Home
01 Temmuz 2026 ( 0 izlenme )
Reklamlar

İBB davasında 60. gün! İmamoğlu'nun 'Sizi ihaleler için yönlendirdim mi?' sorusuna Ongun'dan 'Hayır' yanıtı


İBB davasının 60. gününde savunma yapan Murat Ongun, Ekrem İmamoğlu'nun sorularını da yanıtladı. Ongun, İmamoğlu'nun "Sizi ihaleler için yönlendirdim mi?" sorusunu, "Hayır, yukarıda Allah var, böyle bir şey duymadım" diye yanıtladı.


Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının ilk duruşmasının 60. günü Silivri'de başladı.

İlk duruşmanın 9 Temmuz'da bitmesi bekleniyor. İkinci duruşma için öngörülen tarih ise 10 Ağustos 2026. Ekrem İmamoğlu'nun en son savunma yapması planlanıyor.

"1 MİLYON DOLAR TEKLİF ETTİLER"

Dün, Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un savunması dinlendi. Murat Ongun savunmasında, cezaevine gelen avukat Beliz Özkan'ın kendisine, ortak tanıdıkları olduğunu söylediği C.Y. aracılığıyla "1 milyon dolar verilmesi halinde eşinin tutuklanmasının engellenebileceği" yönünde teklifte bulunduğunu açıkladı.

Silivri'de başlayan 60. günde Murat Ongun’un savunması dinleniyor.

BAKANLIK AVUKATI: ŞİKAYETÇİYİZ

Verilen aranın sona ermesinin ardından mahkeme salonunda bulunan İçişleri Bakanlığı avukatı, duruşmaya katılma talebinde bulunarak "Şikayetçiyiz" dedi.

DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Murat Kapki müdafi avukatı Çağan Yazıcı, Murat Ongun'a sorularını yöneltti.

Murat Ongun, "Murat Kapki ile herhangi bir yakınlığım, oturmuşluğum, kalkmışlığım, 1-2 randevu dışı dışında yok. Doğal olarak da kendisine çokça randevu vermediğim doğru" dedi. Duruşmaya ara verildi.

Sorular şöyle...

Av. Çağan Yazıcı: İkinci sorum, şimdi iddianamede çok geçiyor, Emrah Bağdatlı Temmuz 2025'teki tweet'inde, "Murat Ongun telefonlarını açmazdı, Murat Ongun, Murat Kapki'yi sevmez" gibi ifadeler kullanmıştı. Murat Kapki'nin kendi duruşma beyanlarında da "Bizim Murat Ongun ile aramız kötüdür, birbirimizi sevmeyiz" şeklinde beyan kullandı. Yine dosya kapsamında da çeşitli beyanlarda randevu vermemek gibi çeşitli iddialar var. Fakat iddianamede aranızda örgüt yöneticisi ve üyesi ilişkisi olduğu iddia ediliyor, aranızda bir menfaat bağı olduğu iddia ediliyor. Bu çelişkili durumlara ilave etmeye yönelik olarak soruyorum bu soruyu da yani Murat Kapki'ye yönelik... Aranızda iddia edildiği gibi bir bağ ve onun size bir bağ, ya da haz etmediğiniz doğru mu?

Murat Ongun: Şöyle kıymetli avukatım; zaten hani ben de az önce onu anlatmıştım, o yüzden benim orada örgüt üyesi olmam ne kadar absürt ise, benim yönetici olmam ne kadar absürt ise, Murat Bey'in de benden imtiyaz alması da öyle. Tabii böyle hani sevme, sevmeme... Hani benim Murat Kapki ile aramda bir duygusal ilişki olmasına gerek yok. Yani sevme, sevme ya da sevmeme değil de benim Murat Kapki ile herhangi bir yakınlığım, oturmuşluğum, kalkmışlığım, bir iki randevu dışı dışında yok. Çünkü Murat Bey'in gündemi sadece kendi iş alanı, o da benim gündemim değil. Doğal olarak ben her istediğimde Murat Bey ile oturup bu konuları konuşamam. Doğal olarak da kendisine çokça randevu vermediğim doğru.

"MÜVEKKİLİNİZ BASİRETSİZ BİR TÜCCAR"

Eyüp Subaşı müdafi avukat Sibel Dursun, Murat Ongun'a sorularını yöneltti...

Av. Sibel Dursun: Net soruyorum, diyorum ki, örgüt yöneticisi olduğunuz söyleniyor, müvekkilim de üyesi olduğu söyleniyor. Siz neden 60 adet LED ekrana ilişkin olarak 74 milyon liraya kadar yaklaşık yatırım maliyetine katlanmış müvekkile 46 milyon kira borcu var diye Reklam İstanbul şirketine devretmeye zorladınız ve ardından da İLBAK'lar firmasına niye devrettirdiniz? Sorum bu.

Murat Ongun: "Zorladınız", "devrettirdiniz" gibi ifadeler kullandınız. Sanırım bu ifadeleri müvekkilinizin beyanına dayanarak söylüyorsunuz, soruyorsunuz. Yani buna şahitliğiniz yok.

Av. Sibel Dursun: Evet, ifadelerinde var. Evet, evet.

Murat Ongun: Hanımefendi, şimdi ben kimse hakkında negatif konuşmak istemem, hele ailesiyle tehdit edilip itirafçı olan insanlara kötü bir söz söylemek istemem. Ama tamam kardeşim, bir tane ifade verdin, eşini kurtardın, oğlunu zaten bıraktılar ama böyle yalan alışkanlık haline gelip de her yalan beyanla bir fayda ve yarar sağlama faaliyetine de girilmez. Hanımefendi, sizin müvekkiliniz basiretsiz bir tüccar. Ben kendi adıma bu beyanları kabul etmiyorum suçsuz olduğumdan ötürü.

Av. Sibel Dursun: Yine soruyorum. Sayın başkanım, son sorum bu. Tabii ki ama şeyi de söylüyorum.

Mahkeme Başkanı: Sayın avukatım, ama soru şu, bir dakika.

Murat Ongun: Sizin müvekkilinizin bahsettiğiniz 60 tane LED ekran ihalesinin yıllık Kültür A.Ş.'ye ödemesi gereken parası 16 milyon 600 bin lira. Diyorsunuz ki 46 milyon lira borç takmış.

Av. Sibel Dursun: 2022 yılında yalnız bu, doğal olarak kira bedelleri yukarıya o da gecikmeli kira arttığı için.

Murat Ongun: Yıllık işletmesine 3 katı borç takmış adam, ne diyecek? Kültür A.Ş. Sayıştay denetimine giriyor, genel müdürleri aramış kimseyle şey yapmıyor, randevu istiyor geliyor. Ben de kendisine dedim ki, güzel yani diyor ki, "3 tane evim var, battım onları ipotek ettirdim, çoluğum var çocuğum var." Ya ben de insanım üzülüyorum. Diyorum ki, "Güzel kardeşim, battıysan bunları yürütemeyeceksen uygun birini bul, devret. Ama burası bir kamu şirketi, Kültür A.Ş.'ye Sayıştay denetçisi geliyor, millet seni uyarıyormuş oradan dinlemiyormuşsun. Lütfen doğruyu yap, git bunu bu paraları ödeyemiyorsan, git bu paraları ödeyecek birilerini bul." Şimdi ikinci sorunuz, "Niye Nihat'a verdiniz de oradan oraya, yok oraya da ben vermedim, ona da vermedim." Ben Nihat Sütlaş'a vermedim, sözleşmeyle sizin müvekkiliniz verdi 1. Ondan sonra da Nihat Sütlaş isterse onun işletmesini İLBAK'a mı verir, kendi mi yapar, başka birine mi verir o ne benim konum ne benim meselem ne benim iştirakim olabilecek bir iş. Yani İLBAK'la beni niye yakınlaştırdınız onu anlayamadım.

Av. Sibel Dursun: Bu devirden yaklaşık 15 gün sonra İLBAK'lara devir yapılması için

Murat Ongun: Ben yapmadım, benim değil hanımefendi. Bir özel şirket, bir özel şirkete devretmiş. Ekrem İmamoğlu'nun basın danışmanı olmamın bununla ne ilgisi var? Yani neden müvekkilinizi böyle hani, müvekkili şöyle de bir anlatıyorsunuz ki, müvekkilinizin hiç borcu yokmuş, hiç şeyi yokmuş, sorunu yokmuş da biz adama çökmüşüz. Ya öyle bir şey olabilir mi hanımefendi?

İMAMOĞLU SORDU, ONGUN YANITLADI

Ekrem İmamoğlu söz aldı. İmamoğlu "4 ayı bitirmek üzereyiz, ne yazık ki ekrana henüz tek bir delil bile yansımadı" dedi.

İmamoğlu'nun "Görevinizi yaparken yönlendirmeyle ihale verin gibi bir muhabbetimizi oldu mu?" sorusuna Ongun, "Hayır, yukarıda Allah var, kimseye şunu şuna verin dediğinizi duymadım" diye yanıt verdi.

İmamoğlu'nun Ongun'a sorduğu sorular şöyle....

Ekrem İmamoğlu: Evet Sayın Başkan, sayın heyet; sizin de huzurunuzda ben Murat Ongun kardeşime, özellikle dün ve bugün yapmış olduğu çok tarihi bir beyan… Savunma demeyeceğim. Savunma ötesi bir süreci izah ettiği için, herkesi aydınlattığı için kendisine teşekkür ederim. Annem, "Allah iyi insanlarla seni buluştursun" der. Tabii insanız, hata yaparız ama Murat Ongun benim kardeşimdir ve çok kıymetli bir mesaimiz olmuştur. Neredeyse 11 yılı geçti, 12 yıl olmak üzere ya da oldu. 12 yıl oldu ve birlikte çalışıyoruz. Gerçekten yoğun emekle iyi iş çıkaran, millete hizmet ederken, insanlara hizmet ederken, bir alanı ciddi anlamda becerisiyle, deneyimiyle karşılamaya çalışan kıymetli bir yol arkadaşımdır. 12 yıllık başarımızın içindeki önemli arkadaşlarımdan birisidir. Dolayısıyla hem razılığımı hem de teşekkürümü hem de bir kardeşlik duygusuyla kendisine burada herkesin huzurunda iletmek isterim.

Şunu da söylemek isterim Sayın Başkan: Çok önemli ve gerçekten hani üzülerek ifade ediyorum, 4 ayı bitirmek üzereyiz. Büyük bir emekle 4 aylık süreci yönetiyorsunuz siz ve heyetiniz. Ne yazık ki henüz ekrana bir tek delil yansımadı. Tek bir delil üzerinden iddia makamının sorusunu da duymadan 4 ayı bitirmek üzereyiz. Bu gerçekten bir yargılama açısından çok acı bir durum, yani ciddi olarak beyanlarla iş yürüyor. Sayın Başkan, niye önemli biliyor musunuz? Yani işte 15-16 tane davayla muhatabım buraya girdikten sonra açılan ya da öncesinde açılan… Bu beyan meselesine ufak bir açıklama yapıp hemen soruma geçeceğim, çok kısa olacak, sizi yormayacağım ama önemli. Ve bu davaların oluşma biçimi de aynı şekilde yürüdü, yürüyor. En son bir gerçekten çok hasta bir adam, oğluyla, geliniyle tehdit edilen bir adam, bir belediye başkanımız, hatta itirafçı olmadan 1-1,5 ay önce, “günü geldiğinde itirafçı olacak” diye Adalet Bakanı tarafından anons edilen Muhittin Böcek, benim hakkımda taksitle 4. defa verdiği ifadede yalan konuşmak zorunda kaldı ve yani bu mesele nereye döndü biliyor musunuz? Tarihi bir mesele.

Şu anda iddia makamından sorulan soruların tamamı bu beyan üzerinde, tamamı. Yani savunacak bir şeyleri yok. İddia makamının düşünsenize, yani ortaya iddiayı koyun, düşünsenize karşınızdaki insanın savunacak hiçbir şeyi yok. Dediniz ya "Cevap vermeyebilirsiniz", her insan onuruyla mücadele ediyor ve onuruyla cevap vermeye çalışıyor ama cevap verecek bir şey yok. Valla faydası olacaksa büyük bir yalan söylesin de bir an önce çıksın Muhittin Böcek. Yani 20 tane hap alıyor bildiğim kadarıyla ve bunun itirafçı olacağını da bu ülkenin Adalet Bakanı anons ediyor, 1 ay sonra zamanı geldiğinde anons ediyor, diyor ki "Böyle böyle olacak". Meselenin Adalet Bakanı ile ilgisi yok Sayın Başkan, inanın. Bakın söyleyeyim, hayır hayır hayır, meselenin Adalet Bakanı ile ilgisi yok ama Akın Gürlek ile var. Çünkü bu davanın başından beri bu işin yürümesinin müsebbibi o. Dolayısıyla Adalet Bakanı ile ilgisi var, Murat Ongun'un da burada olmasıyla ilgisi var. Yani bu meselenin içerisinde hepsinin ilgisi var. Onun için, niye biliyor musunuz? Bakın şuna geliyorum. Mesele şu, soru şu, soru şu. Ya bacanağınız, Murat Bey, bacanağınız benim oğlumla okul arkadaşı mı?

Murat Ongun: Yok, değil Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Başkan müsaade edin de biz devam edelim. Hayır ama müsaade edin, ben teyit etmek istiyorum, hakkım değil mi? Müsaade edin ama müsaade edin. Niye geriliyorsunuz Akın Bey meselesi gelince? Ya bırakın gerilmeyin…

Hakim: Akın Bey meselesi gelince niye gerileyim ben? Ben burada şu an normal bir yargılama…

Ekrem İmamoğlu: Ama müsaade edin de ben soruma cevap almak istiyorum. Bacanağınız, Murat Bey bacanağınız, benim oğlumun okul arkadaşı mı, değil mi?

Murat Ongun: Hayır, değil Başkanım. Yaşları da farklı.

Ekrem İmamoğlu: Evet. Niye soruyorum biliyor musunuz Sayın Başkan? Benim laboratuvardan çıkmayan oğlumun hesabına bloke koyuyorsunuz. 10 yılla yargılanıyor bu adam, "dedesinden ve annesinden para aldı" diye. Niye? Bunların yalanları, bu iddia makamının yalanları, iftiraları, uydurmaları yüzünden. Onun için Akın Gürlek yüzünden, Adalet Bakanı Akın Gürlek yüzünden.

Hakim: Bu şekilde devam etmeyin.

Ekrem İmamoğlu: Müsaade edin sorumu bitirirsem inanın böyle karşılıklı diyalog daha az olur, müsaade edin lütfen. Şimdi Murat Bey, görevinizi yaparken, yani bugüne kadar 12 yıl boyunca bizim görevimizin dışındaki bir alana dair, yani burada bahsedilen örgüt ve az önce işte "Şu adama 1 ayda 10 tane ihale verin" veya "Benim oğlumun arkadaşı", duyuyoruz çünkü, veya "Benim kızımın işte öğretmeninin bilmem nesi" veya "Benim oğlumla aynı okulda okuyan birisi" ama Anadolu Lisesi ama İmam Hatip Lisesi, fark etmiyor. Böyle bir yönlendirmeyle 1 günde ya da 1 haftada "1 milyarlık ihale verin, 500 milyonluk ihale verin ya da 20 yıllığına paraları ihale edin ve o adam işletsin, hem de %1'le", kaldı ki yetkin olmadığını da biliyorum ama böyle bir muhabbetimiz ya da böyle bir düzeneğimiz oldu mu sizinle, çalışmanız oldu mu?

Murat Ongun: Yok değerli Başkanım, benim zaten vazife alanım işte medya ilişkileri. Biz hani genelde bunun üzerine, siyaset üzerine sizinle zaten bir araya geldiğimizde değerlendirmeler yapardık en fazla. Ben sizinle hayatımın hiçbir evresinde bir ihale konuşmadım, sizin de bana hiçbir evresinde "Şuna... ", yani ben sizin pek çok toplantınıza iştirak ettim, özeller de dahil, yukarıda Allah var, kimseye "Şunu şuna yapın, bunları verin" böyle bir ifade duymadım. Zaten genelde sizin en yakın halkanızda olan insanlar da en uzaktaki insanlardır aslında.

Ekrem İmamoğlu: Yani size ne aile ferdi, ne yakınım, ne akrabam, şunun sınıf arkadaşı, şunun okul arkadaşı ya da benim okul arkadaşım diye bir yönlendirmeyle ihale zengini yapmadık yani. Böyle bir talimatımız olmadı.

Murat Ongun: Olmadı.

Ekrem İmamoğlu: Tamam. Şimdi bunlar önemli. Çünkü ben de bir kısmını yeni öğreniyorum. Yani burada ben bu hukuk cinayeti olan iddianame ya da benim tarifimle iftiranamenin hiçbir satırını okumamaktan duyduğum memnuniyeti bir kez daha huzurunuzda dile getireyim Sayın Başkan. Siz okuyorsunuzdur muhtemelen, işiniz zor. İyi ki okumamışım yani. Allah korusun. Yani bu memleketi Allah korusun bu hukuk cinayetinden. Sorum bitti Sayın Başkan.

"ALLAH BÜYÜKTÜR"

Burak Karakuş'un iddialarına ilişkin Ongun, "'Beni karım boşayacak, bebeğim ortada kalacak, bana iş ver' diyen birine yardımcı oldum. O da iftiralarla orada bize karalamalar yapmış. Allah büyüktür, yolu açık olsun" dedi.

Murat Ongun'a yöneltilen sorular şöyle...

Hakim: Bu Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili de, oluşturulan TUCE isimli firmaya verilmesiyle alakalı talimatınızın olduğu iddia ediliyor. İfadeden hatırlıyor musunuz? Hepsiyle alakalı buyurun.

Murat Ongun: Hepsi hatırlıyorum.

Hakim: Buyrun.

Murat Ongun: Değerli Başkanım, orada aslında bir yanlış kurgu üzerinden yürütülüyor. Dijital Deneyim Müzesi, dosyanın eklerinde, iddianamenin eklerinde eylem 97 ile ilgili hazırlanmış Sayıştay raporu var. Sayıştay raporunu dikkatle okudum. Birincisi Dijital Deneyim Merkezi'nin yapılmasında Tuce firmasının yakından uzaktan hiçbir alakası yok. Kültür A.Ş. üç ayrı firmaya, bir tanesi Eskişehir firması, bir tanesi iki tanesi İstanbul firması, kimisi elektronik, kimisi yapım işi, bir tanesi de ledlerle ile ilgiliydi zannedersem. Üç ayrı firmaya üç ayrı 3G usulü ihaleyle bu işin yapımını vermiş. Yani buralarda kimsenin bir alakası yok. Peki Tuce nerede ortaya çıkıyor ve sanki bütün bu işleri kendisi yapmış gibi anlatılıyor? Yani bina müze oluşturuldu, değerli başkanım. Tuce'nin konuyla, yapımla hiçbir alakası yok. Nerede devreye giriyor? Müzenin işletilmesi kısmında, yani içeriklerin içeriye konulması kısmında devreye giriyor. Kendi ifadelerinde de var, bu zaten benim bir konum değil ama suçlandığım için anlatayım. Kendi ifadelerinde de vardı değerli başkanım. Bir içerik anlaşması yapıyorlar. 69'a 31 miydi? %69 Kültür A.Ş., %31'i zannedersem Tuce'nin paylaşımı, bir işletme, müzecilik işletmesi paylaşımı. Böyle bir paylaşım yapmışlar.

Şimdi orada Cem Çelik diyor ki işte “Murat Ongun beni dolandırmıştır” diyor, değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam. Niye dolandırmışım ben onu? 10 milyon lira vermiş. Dijital Deneyim Müzesi'nin reklamları yapılacakmış televizyonlarda, gazetelerde. Bunu yapmamışız. Murat Ongun beni dolandırmış. Ben hayatımda Cem Çelik'i, Murat Abbas'ın ifadesinde de belirttiği burada Onur Aldı'ın da anlattığı gibi, 31 Aralık 2025'e girerken gece DDM'i basmış, içeriklerini almış, bir şeyler yapmış. Benim bundan 15 gün sonra haberim oldu. Murat Abbas söyledi. İşte aralarında bir husumet çıkmış, birbirleriyle kavga etmişler. Zaten onlar arkadaş. Ben Cem Çelik'i tanımıyorum yani. Benle ilgili bir irtibatını da bulamazsınız o dosyada zaten. Ondan sonra bizim …. Kurulu Başkanı Abbas Bey, iştiraklerden sorumlu yönetici Banu Hanım ve ben bu şahısla irtibat kurduk. Oturduk konuştuk bu olay nedir, sen niye burayı yaptın, burayı boşalttın, nedir bu anlaşmazlık, bir orta yol bulunur mu diye. Anlattığı reklam dediği şeyleri de Barış Kılıç burada gösterdi değerli başkanım. 3 milyon liralık bir DDM'in tanıtılması için etkinlik organizasyon ihalesiymiş. O etkinliklerin çoğu yapılmış zaten. İstanbul'un outdoor'unda reklama çıkılmış zaten, onları da göstermiş işlerde.

Keza Dijital Deneyim Müzesi'nin tanıtılması amacıyla diğer bölümü olan broşür, baskı yani müzeyi ziyaret eden insanlara verilecek ve dağıtılacak şeyleri söyledi. Değerli başkanım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait ister iştirak şirketi olsun ister bir müze olsun televizyonlarda, gazetelerde bunun reklamı yayınlanacaksa prosedür şöyle işler. Bildiğiniz gibi zaten yargılanıyoruz o eylemlerden de. Medya A.Ş.'nin ihaleleri vardır. Mesela o dosyada görürsünüz. Eski tarihli isimli reklam İstanbul kazanmıştı. Oraya girmiş kazanamamış, bir tanesini Look Medya, bir tanesi İnnova. İnnova kazanmış. Yani gazeteler, web siteleri, televizyonlar, radyolar ayrı ayrı bölümlenmiş. Yani bize öyle gelip de birisi elden "Al bu 10 milyon lirayı, sen de git bunun televizyonlarda reklamını yap." olabilir mi böyle bir şey? Bu arkadaş eğer iftira atmıyorsa o 10 milyon lirasıyla madem DDM müzesini işletiyor, gider kendi ajansını tutar veya televizyonlarla direkt temasa geçer ve 10 milyon liralık reklamını yaptırırdı. Söylediği tamamen baştan aşağı yalan bir iftira.

Hakim: Değişik Hikayeler diye bir şirketten bahsediyorlar, nedir o şirket? Var mı öyle bir şirket? Var mı bağlantınız?

Murat Ongun: Aslında size... Bağlantınız derken...

Hakim: Mete Maden'in bir ifadesinde geçiyor ya.

Murat Ongun: Mete Maden diyor ki “Murat Ongun Değişik Hikayelerin ortağıdır” diyor. Aslında gösterdim size biliyorsunuz bizden aldığı işleri de. Burada da anlattım, Seda Hoşel Kiraz ile Emrah Bağdatlı ortaklığında. Ticaret Sicil Gazetesi'nde de görebilirsiniz. Zaten o şirketin de iki buçuk yılda Medya A.Ş.'den aldığı bedel, yani Medya A.Ş.'ye yaptığı işin karşılığında aldığı bedel 1,9 milyon lira. Değerli Başkanım; benim açık, kapalı, gizli sahip olduğum herhangi bir şirket söz konusu değil.

Hakim: Selman Narman ile ilgili, Selman Narman ile tanışıklığınız var mı?

Murat Ongun: Hayır efendim, kendisini hiç tanımıyorum.

Hakim: (Bir beyan okuyor ve anlaşılmıyor.)

Murat Ongun: Değerli Başkanım, ne diyeyim işte. Anlattığım sistematik içinde söylenen cümleler. Ben kendisini hiç tanımam. Ama şunu belirtelim değerli Başkanım burada, bu Selman Narman’ı biliyorsunuz, İçişleri Mülkiye Başmüfettişi Mehmet Demiralay’ın imzaladığı evraklar var. Bu ihalelerin hepsinin yasalara uygun olduğunu, hatta Selman Narman’ın imzalı belgesi vardı, Ekrem İmamoğlu dahil kimse bana bu konuda talimat vermedi zaten. Talimat vermesini gerektirecek bir konu da yoktur. Bütün reklam ihalelerimizin iş ve işlemleri yasalara uygundur diye tevdi raporunda kendi imzasıyla beyanı var. Ben bu şahsı hiç tanımam. Zaten Kültür A.Ş.'nin avukatıymış. Anladığım kadarıyla, Serdal Taşkın döneminden sonra Murat Abbas’la çeşitli sorunlar yaşamış. Murat Abbas bunu işten kovmuş. Bu arkadaş da avukat olduğu için gitmiş iş mahkemesine iade davası açmış. Dosyasını okudum davanın. Çok şaşırdım. Niye şaşırdım? Çünkü hayatımda ilk kez işten kovulan birinin işe dönüşüne mahkemenin ret verdiğini gördüm. Çünkü bu şahıs, kendi şirketiyle ilgili yanlış şeyler yapmış. Ve iş mahkemesi oluyor herhalde bunun adı. Var o da dosyamızda. İş mahkemesi de tekrar Kültür A.Ş.'de işe dönmesini bile reddetmiş. Bu vesileyle şahsın, beni hiç tanımıyor, o da beni tanımıyor, ben de tanımıyorum. Aramızda HTS baz da yok, yolda görsem tanımam, şurada görsem tanımam. Doğal olarak bu şahsın, kendi kurumu ve müdürlerine, daha doğrusu Murat Abbas’a yönelik husumeti nedeniyle bunu söylüyor. Ama Murat Abbas da itirafçı olduğu için doğal olarak elde bir Murat Ongun kalıyor. O da bekleneni yapıyor o kadar.

Hakim: Deniz Dörtyol’un bir beyanı var

Murat Ongun: Özür dilerim, Deniz Dörtyol’un ben benle ilgili bir beyanını hatırlayamadım değerli Başkanım.

Hakim: Muhittin Palazoğlu’yla alakalı. Emrah Bağdatlı’yla bağlantını anlatıyor…

Murat Ongun: İşte onu Muhittin söylüyor ilk olarak, ifadesinde 28 Mart tarihinde değerli başkanım. Zaten Muhittin o ifadesinde diyor ki, Deniz Dörtyol’u yönlendireceğim diyor. Zaten Deniz Dörtyol’u ifadesinde, Muhittin Palazoğlu’nun yönlendirmesiyle bu ifadeyi veriyorum diye başlıyor. Abisinin, patronunun cümlesini de alıp oraya koyuyor.

Hakim: Kaan Ketenci’yle tanışıklığın var mı?

Murat Ongun: Kaan Ketenci’yi hayatımda hiç görmedim başkanım. Bakın bu çok enteresan bir konu. Ben Silivri Cezaevi'nde tutukluydum, Kaan Ketenci, Kıbrıs'ta herhalde yakalanmış, getirilmiş. Adam ilk demecinde tuttu benle ilgili, bizim Elif Güven’le ilgili bir şeyler söyledi. Çok şaşırdım. Niye şaşırdım değerli başkanım biliyor musunuz? Bakın, bir sürü reklamcı anlattı; randevu falan vermiyor dedi ya benim için reklamcılar. Ya Kaan Ketenci benden randevu da istemedi. Ben de kendisini hiç merak etmedim. Kendisini hiç tanımıyorum da. İsmini de ilk kez hakkımda iftira uydurduğunda gördüm. O yüzden bu da tutuklanmamaya, tahliyeye yönelik şeytanlaştırılmış, hedef yapılmış Murat Ongun için beyan uyduran bir şahıs. Ayrıca HTS baz hiçbir şey de bulamazsınız aramızda. Zaten dosyanızda da yok değerli Başkanım.

Hakim: Burak Karakuş. Habertürk’te birlikte çalışmışsınız. Bunun bir anlatımı var. Burak Karakuş’un anlatımlarıyla ilgili var mı bir diyeceğiniz?

Murat Ongun: Birkaç dakika müsaade ederseniz bunu biraz geniş anlatmam lazım. Değerli başkanım, Burak Karakuş, ben 2002 yılı itibarıyla Habertürk Televizyonu'nda çalışmaya başladım, yöneticisi de oldum 2008 yılının sonuna kadar. Burak Karakuş, Habertürk'te spor servisinde, haberleri kurgulayan prodüktördü. O zamandan beri tanırım yani Burak Karakuş’u. 2005'in yazı gibi veya öyle hatırlıyorum, yani 2005'in yazı gibi ayrıldı. Hatta benim eşim de Habertürk'te hafta sonu programı yapardı. Onun programında da böyle bir on dakikalık spor bölümü vardı, oraya da konuk olurdu. Bahçeşehir'de yaşarlar. Çok değerli, çok sevdiğim, çok, hakikaten iyi bir ailesi de vardı, var. Çok da varlıklı insanlardı, ailesi de zengin bir aileydi. Velhasıl Burak ayrıldı, sonra işte TRT Spor'da çalıştı, pek çok kanalda çalıştı, işler falan, medyayla ilgili olduğunu biliyorum, yaptı gitti. Değerli başkanım, aradan 20 sene geçti. Sene 2025.

Ben 20 yıldır Burak beni hiç aramadı, ben Burak'ı hiç aramadım hiçbir yerde karşılaşmadık. Bir gün beni aradı. Dedi ki, "Murat abi çok zor durumdayım. Bana bir randevu verir misin? Yarına gelmek istiyorum." Sonuçta bunlar benim kardeşim gibi yanımda olmuş insanlar. Birisi "zor durumdayım Murat abi" dediği zaman ne diyeceğim başka, yürü git mi diyeceğim? Yok, tabii ki randevu verdim, geldi. Dedi ki, "Murat abi, ben evlendim, yeni çocuğum oldu ama maddi olarak çok zor durumdayım. Bütün işlerim battı. Karım beni boşayacak, kundaktaki bebeğimle benden ayrılacak, ne olur bana yardım et. Her şeyin üstüne yemin ederim aynen böyle söyledi." Ben de kendisine dedim ki, "Burak, sen batmış olabilirsin ama siz hani Bahçeşehir'de çok sayıda mülk sahibi, varlıklı bir ailesiniz. Yani bu kadar felaket ne oldu? Ailen sana yardımcı olmuyor mu?" dedim. Dedi ki bana, ya İtalya ya Avusturya, yanlış söylemek istemem, kendisi geldiğinde anlatır. "Babam" dedi, "yurt dışı seyahatinde trafik kazası geçirdi, çok ağır bir kazaydı. İki buçuk yıl boyunca Avrupa'daki hastanelerde tedavi gördü," dediğim gibi ya İtalya ya Avusturya, yanlış bir şey söylemek istemem. "Biz bütün servetimizi orada bitirdik ve ben bitik bir durumdayım. Karım benden boşanırsa da intihar ederim. Kameramanlık bile olsa yaparım," dedi bana.

Bakın, "kameramanlık bile olsa yaparım." Dedim ki, "Burak sen kameraman değilsin." Medya A.Ş.’de iş istiyor gibi. "Sen" dedim, "kameraman değilsin. Ama ben biliyorum ki sen prodüksiyon işlerini bilen birisin. Küçük çaplı olur, şöyle olur, böyle olur. Bu" dedim, "burada" dedim, "yüzlerce, binlerce" dedim, "film üretiliyor," dedim. "Herkes bu işe yetişemiyor. Sen" dedim, "şimdi ilgili arkadaşlarla ben seni konuşturayım, bir kendini tanıt, neler yapabilirsin ona bak. Zengin akrabaların da vardı. Eğer onlar üzerinden, yani onların maddiyatıyla bir destek olup kendine film üretebilecek kapasite yaratabilirsen ben de sana elimden gelen yardımı yaparım, ayakta durmanı sağlarım," dedim sadece. Ama bu hiç olmadı. İfadesinde de anlattığı gibi. Yani aylar sonra zaten temas da kesildi, aylar boyunca konuşmadık. Orada var zaten. Ondan sonra benim bir, değerli başkanım ben illa bu işi yapacak değilim. Benim de kafamda başka planlar var, doğal olarak da bir YouTube kanalı projem vardı kafamda. Yavaş yavaş da onu hayata geçirmeyi düşünüyorum, farklı bir proje. İçinde spor da olan. Burak da bu işleri bilir. Ben aslında Burak'tan bu konuda faydalanmak istedim. Yani orada anlattıklarının gerisiyle ilgili çok bir detaya bilgim yok. Ama başka sorularınız varsa sorun. Benim Burak Karakuş'la işim bu. 20 yıl sonra, "Beni karım boşayacak, bebeğim ortada kalacak, bana iş ver," diyen birine yardımcı oldum. O da iftiralarla orada bize karalamalar yapmış. Allah büyüktür, yolu açık olsun. Diyecek bir şeyim yok yani. O yüzden kimseye...

Hakim: Emrah Bağdatlı’yla ilgili bir bağlantı kurdurdunuz mu?

Murat Ongun: Ama dikkat ederseniz YouTube kanalıyla ilgili olarak diyor değerli Başkanım. Yani benim adım, Emrah Bağdatlı'yla YouTube... Hatta "Not Spor" diye bir YouTube kanalı vardı. Onun satın alınma işlemlerinden bahsediyor. Hani düşünün, bize yapılan yolsuzlukları... Kanal demiş ki, yolsuzluk suçlamalarını... Hani, "Güya çok servetimiz var." Kanal demiş ki, "200.000 dolar". Bana demişler onu. Ben demişim ki, "200.000 dolara kanalı alabilir miyiz biz?" Sonra gitmiş pazarlık yapmış, "100.000 dolar" demiş. Ben zaten, "100.000 dolara da almam, isterlerse vermesinler." demişim. Zaten sonra şirketin çok borcu falan çıkmış; onu söylediler. Unuttuk artık. Yani benim Murat'la konum bu, bu kadar.

Hakim: Bu işin sonunda bir husumetiniz oluştu mu Murat’la?

Murat Ongun: Hayır, hayır, hayır.

Hakim: Niye böyle kanalı anıp bu kadar hayret etmiş peki?

Murat Ongun: Sayın Başkanım, neden olacak işte? Pek çok insan bunun gibi tutuklanma korkusu, cezaevine atılma korkusu... Yani, husumetle verilmiş bir ifade de değil ki o. Yani adam işte Murat Ongun'u suçlamış, Emrah Bağdatlı'yı suçlamış.

Hakim: Belediyeyle başka bir işi var mı? İş ihaleleri falan...

Murat Ongun: Hiç yok. Belediyeyle ihaleleri derken, okuduğum şekliyle baktım.

Hakim: Bu işin dışında bir iş yok yani? Oradaki anlattığınız durumun dışında?

Murat Ongun: O, ifadesi... Yani o tarihler öncesini falan mı soruyorsunuz? Hiç yok. Biz... Diyorum ya, adam 20 yıl sonra beni aradı. "Batığım, bittiğim, elimden tut" diye sonra da bu çıktı ortaya. Ama bu dünyadaki iyiliği öldürmesin yani, insanlar iyi olmaya devam etsinler. Herkes kötü değil.

ARA SONA ERDİ

Ara sona erdi. Mahkeme başkanı, Ongun'a sorular yöneltiyor.

Mahkeme başkanı: Yönlendirmeleriniz oldu mu? -Murat Abbas, "Bazı reklam mecralarıyla ilgili bana talimatları oldu" sözlerine atıf yaparak-

Murat Ongun: Benim bir talimatım olmadı

ARA VERİLDİ

ARA VERİLDİ

Ongun, duruşma salonunda altı ayrı firma sahibinin ifadelerini okudu ve "Bu ifadelerin aynı kalemden çıktığı aşikar. Bu kadar benzerlik normal mi? Aynı ifadenin çeşitli versiyonları ve yapay zekada üretilmiş" dedi. Duruşmaya ara verildi.

Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken, "Murat muhteşem bir şey yaptı. Hakkı hukuku o kadar güzel savundu ki bütün ailelere yapılan zalimliği kınıyoruz, öpüyoruz sizi" dedi.

EŞİNİN SORUŞTURMAYA DAHİL EDİLMESİNE TEPKİ GÖSTERDİ

Murat Ongun, eşi Gözdem Ongun'un soruşturmaya dahil edildiğini söyledi. Ongun, "Hani rüşvet? 253.000 lira kar etmiş eşim ticaretinden. 11.500 lira çekmiş 3 yılda firmasından, hangi rüşvet?" dedi.

Ongun şunları söyledi:

"Size savunmamın başında, bunca iddiaya rağmen benim, eşimin, birinci, ikinci derece yakınlarımın mal varlığında hiçbir artış olmadığını söylemiştim. Hatta yani halk diliyle dersek "Avanak mıyım ben Sayın Başkan?" demiştim. Şu manzara ortada. Keza rüşvet demek, işi yaptırıp parayı vermek demektir. Şimdi ben bunun işini çözmüşüm ya. Benim karıma da almışlar 200-300 tane şey, 1 milyon liralık ticaret yapmışlar benim karımla. O da rüşvet olmuş ya, peki...

MASAK raporunda var değerli Başkanım, benim eşimin şirketinden, 3 yıllık şirket, şimdi 4 oldu, biz tutuklanana kadar geçen 3 yılda ne kadar para çekilmiş? Eğer böyle rüşvet aldıysam şirket hesabına yapmış bu para orada var, 11.500 lira çekmişiz 3 yılda. Hani rüşvet? 253.000 lira kar etmiş eşim ticaretinden. 11.500 lira çekmiş 3 yılda firmasından, hangi rüşvet? Yani nasıl bir kin, nasıl bir öfkeden gelindi? Benle de yetinmediler... Üç kez... Üç kez benim evimi bastılar, eşimin var, ona ev hapsi, kardeşim gibi gördüğüm bacanağıma hapis cezası... Ne yaptım ben size ya? Kim benden bu kadar nefret eder, ben anlamadım."

KARDEŞLERİN İFADESİNDEKİ ÇELİŞKİ...

KARDEŞLERİN İFADESİNDEKİ ÇELİŞKİ...

Murat Ongun, itirafçı Muhittin Palazoğlu'nun ve kardeşi Ahmet Palazoğlu'nun ifadelerinde çelişki olduğunu belirtti. Ongun, kardeşlerin ifadelerinin birbirini yalanladığını belirterek, "Kardeşi için bunları söyleyen Muhittin Palazoğlu, herkes için iddiada bulunacak kişiliğe sahip bir adam. Kardeşine kıyıyor, bu kadarcık bir karakter" dedi.

İMZALI İDDİANAME İLE İMZASIZ İDDİANAME ARASINDAKİ FARKLAR

İMZALI İDDİANAME İLE İMZASIZ İDDİANAME ARASINDAKİ FARKLAR

İmzasız iddianameyi hatırlatan Ongun, imzalı iddianame ile aralarında 7 fark olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Önemli bir yere daha geliyoruz. İddianamenin imzasız, özellikle imzasız iddianamenin 69.u, ha bilmeyenler için söyleyeyim. 11 Kasım'da iddianame çıktığında, Sayın Başsavcı, odasında bir basın toplantısı, yani basınla sohbet buluşması gerçekleştirmişti. O sohbet buluşmasında imzasız olan iddianame servis edildi dışarıya. Sonrasındaysa imzalı, damgalı böyle ve savcılarımızın imzasının olduğu iddianame çıktı. İki iddianame çok ilginç. Arasında ben 7 fark buldum.

Güya yurt dışından metrolar için gelen finansmanlar, finansmanları biz örgüte müzahir firmalara aktarıyoruz. Bakın bu imzasız iddianame, sayfa sayısının yanında damga yok. imzasız iddianameye güya yurt dışı finansmanını aktardığımız denilen bu şirketlerden 4'ünün sahibi hiç suçlanmamış."

"AKIN BEY İLE AHBAP İLİŞKİLERİ VARMIŞ"

"AKIN BEY İLE AHBAP İLİŞKİLERİ VARMIŞ"

Ongun, Emre Erciş'in Mehmet Türk ve Fatih Türk'ü bir şebeke olarak adlandırdığını ve Ekrem İmamoğlu'yla ortak olduklarını iddia ettiğine değindi. Ongun, "Mehmet ve Fatih Türk isimli insanları iyi tanıyan biri var. O da Sayın Adalet Bakanımız. Ben bizzat Mehmet Türk’ten, Akın Bey’le iyi ahbap ilişkisi olduğunu, dinledim" dedi.

Murta Ongun şöyle konuştu:

"Bu operasyonun inanılmaz savunucusu, iddia makamının en büyük destekçisi, beni çok seven, sevgili Emre Erciş. AK Parti'nin eski Beylikdüzü İlçe Başkanı Mehmet Türk. Ben Mehmet Türk'le başkanımızın tanışıklığını biliyorum ama bu şahsın ifade ettiği gibi bir dostluk ilişkilerine dair bir tanıklığım yok yani, öyle yakın bir ilişkisini görmedim. Tanışıklıkları da Ekrem Başkanım CHP Beylikdüzü'nün İlçe Başkanı olduğuna göre, o da AK Parti İlçe Başkanı olduğuna göre demek ki, 2009'lu 10'lu yıllarda hep bir olmuşlardır diye düşünüyorum. Şimdi, ama bizi tutuklatma listemizi yayınlayan bu arkadaş, her şeyi bilen bu arkadaş eksik parça diyor, İmamoğlu'yla dost diyor, iştiraklerden ihaleleri almış diyor. Onun dediği adamın kardeşi, rüşvet sayılan tablet veriyor, telefon veriyor. Ekrem İmamoğlu'na selam veren gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ama bu arkadaşlar çok rahat, çok özgür. Arayan soran yok. Şüphelenmemek ne mümkün?

Şimdi Fatih Türk, Mehmet Türk network'ü, şebekesi dedi ya değerli Başkanım, bir tablo yayınladı bu Emre Erciş X hesabında. O haberinde Ataköy'de bir adres veriyor. Burası için “şebekenin merkezi” diyor. Dahası Ertan Yıldız'ın Ertan İnşaatçılık firmasının da Ocak 2020'de bu şebekenin adresine taşındığını söylüyor. Ertan Yıldız da ifadesinde o mülk zaten benim diyor, evet taşındım ama benim diyor.

Damadı, oğlu, yeğeni, şusu, busu, kardeşi, kendi 40 tane ihale almışlar, bir sürü paralar kazanmışlar. Allah şanslarını bol etsin, daha çok versin. Ama Emrah Bağdatlı şeytan, Murat Ongun şeytan, Kültür Medya A.Ş. şeytan, Mehmet Türk, Fatih Türk pırıl pırıl insanlar. Mehmet Türk'ü, Fatih Türk'ü biz fanilerden ayıran ne?

Mehmet Türk de Nevşehirli. Sayın Adalet Bakanımızla tanışıklığı var. Kendisi bana tanışıklıklarını anlattı, samimi olduğunu söyledi. Samimiler, değiller bana ne, bana ne. Ben, Mehmet Türk'ün ifade ettiğini söylüyorum. Bu ailenin asıl patronu Mehmet Türk. Soruşturmanın lideri o günün başsavcısı, bugünün Adalet Bakanımızla, Sayın Gürlek'le ahbaplıkları var. Bunca ifade, bunca ihale ortaya çıkmış ama bu aile korunmuş. O zaman ben şunu sorarım değerli Başkanım. Şunu sorarım: Ertan Yıldız'la Süleyman Atik'in itirafçı yapılması sürecinde Mehmet Türk ailesi etkin olarak görev almış mıdır? Bu insanların itirafçı yapılmasında iddia makamı tarafından yönlendirilmiş midir?"

"TELEFONU DAVET ÜZERİNE TESLİM ETMİŞ"

"TELEFONU DAVET ÜZERİNE TESLİM ETMİŞ"

Ongun, "Savcılığa göre örgüt yöneticisi ve 30 iştirak şirketinden sorumlu Ertan Yıldız’ın sır telefonunu saklayan Fatih Türk’e kimse hesap sormuyor. Kimse Fatih Türk’ü merak etmiyor. Sakladığı telefon dahi merak edilmemiş. Fatih Bey 16 Temmuz 2025’te telefonu davet üzerine teslim etmiş. Ertan 12 Ağustos'ta ifade vermiş, telefonunun şifresini bile sormamışlar" ifadelerini kullandı.

Ongun şöyle konuştu:

Bayram Yıldırım'ın 3 Temmuz 2025 tarihli ifadesini okuyorum. "19 Mart operasyonu sonrasında Ertan Yıldız'a ait olan ve ele geçirilemeyen iki telefon vardı. Telefonlardan biri bende, diğeri Fatih Türk'teydi. Bendeki telefonu ve SIM kartı kırıp kanalizasyona attım. Fatih Türk kendisindeki telefonu ne yaptı bilmiyorum. Bu telefona ait numaralardan biri ****, diğeri yabancı bir ülkeye ait numaraydı."
Değerli heyet, Kadriye Hanım telefonu sakladığı iddiası için delil saklamadan ve örgütsel bağlılıktan bir yıl tutuklu kaldı. Delil niteliğindeki telefonu kırıp attığını beyan eden Bayram Yıldırım serbest. Erol'a verilen telefon Ekrem İmamoğlu'na ait olduğu için Burcu, Melih, Kadriye yargılanıyor.

Savcılığa göre örgüt yöneticisi ve 30 iştirak şirketinden sorumlu Ertan Yıldız'ın sır telefonunu saklayan Fatih Türk'e kimse hesap sormuyor. Kimse Fatih Türk'ü merak etmiyor. Sakladığı telefonu da... Bayram bu bilgiyi 3 Temmuz tarihinde vermiş, ek dosyaları taradım. 3 Temmuz'da şu bilgiyi veriyor ya, Fatih Türk beyefendiye 16 Temmuz 2025'te, 13 gün sonra emniyete davet etmişler ifade almaya değil. "Telefonu getirir misiniz?" demişler. Fatih Bey de 16 Temmuz'da getirmiş. Bu gizemli telefonu vermiş.

Fatih Bey'e şunu dememişler: "Şifresini de verir misiniz? İçinde ne var ne yok bakalım. Ertan Yıldız'ın gizlenen telefonuymuş." dememişler. Şifreyi de vermiyor. Ne zaman veriyorlar şifreyi? 40 gün sonra, 25 Ağustos 2025'te, ek tutanaklarda var, şifreyi de söylüyor. Değerli başkanım, Ertan Yıldız'ın bir etkin pişman ifadesinin tarihi 12 Ağustos. Bu telefonu niye merak etmiyorsunuz da 25 Ağustos'ta şifre soruyorsunuz?

Hadi 16 Temmuz'da Fatih Türk'e sormadınız. "Benim değil, bilmem." demiş olabilir. "Bana verdi, böyle kapalıydı." demiş olabilir, anlarız. Ertan Yıldız gelmiş 12 Ağustos'ta, deseniz ya ona: "Şu telefonun şifresini ver bakalım. Bu İBB'deki büyük yolsuzluklar hep iştirak şirketleri etrafında dönüyor. Sen de 30 tane iştirak şirketinin başındasın. Bakalım biz bu telefonu bir inceleyelim dijital materyalleri." dememişler. Bazı telefonlar çok merak edilir, insanı hapse attırır; bazı telefonlarda hayat farklı akar.

Madem İBB soruşturmasında delil arayıp da bulamıyorlar, neden örgüt yöneticisi Ertan Yıldız'ın telefonunu merak etmiyorlar? Bu arada merak edenler için söyleyeyim; 3 3 4 4 5 5 nolu şifrenin verildiği 25 Ağustos'taki telefon açılıyor emniyet tutanağı mevcut ek dosyada, telefonumuz bomboş, içinde hiçbir veri yok.

"FATİH TÜRK HİÇ MERAK EDİLMEMİŞ"

"FATİH TÜRK HİÇ MERAK EDİLMEMİŞ"

Murat Ongun, 4 şoförün tutuklanmasına da neden olan Bayram Yıldız'ın ifadesinde geçen Fatih Türk isminin savcılık tarafından neden merak edilmediğini sordu:

"Konu; Ekrem İmamoğlu'na ait yıllar öncesinden kalma bir cep telefonunun, özel kalemdeki arkadaşlarınca, Bilgi İşlem Daire Başkanı Erol Özgüner'e verilmesi, Erol Özgüner'in tutuklanınca bu telefonu ihbar ederek etkin pişman olması, telefonun bulunmasının sağlanması. Günlerce, hatırlarsınız geçen yıl medyada başkanım bu gizemli telefonu anlatıldı, adeta Pandora'nın kutusu muamelesi yapıldı. İddianamede ise bu telefonun içeriğine dair tek bir şey göremedik.

Şimdi Eylem 16'nın değerlendirme bölümünde iddia makamı şöyle diyor: "Kadriye Kasapoğlu'nun örgütün gizlilik unsuru kapsamında hareket edip, delillerin ele geçirilmesini engellemek amacıyla 19 Mart 2025 tarihinde yapılan gözaltı ve arama işlemleri sırasında, örgüt liderinin gayrimeşru işlerinde kullandığı değerlendirilen telefonu teslim etmediği, saklanması için gönderdiği, bu suretle örgütsel bağlılık sergilediği ve suç delillerini gizlediği anlaşılmıştır." Aynı suçlama sanıklar Burcu Ciner ve Melih Gecek için de yapıldı. Onlar da sanık. Yani suç delili gizleme ve örgütsel bağlılık var deniliyor.

Telefon saklanmasına yapılan bu atfı yani örgütsel bağlılık ve suç delili gizleme kavramını lütfen hafızamızda tutarak Eylem 18'e geçelim. Eylem 18'de aslında Ertan Yıldız'ın şoförü, itirafçı Bayram Yıldırım'ın bir ifadesi. Bayram'ın ifadesi, 4 şoförümüzü 7 ay tutuklattı.

Bayram Yıldırım, iddia makamınca güvenilir ve makbul bir tanıktır. Güvenilir ve makbul ki kendisini yalanlayan dört tane şoförü yedi ay cezaevinde yatırabilmiştir. O denli güvenilirdir. Hal böyle olunca dedim ki "Bu makbul Bayram'ın tüm beyanını bir okuyayım ben." Okudum. Başka konular da anlatıyor. Orada mesela Fatih Türk diye isimli biri var. Diyor ki, Fatih yani şöyle diyor, Fatih Türk isimli birinin kendisine koli verdiğini, Fatih Türk'e soramadığını ama merak edip kutuyu açınca 7 iPhone 16, 7 Apple marka tablet, 7 klavye gördüğünü belirtiyor.

Şoförler ‘Yallah Silivri’ye’! Ama rüşvet sayılan telefon ve tableti veren Fatih Türk hiç merak edilmemiş.

Savcı merak etmeyince ben merak ettim. Gördüm ki Fatih Türk adı Bayram'ın ifadesinde başka bir olayda geçiyor. Tıpkı eylem 16'daki gibi bizim arkadaşlarınızı yedi ay cezaevinde yatıran gizli telefon olayı."

"ÇEKİNO NEREDE?"

"ÇEKİNO NEREDE?"

Murat Ongun "verilerin sızdırıldığı" iddiasına ilişkin Çekino firmasına dikkat çekerek şunları söyledi:

"Her şeyi Çekino A.Ş.'ye sızdırmışız! Vay be! Dikkat edin, bu bir iddia. Güzel. Peki Çekino firmasının sahibi ya da bilişim yetkilileri, ifadelerine başvurulmuş mu? Hayır, iddianamede bizi kandırmaya çalışmışlar. Hüsnü Can Şen diye birini Çekino firma yetkilisi diye ifadesini koymuşlar Başkanım. Okuyun Hüsnü Can Şen’in ifadesini; "Çekino'nun alt taşeronu, alt taşeron firmasının sahibi Hüsnü Can Şen." Güya Çekino firmasının öbür çalışanı kimi yapmışlardı? Burada huzurunuzda ifade verdi. İSPER'in yani İBB'ye bağlı İSPER şirketinin 19 yıllık çalışanı Mehmet Çağlar Kuru, için de Çekino çalışanı diye bu iddianameye ifadesi kondu. Değerli Başkanım, şunları biz yapıp Çekino'ya sızdırdıysak, Çekino nerede? Çekino'dan çekinen mi var?"

BAĞDATLI'NIN MAL VARLIĞI MASAK RAPORUNDA

Murat Ongun, MASAK raporuna göre Emrah Bağdatlı'nın toplam mal varlığının 34 milyon lira yani 700.000 bin dolar olduğunu belirterek, "Ongun adına rüşvet görüşmeleri yapan, ihalelere fesat karıştıran, medyayı fonlayan, trolleri fonlayan Emrah Bağdatlı'nın mal varlığı 700.000 Amerikan doları. Serdar Haydanlı’nın iş artırımından bile az" şeklinde tepki gösterdi.

Ongun şunları söyledi:

Emrah Bağdatlı'nın, fenomen Emrah Bağdatlı'nın mal varlığı ne? MASAK raporunda yazıyor, iddianameden okuyorum değerli Başkanım. 2023 yılından iki aktif tapu. Bir tanesi mesken, bir tanesi dubleks mesken. Kendine ait aracı yok, şirketine ait 6 adet araç var. Hım, 2023, iki aktif tapu. Bir tanesi dubleks mesken, biri mesken. Şimdi, mesken var, mesken var. Neymiş bu meskenler? Acıbadem'de 1+1 daire. Dubleks mesken dediği de İğneada'nın bir köyünde 60 metrekare ev. MASAK raporu bu iki eve toplam 20 milyon lira değer biçmiş. MASAK raporunda yazıyor. Yani Beşiktaş'ta 1+1 ev ancak alınacak bir daire. Gelelim 6 araca. 5 Ocak 2026 tarihli en taze MASAK raporunda araçların değerlendirmesi yapılmış. Hepsinin toplamına, yani 6 otomobile toplamda 8,5 milyon lira değer biçilmiş. Hatta altında bir not var değerli başkanım, diyor ki: "6 aracı birden birisi alırsa 7,5 milyon liraya da toplu halde elden çıkarılabilir." Bir de 6,5 milyon lira değerinde bir teknesi var. Tüm mal varlığı bu. Tüm mal varlığı bu. Bu dev yolsuzluklara imza atan Emrah Bağdatlı'nın toplam mal varlığını yazdım alt alta, topladım. Karşıma 34 milyon liralık bir mal varlığı çıktı. 700.000 dolar. Milyarlarca liralık ihaleleri organize eden, onlarca firmanın gayri resmi sahibi olan, Murat Ongun adına rüşvet görüşmeleri yapan, ihalelere fesat karıştıran, medyayı fonlayan, trolleri fonlayan Emrah Bağdatlı'nın mal varlığı 700.000 Amerikan doları. Serdar Haydanlı’nın iş artırımından bile az.

"KASA" İDDİALARINA YANIT

Murat Ongun, Emrah Bağdatlı'nın kasası olduğuna yönelik iddiaları yalanladı. Ongun, "Emrah bile kendisini savcılar kadar abartamazdı" dedi.

Ongun sözlerine şöyle devam etti:

Milyarlarca liralık, on milyarlarca liralık firmaların tepesinde sorumlu olan Ertan Yıldız'ın adı bu iddianamede 1455 kez geçiyor. Yine örgüt yöneticisi olan Adem Soytekin'ın adı 999 kez geçiyor. Diğer sözde yönetici Murat Gülibrahimoğlu'nun adı 900 kez geçiyor. Emrah Bağdatlı 2915 kez geçiyor. Ertan 1455, 30 firmadan sorumlu. Emrah Bağdatlı 2915. Yani iki tane Ertan eşittir bir tane Emrah. Allah aşkına böyle bir saçmalık olabilir mi değerli Başkanım?

2021'e doğru benim yanıma gelmeden önce zaten işi gücü yerinde, mali vakti yerinde olan görüyorsunuz MASAK raporunda var hangi firmalarla işler yaptığı. Yani bu adam ağaç kovuğundan çıkmamış. İddia makamının özel vasfa haiz üye diye nitelendirdiği şahıs şöyle anlatılıyor iddianamede: "Murat Ongun'un kurduğu sistemde organizatör olan şahıs, aynı zamanda Murat Ongun'un kasası, Kültür ve Medya A.Ş. yöneticilerine talimat veriyor. İştiraklere alınacak personele o karar veriyor. Sahibi ya da gayri resmi ortağı olduğu firmalara usulsüz ihale veriyor. Murat Ongun adına rüşvet görüşmeleri yapıyor. Birçok reklam firması sahibini İBB personeli gibi çalıştırıyor. İletişim koordinatörlüğünü üs gibi kullanıp sosyal medya trol yapılanmasını ve medyayı finanse ediyor." Yani aslında bana yapılan suçlamaların tamamı, Emrah Bağdatlı'ya da yapılmış durumda.

Değerli Başkanım; inanın Emrah bile kendisini savcılar kadar abartamazdı. Kasa olduğuna dair bir tane makbuz... 2020 yılı demiyorum. Dedim ki 2000 yılından beri tanıyorum. “Bir yudum insan” belgeselinden tanıyorum dedim. Daha 20 yaşındayken. Bir tane bana bu 25 yılda Emrah Bağdatlı'yla benim aramda bir banka para transferi, para hareketi gösterebilirler mi? Yok. Nihat Sütlaş'la gösterebilirler mi? 30 yıllık arkadaşım o da. Yok. Çünkü öyle bir ilişkimiz yok değerli Başkanım. Ben bütün arkadaşlık ilişkilerini paraya, ticarete, ihalelere endeksleyen bir zihniyeti ben gerçekten anlamıyorum. Şimdi, kasa olduğuna dair veri yok. Ayrıca Emrah'ın aniden zenginleştiğine dair bir verisi de yok savcıların. Kültür-Medya A.Ş. çalışanlarına talimat verdiği ve buraya alınacak personeli belirlediğine dair tek bir kanıt yok.

"BENİ VE EMRAH'I SUÇLAYAN TAHLİYE OLDU"

Murat Ongun, itirafçıların kendisini ve Emrah Bağdatlı'yı hedef alarak tahliye olduğunu belirtti. Ongun, Bağdatlı'nın İletişim Koordinatörlüğü'nde bir odası olmadığını da belirtti.

"Savcılığınızın fenomen zanlısı Emrah Bağdatlı ve ortağının bizlerden 2,5 yılda aldığı işin toplamı 7,5 milyon lira" diyen Ongun şöyle konuştu:

"Pek çok itirafçı aynı ve benzer cümleleri kullanarak tahliye oldu; yani Murat Ongun'u ve Emrah Bağdatlı'yı suçlayarak. Emrah'ı işte 20 küsur yıldır tanırım. Bir kere Emrah Bağdatlı'nın İletişim Koordinatörlüğü'nde bir odası yoktur. Şu salonda bir Allah'ın kulu Emrah'ın odasında çay içmemiştir; yani odası yok.

bu insanın hem medya ve prodüksiyon alanında, film alanında hem de etkinlik alanında 15 yıllık ortağıyla beraber şirketleri var, bir tecrübesi var. organizasyon işlerinde, ben bir paralel yapı kurmuşum, bu yapının başına da Emrah'ı koymuşum, Emrah da burada işleri yürütür olmuş. Bu ifadeler, bu beyanlar tepeden tırnağa kadar yalandır.

Yani savcılığınızın fenomen zanlısı Emrah Bağdatlı ve ortağının bizlerden 2,5 yılda kayıtlı kuyutlu resmi olarak aldığı işin toplamı 7,5 milyon lira, yaklaşık.

Şimdi fasit bir daire oluşturuldu dediğim gibi. 2,5 ay İBB'nin en küçük şirketi Medya AŞ üzerinde tepinildi, benim üzerimde tepinildi. Doğal olarak benle yakınlığı nedeniyle Emrah'ın üzerinde tepinildi. Medyaya, gazetelere aynı yönde yazılar yazdırıldı. Burada söyledi bu tanıklar, bunları gazetelerden okuyarak gelip itirafçı oldular, beni, Emrah'ı suçladılar, ondan sonra da çekip gittiler. Murat Ongun oldu şeytan, Emrah Bağdatlı oldu şeytan. Aman biz bunlara dokunursak yanarız oldu."

DURUŞMA BAŞLADI

Murat Ongun hakkında işlem yapılmayan isimlere değindi. Mahkeme başkanına seslenen Ongun, şunları söyledi:

"Benim cezaevinde başımı yastığa koymam için bu insanların neden kayrıldığı konusunda şu ana kadar bize bir açıklama yapılmadı. Siz bize bir açıklama yaparsanız gönül rahatlığıyla cezamı çekeceğim."

Kaynak: Halk TV

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Korkunç olay! Boğazına başörtüsü dolanan 1 yaşındaki Furkan, hayatını kaybetti CHP’li Kılıç’tan Erdoğan’a ‘vitrin mankeni’ yanıtı! TikTok'ta skandal görüntüler! ABB’de Melih Gökçek dönemi bürokratına yolsuzluk davası: ‘İŞKUR programıyla 500 kişiyi işe alındı gösterip, maaşlarının yarısını topladı’ iddiası