birkaç ay sonra çalışmak zorunda kaldım. Fiziki olarak setteydim ama aklım hep evdeydi. Onunla geçirdiğim zamanın kaliteli olmasını sağlamaya çalışıyordum. Sevgi, şefkat ve ilgi olarak… Hele daha sonra beş yaşında ‘Yumurcak’ filmiyle kendisi en büyük yıldız oluveren bir evladınız varsa o telaş hiç bitmiyor. İlker’in bebekliğinden itibaren onunla kaliteli zaman geçirmeye çalıştım. Şımartmaktan çok sevgi ama daha çok güven vermeye çalıştım. Sevildiğini bilirdi, yaramazlığına da hoşgörüyle baktığımı hissederdi ama yine de çekinirdi. Çok inanırdı bana... İlker film çevirmeye başlayınca çok el üstünde tutuldu. Anne baba ayrılığı, üstüne bir de terör olayları, onu korumak adına yurt dışında okullara yollayınca çok yalnızlık çekti. Çocuklukta alınan yaralar çok derin oluyor ve bütün hayatı etkiliyor. Çok sonraları baba olduğunda bunları tekrar konuştuk ama yaşanmış acıları, yalnızlıkları yok edemiyorsunuz. Kanser tedavim sırasında beni daha iyi anladığına inanıyorum. O da bana sevgisini daha çok gösteriyor, birlikte olmaktan çok zevk alıyor ve eğleniyoruz. Torunum Los Angeles’ta yaşıyor. Özlüyorum onu ama çok sık bir araya gelemiyoruz… Oğlumla da onun oğluyla da aramızda hep bu özlem duygusu var.

Neyse ki Sönmez’in iki kızından büyüğü Gizem, eşi Karim ve kızları İris’le, Yasmin ve küçük kızımız Turna, eşi Osman’la yurt dışında yaşıyor olmalarına rağmen yaz tatillerinde beraber olabiliyoruz.”İlker ile ilgili en unutulmaz anın hangisi?“İlker’i İsviçre’deki okuluna bıraktığım an. Henüz 12 yaşlarında. O, demir kapının arkasında kalmıştı. Ağlıyordu. Ben kapının dışındaydım, ağlıyordum… Gitmek zorundaydım, ayaklarım oraya gömülmüş gibiydi, kımıldayamıyordum. İlker gözlerinde ‘gitme’ çığlıkları atıyordu. Hani paramparça olmak derler ya, öyle olmuştum. Lime lime… İkimiz de hazır değildik, biliyorum. O an ölmeyi tercih ederdim. Dik durmak zorundaydım. Ne tuhaf bir işkence. Ne unutulmaz bir sahne… O acı benim için en unutulmaz olanıdır…”Filiz Akın, oğlu İlker İnanoğlu ve torunu Berker İnanoğlu’yla.‘Kansere karşı tedbir alın’ Üzerinden bir asır geçti ama değinmek istiyorum. Çünkü bir savaştı kanserle olan mücadelen…“Hem ödünüzü koparmak hem de ‘Ben kansere karşı önerileri çok ciddiye alıyorum, kontrollerimi de yaptırıyorum; önemli olan erken teşhis, öyle olunca da korkmuyorum, kanser tedavisi olan bir hastalık’ dedirtmek istiyorum. Eski masallarda kanser yoktu. Havayı, suyu kirletmemiş, toprağı tüketmemişti insanoğlu. Tıbbın ilerlemesiyle ömür uzamış diyoruz. Diyoruz da yarattığımız bir canavar var, kanser… Onu yanınıza yaklaştırmamak için tedbirler alın. Nedir bunlar; sağlıklı yaşam ve genç kalmayla aynı maddeler aşağı yukarı.”
Sevgili Filiz Akın’ın genç ve dinç kalarak uzun yaşam için danıştığı biri var mı?“Bizim de bir ‘koç’umuz var, yedi senedir tanıdığımız, devamlı genç ve dinç kalmanın, uzun yaşamın sırlarını sorduğumuz Prof. Ohan Karatoprak. Amerika’da binlerce doktorun arasında geçen sene kendi (Geriatri: Yeni yaşlanma sorunları) sahasında önder seçilen kliniğin başhekimi. Her sene Bodrum’daki evlerine tatile geldiklerinde beraber oluruz. İlk başta ben sırları öğrenmek içinsoru yağmuruna tutarım.”Hatırlıyorum birkaç yıl önce “Yaşayacaksam kaliteli yaşayayım, eğer bağımlı olacaksam ve bitkisel hayata gireceksem öleyim” demiştin.Eşimle birbirimize, eğer öyle bir durum doğar ve ötanazi hakkı tanınırsa bunu kullanma sözü verdik.“Bir daha dünyaya gelsem yine yaparım” dediğin şeyler?Sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak, Sönmez’le (Köksal) evlenmek ve İlker’in annesi olmak.Sönmez Köksal: Adeta görücü usulüyle evlendikSayın Sönmez Köksal, Filiz Akın’ı eşiniz olmadan önce de bir oyuncu olarak seviyor muydunuz? Takipediyor muydunuz?“Filiz Akın’ı daha Filiz Akın olmadan önce tanımıştım. Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenciyken onu ilk kez bir camın arkasından görüp âşık olmuştum. Bir turizm şirketinde çalışıyordu. Camekânı bol bir iş yeriydi ve biz bir sürü delikanlı bu güzel kızı görmek için öğle saatlerinde oraya giderdik. Çok iyi anımsıyorum. Platonik bir gençlik beğenisiydi benimkisi. Sonra anladım ki bu güzel kız oyuncu olmuş. Aktris olmuş. Ama benim keşfim herkesten çok daha önce… Haliyle her filmini görmek için tutkulu bir davranış içinde değildim. Benim için modern, güzel, bakımlı, iyi yetişmiş bir genç kızı simgeliyordu.”
Reklamlar