Aldatan Koca

Kocam için yapacağım en zor şeyin ona bedenimden bir parça vermek olduğunu sanıyordum — ta ki hayat bana arkamdan gerçekten ne yaptığını gösterene kadar. Bunlardan birini gece 2’de yazan kişi olacağımı hiç düşünmezdim ama işte buradayız. Ben Meral, 43 yaşındayım. Yakın zamana kadar hayatım için “iyi” derdim. Mükemmel değil ama sağlam. Murat’la 28 yaşımda tanıştım. Karizmatik, komik, kahve siparişinizi ve en sevdiğiniz film repliğini hatırlayan türden bir adamdı. İki yıl sonra evlendik. Önce Elif, sonra Mert doğdu. Şehir dışında bir ev, okul gösterileri, toptan market alışverişleri… Güvenebileceğin bir hayattı bu. İki yıl önce her şey değişti. Murat sürekli yorgundu. Önce işi suçladık. Stres. Yaş almak. Sonra rutin bir kontrolden sonra doktoru aradı. “Kronik böbrek hastalığı.” Nefroloğun odasında oturduğum anı hâlâ hatırlıyorum. Duvarlarda böbrek posterleri. Murat’ın bacağı durmadan titriyordu. Benim ellerim kucağımda kenetlenmişti. “Böbrekleri iflas ediyor,” dedi doktor. “Uzun vadeli seçenekleri konuşmamız gerekiyor. Diyaliz. Nakil.” “Nakil mi?” dedim. “Kimden?” “Bazen aile üyeleri uygun çıkar,” dedi doktor. “Eş, kardeş, ebeveyn. Test yapabiliriz.” “Ben yaparım,” dedim Murat’a bile bakmadan. İnsanlar bana hiç tereddüt edip etmediğimi soruyor. Etmedim. Aylarca onun gözümün önünde eriyişini izledim. Yorgunluktan yüzünün grileşmesini. Çocukların “Baba ölecek mi?” diye sormasını. Benden hangi organı isteseler verirdim. Uygun donör olduğumu öğrendiğimiz gün arabada ağladım. Murat da ağladı. Yüzümü iki eliyle tuttu. “Ben seni hak etmiyorum,” dedi. O zaman romantik gelmişti. Ameliyat günü soğuk hava, serumlar ve tekrar tekrar sorulan soruların bulanık bir karışımıydı. Ameliyat öncesi bir süre yan yana iki yatakta yattık. Bana hem mucizeymişim hem de suç mahalliyim gibi bakıyordu. “Emin misin?” diye sordu. “Evet,” dedim. “İlaçların etkisi geçince yine sor.” Elimi sıktı. “Seni seviyorum. Hayatımın geri kalanında bunu telafi edeceğim.” Aylar sonra bu cümle karanlık bir şaka gibi gelmeye başladı. İyileşme süreci berbattı. Onun yeni bir böbreği ve ikinci bir şansı vardı. Benim yeni bir izim ve kamyon çarpmış gibi hisseden bir bedenim vardı. Evde yaşlı insanlar gibi ağır ağır dolaştık. Çocuklar ilaç çizelgelerimize kalpler çizdi. Arkadaşlar yemekler getirdi. “Biz bir takımız,” derdi bana. “Sen ve ben, dünyaya karşı.” Ona inandım. Hayat sonunda normale döndü. Ben işe döndüm. O da döndü. Çocuklar okula başladı. Dram “Baba ölecek mi?”den “Elif yine ödevini okulda unutmuş”a evrildi. Bir film olsaydı burada mutlu son olurdu. Ama işler garipleşti. Başta küçüktü. Murat hep telefondaydı. Hep “mesai.” Hep “yorgun.” En ufak şeyde terslemeye başladı. “İyi misin?” dediğimde gözünü bile kaldırmadan “Yorgunum,” diyordu. “Ekstreyi ödedin mi?” dediğimde, “Ödedim dedim ya Meral, dırdır etme,” diye çıkışıyordu. Kendime şunu söyledim: Ölümle yüzleşmek insanı değiştirir. Zaman ver. Bir gece, “Çok uzaklaştın,” dedim. Daha da uzaklaştı. “Neredeyse ölüyordum,” dedi. “Kim olduğumu anlamaya çalışıyorum. Biraz alanım olabilir mi?” Suçluluk mideme yumruk gibi oturdu. “Tabii,” dedim. Geri çekildim. O daha da uzaklaştı. Her şeyi patlatan cuma günü, her şeyi düzeltmeye çalıştığımı sanıyordum. Çocuklar hafta sonu annemdeydi. Murat yine “işte boğulmuştu.” “Sürprizim var,” diye mesaj attım. “Büyük teslim tarihi var. Beni bekleme,” yazdı. Evi temizledim. Duş aldım. Uzun süredir giymediğim güzel iç çamaşırını giydim. Mumlar yaktım. Sevdiği yemeği söyledim. Son anda tatlı almayı unuttuğumu fark ettim. Mumların çoğunu söndürüp fırına koştum. Toplam 20 dakika yoktum. Döndüğümde Murat’ın arabası oradaydı. Gülümsedim. Kapıya yürürken içeriden kahkaha duydum. Bir erkek kahkahası. Bir kadın kahkahası. Çok tanıdık bir kadın kahkahası. Kübra. Kapıyı açtım. Beynim bunu normalleştirmeye çalıştı.... Devamını okumak için Lütfen sonraki sayfaya geçiniz..
Reklamlar