KIZIM TİTREYEN ELLERİMİ GÖSTERİP

KIZIM TİTREYEN ELLERİMİ GÖSTERİP "Bir bardağı bile tutamıyorsun, bu evde ne işe yarıyorsun?" dediğinde sustum… O soğuk gece beni kapı önüne koydukları valizin dibinde, kimsenin bilmediği katlanmış bir kağıt vardı: 2 milyon dolarlık bir kağıt. Ve onunla ne yapacağıma çoktan karar vermiştim. 💔
"Bu gece gidiyorsun anne."
Kendi öz kızımın ağzından çıkan o cümle, az önce yere düşürdüğüm bardaktan çok daha derin kesti içimi. Dizlerimin üstünde, cam kırıklarının ortasında öylece kaldım. Elli sekiz yaşındaydım ama o an kendimi yüz yaşında hissettim.
"Sevim… kızım, ne diyorsun sen?" Sesim titriyordu. Yanlış duymuş olmalıydım. Kendi canım, beni sokağa atıyor olamazdı.
Ellerini beline koydu, gözünü bile kırpmadan baktı. "Anlamıyor musun anne? Bir bardağı bile tutamıyorsun. Burada sadece yük oluyorsun artık."
Yük. O kelime havada asılı kaldı aramızda. Yıllarca Beyoğlu'nun en iyi terzilerindendim. Kocam Mehmet'i kaybettikten sonra parmaklarım nasır tutana kadar dikiş diktim, başkalarının evinde ütü yaptım, merdiven sildim. Bazen kendi karnımı aç bırakıp bu kızı doyurdum. Şimdi o eller, kızımın evinde beş para etmiyordu.
Damadım Murat koltuktan kalkmaya bile zahmet etmedi. Gözü televizyondaydı. "Anne hanım," dedi soğuk bir sesle, sahte bir üzüntüyle, "sizin için bir huzurevi en iyisi olur. Biz artık bakamıyoruz."
Odanın köşesinden küçük bir hıçkırık geldi. Torunum Umut, on bir yaşındaki canım, ağlamamak için dudağını ısırıyordu. Bana her gece masal dinleten, sarıldığında saçları tarçın gibi kokan tek ışığımdı. "Babaannemi gönderemezsiniz!" diye koştu yanıma. Ama Sevim kolundan tuttu, sertçe geri çekti. "Bu büyüklerin işi. Sen odana git."
Torunuma sarılmak için ellerimi uzattım. İzin vermediler.
Eski bir valiz. Üç parça elbise. Eskimiş bir çift ayakkabı. O evden götüreceğim her şey bundan ibaretti.
Kapı arkamdan kapandığında, İstanbul'un kış soğuğu bir tokat gibi çarptı yüzüme. Sokak lambasının solgun ışığı altında, küçük valizimle yapayalnız kaldım. Bacaklarım beni taşımıyordu. Kaldırım kenarına çöktüm. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Kimi arayacağımı, kime sığınacağımı…
Sonra, titreyen ellerimle hırkamın iç cebine uzandım.
Orada, hiç kimsenin bilmediği bir şey vardı. Yıllardır sakladığım, katlana katlana incelmiş bir kağıt parçası. Onu çıkardım. Lambanın altında, gözlüğüm olmadan zor seçtiğim o rakamlara baktım.
Yanağımdan tek bir damla yaş süzüldü. Ama bu sefer aşağılanmaktan değildi.
Çünkü elimdeki o kağıdın üzerindeki rakam, İstanbul'un en büyük bankacılarını bile diz çöktürecek bir servetin kanıtıydı. Ve ben, o gece, o parayla ne yapacağıma çoktan karar vermiştim.
Bölüm 2...
Hikaye henüz bitmedi! devamı diğer sayfada
Reklamlar